Yüksel Pazarkaya

Cumhuriyet Işığı ve Mağara Putları

03 Kasım 2009 Salı

Cumhuriyet Bayramı iki gerçeği gözler önüne serdi: O ışığa özlemi ve o ışığın sönmeyeceğini.

Platonun ünlü mağara alegorisi yaşadığımız günleri de çarpıcı biçimde tanımlıyor. Anımsayalım: Bir mağaranın içinde birtakım insanlar sırtları dışarıdan gelen ışığa dönmüş, zincire vurulmuşlar. Dönüp ışığa bakamıyorlar. Işığı görmüyorlar. Duvarla ışık arasından geçen bazı şeylerin önlerindeki duvara düşürdüğü gölgelerini görüp bunun gerçek olduğunu sanıyorlar. Sıkı sıkıya zincire vurulu, dönüp bakamadıkları sürece yalnızca gölgeleri gerçek biliyorlar.

Bir süre sonra zincirlerinden çözülüyorlar. Dönüp baktıkları zaman ışığın gerçekliği ile gölgeler arasındaki farkı ayrımsıyorlar. Gölgenin değil, ışığın gerçek olduğunu algılıyorlar.

İsterseniz buna siz bilinçle safsata, bilgiyle hurafe arasındaki fark deyin. 1950 yılından başlayarak (daha gerisini bir tarafa bırakalım şimdi), özellikle de 12 Eylül 1980 süreciyle birlikte gittikçe artan sayıda insanımız mağaraya konarak sırtları ışığa dönük, yüzleri mağaranın duvarında, zincire vuruluyor.

Bunu yapanların adları dönem dönem değişti, ama onlar hep aynı takımdı ve aynı takım olmayı sürdürüyorlar: Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle Cumhuriyet devrimlerinin düşmanları, hem içte hem dışta, içtekiler dıştakilerle işbirliği halinde, uşak karakterliler. Uşak karakterin şaşmaz bir ölçütü vardır: Bir savı, bir projeyi dışarıda kimler destekliyor? Hangi sav, hangi proje? Onlarla aynı kaba tükürenler uşaklıktan başka bir sana sahip olamazlar. Saymaya devam edelim: Din bezirgânları, mürteciler.

Bunlar insanları nasıl mağarada sırtları ışığa dönük zincire vuruyorlar?

Köy Enstitülerini, öğretmen enstitülerini kapatıyorlar, Halk Evlerine düşman oluyorlar, bugün de Atatürkçü Düşünce Derneklerine. Cumhuriyetin kuruluşunda en saygın meslek olan öğretmeni, saygınlık sıralamasında bugünkü duruma düşürenler, ortalama dört yılı bile bulmayan okul eğitimiyle, okuma yazma biliyoruz diye dünyayı kandıranlar, okulun yerine dershaneyi koyanlar, meslek eğitimini es geçenler, meslek okulu olması gereken imam hatiplerden hâkim, vali, savcı her mesleği türetmek isteyenler... Eğitimde birlik ve tekliği medrese özlemi içinde hafız okullarıyla sağlamak isteyenler. Cumhuriyeti ve devrimleri hazmedemedikleri için ikinciyi isteriz diye yaygara koparanlar. İrticanın, hurafenin, battalın, dogmanın her türlüsünü demokrasi diye yutturmaya kalkanlar, özgürlük diye diye muhalefete ve düşünmeye yaşam hakkı tanımak istemeyenler...

Onlar mağara putları! Eser diye, nesne diye ortaya koydukları, gölgeleri, mağara putları!

Cumhuriyet Bayramını coşkuyla kutlayan yığınlar, sırtları ışığa dönük zincire vurulmuş insanlarımızı mutlaka zincirlerinden kurtaracaklar. O zaman dönüp ışığa bakabilecek zincirliler anlayacaklar, gerçek sandıkları gölgelerin gerçekle ilgisinin olmadığını. Putlara inandırıldıklarını. Ve kollarını açıp ışığa koşacaklar, aydınlığa çıkacaklar.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Kaygan Mantık 7 Şubat 2014
Yargı ve Demokrasi 30 Ocak 2014

Günün Köşe Yazıları