Veysel Ulusoy

Gündem ekonomi, gündem işsizlik

17 Şubat 2019 Pazar

Son birkaç gün içinde ekonomik verilerin sağanağı altında ıslandık. İşsizlikten sanayi üretimine, perakende satış endeksinden bütçe verilerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor bu sağanak.
Sanayi üretimi ile başlayalım analize.
Ekonomideki ani duruş sinyalleri 2018 yılının son çeyreğinde belirginleşti ve sanayi üretiminin 2018 bütünü için yüzde 10’a varan düşüşü ile daha derinden hissedildi. Özellikle konkordato verilerinin gölgesinde başlayan sancılar bu düşüşün geleceğinin temel göstergesiydi sanki. Çalkantı tarımsal ürün arz zincirinde yaşanan sorunlarla ortaya çıkan gıdadaki fiyat artışları, işsizlikteki yükseliş ve istihdam oranındaki düşüş ile doruğa ulaştı ve böylece üç yönlü kıskaç başladı ekonomide: üretimde daralma, yüksek fiyat seviyesi ve düşük alım gücü.
İşsizlik Kasım 2018 itibarıyla son yılların en yüksek seviyesine ulaştı. Yüzde 12.3 oranını yakalayan işsizliğin, 2018 Aralık ayına ait sanayi üretiminde çift haneye varan düşüşünde etkisi ile daha yukarılara çıkacağını tahmin etmek zor değildir.
Tüketim ve üretimin ortaklaşa hareket ettiği ürün piyasasında “güven” unsuru belki de uzun dönemde ekonominin sağlığının en önemli göstergesidir. Hane halkının edinimlerden dolayı ödediği taksitler, mutfağın maliyeti, vergi yükü, işte kalma olasılığı gibi birçok faktörü kapsayan tüketici güven endeksi ile imalat sanayinin durumunu belirten reel kesim güven endeksi aslında ekonominin üst şemsiyesi niteliğinde iki göstergedir. İkincisinde dönemsel ve geçici iyileşmelere rağmen, toplam talep göstergesi olan ilkinde oldukça alt seviyelerine ulaşmamız, ekonomik sorunların uzun döneme yayılacağını göstermektedir.
Güven, basit anlamıyla, geleceğin fotoğrafının günümüzde görülen ilk yansımasıdır. Planlı ekonomiyi savunan ekonomistlerin yanında, özellikle Şikago İktisat Ekolü’ne ait olan rasyonel beklentiler ve etkin piyasa teorisinde bile bu güven unsurunu ayrıntılı olarak görebiliriz. Söz konusu ayrıntılarda kapasite kullanım oranı, cari açık, bütçe beklentileri ve uluslararası ticaretin davranışlarını da izlemek mümkündür.
Finansal piyasalarda kök bulan ve son 6-7 ayda çalkantılarla günümüze gelen döviz ve parasal sorunların artık reel kesimi derinden etkilediği bir sürece girdik. Üretim gücünün göstergesi niteliğindeki kapasite kullanım oranındaki azalma uluslararası ticarette göreceli ucuzlayan ihraç ürünlerinin artış hızını bile yavaşlatır hale getirmiş, ithalatta ise çok çarpıcı düşüşler yaşanmıştır. Dış ticaret ve cari açığı “sözde” olumlu etkileyen bu gelişmenin, ithalatımızın yaklaşık yüzde 90’lara ulaşan kısmının sermaye ve ara malı olduğu gerçeği ile orta vadede aslında ne kadar olumsuzluklar yarattığını belirtmek yanlış olmaz.
Yakın bir zamanda, Türkiye ekonomisinin reel kesimine yansıyan sorunlarını, eş anlı olarak, dünya ekonomisinin durgunluğa doğru olan seyri ile değerlendirmek gerekecektir. Çin ekonomisinde yaşanan durulma, AB ekonomisinde, özellikle de Almanya üretim gücünde yaşanan yavaşlama, ticaret savaşlarının izleri ve ABD hükümetinin kapalı kalması, orta ve uzun vadede küresel riskleri ve durgunluk olasılığının seviyesini belirleyen etkenler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Takip edeceğiz!  


Yazarın Son Yazıları

Enflasyon 3 Ocak 2021
Lizin ve gıda fiyatları 6 Aralık 2020
Hesabı kim ödeyecek? 22 Kasım 2020
Yoksunluk ve enflasyon 25 Ekim 2020
Veri 30 Ağustos 2020
Kimin parası? 2 Ağustos 2020