Köşe Yazısı

A+ A-
Zafer Arapkirli

Homur-ing

16 Ağustos 2019 Cuma

“Bu kadar çok şey, bu kadar yanlış ve bu kadar acımasızca, bu kadar yamuk ve bu kadar mide bulandırıcı bir boyutta yaşanmamıştı hiç...” diye yakınıyordu bir arkadaşım. “Hayatının hiçbir döneminde bunca ihaneti ve bunca bariz kötülüğü bir arada görmemişti...”
Bugün, ülkenin hangi köşesine giderseniz gidin, hangi masaya oturursanız oturun, hangi arabaya binerseniz binin, hangi köşede biri ile kafa kafaya verirseniz verin, “ağır şikâyet” var. İnsanlar artık, kendi naçiz yaşamlarındaki sorunları bile unutmuş, S-400’den Fırat’ın doğusu mevzuuna, Altın Madenleri felaketinden neredeyse saat başı bir yolcu otobüsünün alev alıp yanmasına, Türk-İş yönetiminin milyonlarca insanı “utanmazca ayaküstü satışı”ndan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki atamalara kadar düzinelerle, belki de yüzlerce konu başlığını, boyun damarları şişe şişe konuşuyor ve tartışıyor.
Gencecik vatan evlatlarını bir bir şehit vererek, bir inat uğruna elâlemin toprağına girip Afrin’deki Suriye resmi binalarına “Türk bayrağı” dikerek yaptıkları anlamsız şovlardan sonra, şu an “En büyük zararı gördüğün düşman” statüsündeki ABD’nin, gelip Şanlıurfa (Şanlı’ya özel vurgu gerek burada) toprağına “ABD bayrağı” dikmesini kimse gururuna yediremiyor.
Aylardır siyasi rant devşirmek ve peşi peşine gelen seçimlerde 3 oy oradan 5 oy buradan devşirmek uğruna “girdik gireceğiz, sınıra asker, tank yığıyoruz” vaveylası koparırken, bir yandan da ABD’nin PKK-YPG’ye oluk oluk silah vesair malzeme akıtmasına mani olamamanın çaresizliği ile, şimdi “Gireriz bak. Oyalamayın bizi” komikliğine varan bir dizi gelişmeyi hayretle ve öfke ile izliyor millet. 1991’in, 2003’ün hayaletinin dolaştığı bölgede, “Washington’a sözde efelenme” numaraları ile, her dediklerine boyun eğme görüntüsünü artık gizleyememenin ezikliğini midesi bulanarak dinliyor bültenlerde. Kafasının bir yerinde de “S-400’leri hangi divanın ya da kanepenin altına gizleyip unutturacaklarının, parası ödenmiş pilotu tayin edilmiş ama gasp edilmiş F-35’lerin, hangi ülkeye verileceğinin merakı” da cabası.
İç borcun, dış borcun, özel sektör borcunun, kamu borcunun, kişi borcunun kapkara bir bulut halinde tepemizde sallanmasının yaşattığı kâbusu saymıyorum bile.
Sadaka boyutundaki 150 TL “seyyanen” ödeme aldatmacası ile milyonlarca işçiyi ve ailelerini “kölesin sen köle kal” diye utanmazca satışa getirenlerin pişkinliğinin açık mikrofonlara yansıması karşısındaki “iğrenme duygusu”nu tarif edecek sözcük, henüz sözlüklerimize giremedi bile.
Kendisini utanmadan, sıkılmadan “özel sektör” ve “hür teşebbüs” diye yutturmaya çalışan ama bal gibi “kucakta sektör, sığıntı sermaye, kollama müteahhit, yalama hırsızlar” olduğu ortada pişkin sermayedarlara verilen ballı ihaleler, ondan alıp buna aktarmalar, cemaat-tarikat-siyaset- sermaye dörtgenindeki danslar, bir o kadar karın ağrılarını ve migren krizlerini artırıyor milletin.
31 Mart ve 23 Haziran’daki çifte “tarihi tokat”ın keyfini doya doya yaşayamayan kitlelerin dillerindeki “Mazbatayı Veeeer” şarkısı hâlâ tatlı tatlı mırıldanmakta ve sarhoşluğu tam da geçmemişken, “ufak yol kazaları” diye yumuşatılmaya çalışılan “seçmenle dalga geçer boyuttaki” ağır siyasi arızalar, yaz sıcağı ve nemden daha büyük sıkıntı yaratıyor bünyelerde.
Daha saymayayım ki, ağustosuna ağustos katmayayım değerli okurun.
Ama bir de dönüp kendine bak be canım kardeşim.
Bütün bu saydıklarımız ve çok daha fazlasının yaşanmaması için, “homurdanmanın haricinde” sen neler yaptın?
Bir sor kendine.
İlle de meydanlara çıkıp; elinde pankart, hançereni yırtarcasına haykırıp çatışmak gerekmiyor. Milyonlara varan takipçisi olan kanaat önderlerinin mesajları altına bir “fare tıklaması”nı (RT veya Like şeklinde) bile yapmakta zorlanıyorsa bünyen. Bir muhalif gazete, 82 milyonluk ülkede bayide 30-40 binlik tirajı (bırak bana dijital mazeretlerle gelmeyi) yakalayamıyorsa, telefonda bile konuşmaktan, “Abi şimdi seni dinliyorlardır. Neyse. Sonra ş’eyderiz” diye tırsıyorsan. Fısıldama moduna geçiyorsan anında...
Ahlaksızca hukuk ihlallerinin kurbanı gazetecilerin duruşmalarında bile 3-5 meslektaşın haricinde öteki meslektaşlar bile gelip görünmekten tırsıyorsa...
Kim değiştirecek bunları?
“Gülsuyu kokulu Abdullah Efendi mi? “Tonton” Ali Bey mi? Emevi Camii Fatihi Kiziroğlu Davut mu?
FETÖ iblisi ile (hiçbir zaman ayrılmayacak) gönül ve kader birliği içindeki bugünün “Cumhuriyeti Yıkım Ekibi”nin ezeli ve ebedi müttefikleri mi?
Şaka mı yapıyorsun canım kardeşim?

Tümü Zafer Arapkirli - Son yazıları

Her şey... 23 Ağustos 2019 Cum
Homur-ing 16 Ağustos 2019 Cum
Vandallara geçit yok! 9 Ağustos 2019 Cum