Baş sorumlular, suçluları kutsayanlardır!
Zülal Kalkandelen
Son Köşe Yazıları

Baş sorumlular, suçluları kutsayanlardır!

17.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Kahramanmaraş’taki bir ortaokulda 14 yaşındaki bir öğrencinin silahlı saldırısında, bir öğretmen ve on öğrenci hayatını kaybetti, yirmi öğrenci yaralandı. Sormak zorundayız: 8. sınıf öğrencisi beş silah ve yedi şarjörle okula nasıl rahatça girebiliyor?

Bir gün öncesinde Şanlıurfa’daki bir liseye silahla giren 19 yaşındaki saldırganın açtığı ateş sonucu 16 kişi yaralandı, saldırgan öldü. Öğrenciler canlarını kurtarmak için pencerelerden atladı.

Ege Üniversitesi’nde Öğrenci Sendikası bildirileri dağıtan gençler metro çıkışında çoğunluğu öğrenci olmayan, palalarla silahlanmış kalabalık bir ülkücü grubun saldırısına uğradı, iki öğrenci yaralandı.

Mersin’in Tarsus ilçesinde bir lise son sınıf öğrencisi, okulda tabanca ile yakalandı.

Ankara Keçiören’de 14 yaşındaki Emir S. akranı tarafından karnından bıçaklanarak ağır yaralandı. Çevredeki çocuklar, kavgayı teşvik edip o anları cep telefonuyla kaydederken “Vur” diye bağırdı.

ÇÖKEN EĞİTİM SİSTEMİ VE YÜKSELEN ŞİDDET 

İstanbul Çekmeköy’deki bir lisede öğretmen Fatma Nur Çelik, bir öğrencinin bıçaklı saldırısıyla yaşamını yitireli daha bir buçuk ay oldu.

Okullarda güvenlik eksikliği ve rehberlik servisinin yokluğu günlerce konuşuldu ve o vahim olay üzerine bu katliamlar silsilesi yaşandı!

Bunlar olurken göreve geldiğinden beri yaptıklarıyla eğitim politikasını iflas ettiren, laik ve bilimsel eğitime darbe üstüne darbe vuran Milli Eğitim Bakanı ne diyor? Tarikatlarla protokol yapmakla, ulusal eğitimden Atatürk’ü ve laikliği çıkarmakla uğraşan Yusuf Tekin, “Bu tedbir alınan okullarda da alınmayan okullarda da oluyor” diyor ve eğitim emekçilerinin MEB önündeki haklı eylemini önlemeye çalışıyor!

SİYASET MAFYA İLE EL ELE, ÖCALAN MECLİS’E... 

Bahçeli ve Erdoğan ise her olayda olduğu gibi açıklama yapıp aman bu olaylar siyasetin konusu haline getirilmesin diyor. Onlara göre katliamların nedeni, dijitalleşmenin etkisi, değer erozyonu ve sosyal çevre.

Oysa okullarda giderek artan şiddeti bireysel patolojilere bağlamak yanlıştır. Türkiye’de toplum, vatandaşların içine sokulduğu ekonomik, sosyal ve siyasi baskı yüzünden patlama noktasına gelmiştir ve toplumsal şiddet, öncelikle bir halk sağlığı sorunudur.

Gençlerin suça eğilimli hale gelmesinde kuşkusuz çeteleri, aşiretleri, mafyayı olumlayan TV dizilerinin, filmlerin, bilgisayar oyunlarının ve sosyal medyanın etkisi vardır. Ancak bu etkiye katkıda bulunanlar, yalnızca kurgusal dünyada değil, gerçek dünyada da var.

Acaba Türkiye’de değerler erozyonu nasıl yaratılmıştır?

Örneğin Bahçeli’ye sormak gerekir: Mafya babası Alaattin Çakıcı’yı Meclis’te ve MHP Genel Merkezi’nde ağırlayıp fotoğraf çektiren kendisi değil midir?

On binlerce yurttaşımızı katleden PKK terör örgütünün başı hakkında “Kurucu önder Öcalan’a saygı göstermeli” diyen, ondan kilim hediyesini kabul eden kendisi değil midir?

Bu davranışlarla topluma verilen mesaj, “Siz de silahlı bir mafya ya da terör örgütü kurup bir gün saygı görebilirsiniz” demekten başka bir şey değildir. Şiddetin sonuçta bir güç kaynağına dönüştüğü izlenimi doğmaktadır.

Bu zararlı etkiyi yaratan yalnızca Bahçeli de değildir. Çetelerin, suçluların eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile fotoğraf çektirmek için yarışa girdiğini hep birlikte gördük.

HÜKÜMET İSTİFA!

“Kininin peşinde bir gençlik” yaratmak istediklerini yıllardır tekrarlayan Erdoğan ise toplumsal kutuplaşmadan sorumludur.

Kendine “demokrat” diyenlerin, “gazeteci” olduğunu iddia edenlerin son dönemde tanık olduğumuz mafya babalarına hayranlığı da ahlak erozyonuna örnektir.

Tecavüzcülerin, kadın katillerinin, dolandırıcıların, hayvan katledenlerin salınıp gazetecilerin hapse tıkıldığı bir toplumda ne adaleti sağlayabilirsiniz ne de masum insanları koruyabilirsiniz. Önce şiddeti kutsamaya son vereceksiniz ki büyükleri örnek alan çocuklara doğru yol gösterilsin!

Türkiye’de toplumsal ahlak çökmüş, adam kayırmacılık, hırsızlık, yolsuzluk ve en kötüsü de adaletsizlik tavan yapmış; sosyal çürüme en ince kılcal damarlara kadar yayılmış, gençlerin gelecekten umudu yok edilmiş, kimsenin can güvenliği kalmamıştır. Bütün bunlar siyasetle yakından ilgilidir ve çözümü de siyasi mekanizmalar işletilerek bulunmak zorundadır!

O nedenle diyorum ki hükümet istifa!