Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Selin Ongun

Selvi Kılıçdaroğlu: Homurdananlar partide olmasın

30 Mart 2015 Pazartesi

[Haber görseli]

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu ile yaptığımız söyleşinin dün yayımlanan bölümünde Selvi Hanım’ın “+18 kaset” iddiaları hakkındaki açıklamalarını, “CHP-cemaat işbirliği” söylemlerine yönelik tutumunu, iktidar-cemaat kavgasına dair değerlendirmelerini aktardık. Söyleşinin bugünkü içeriği, günün gündemi, yani salı günlerinin klasiği, Meclis’teki grup konuşmaları manzaralarıyla başlıyor.

- Grup toplantılarına “grup savaşları” da deniyor. Duydunuz mu?

Kim önce çıkacak, sonra nasıl yanıt verilecek; öyle oluyor.

- Kemal Bey’in söylemini Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurmasını eleştirdiğinizi duyduk.

Doğru. Eşime, bazı şeylere karşılık vermeye bile değmez, derim. Ben olsam karşılık vermem. Bu konuda eleştirilerim oldu. Cevap verilmesi gereken kısımlar olabilir ama karşıdakinin her söylediğine neden cevap yetiştireyim? Bunu çok gereksiz buluyorum.

- Buna Kemal Bey de dahil oldu.

Dahil oldu, bunu söylediğim zaman “Tamam “ diyor. Ama cevap vermediği zaman da kızanlar oluyormuş.

CHP’nin oylarını koruması başarı değil

- Kemal Kılıçdaroğlu’nun örneğin Hülya Avşar için “Yalakadan sanatçı olmaz” sözlerini duyunca şaşırdınız mı?

Şaşırmadım. Aslında bu onun tarzı değil. Öyle bir dil kullanmaz. O anda olanlar böyle bir açıklamaya neden oldu herhalde diye düşündüm.

- Kemal Bey, geçen hafta emeklilere yönelik iki maaş ikramiye vereceği sözünü verdi. Siz bu seçim sürecinde meydanlarda böyle bir Kılıçdaroğlu mu görmek istersiniz?

Bu sefer biraz daha farklı olacak diye düşünüyorum. Ekonomiye, yoksulluğa, işsizliğe daha fazla odaklanılacak sanırım. İşsizlik çok büyük bir sorun, gençlerin işsiz olması daha da büyük bir sorun. Çok acı bir şey.

- Grup toplantılarını izliyor musunuz?

Denk gelirsem izlerim.

Bu salı, “Baş-ba-kan Kemal, Ke-mal Başbakan” tezahüratları vardı. Evde televizyon karşısında o anları izlerken sizin de içinizden tezahürat geçiyor mu? Yoksa gülümsüyor musunuz?

Tebessüm ediyorum tabii. Gönlünüzde yatan farklıdır ama ülkenizi biraz biliyorsanız, gerçeği görürsünüz. Somut duruma göre yorumunuzu yaparsınız. Benim de gönlümden çok güzel şeyler geçiyor. Herkes iş sahibi olsun, insanlar sevdiği işi yapabilsin, bunların olmasını istiyorum. Ama gerçek öyle değil. Dolayısıyla o tezahüratlar gülümsetiyor.

- Sizin için başarının ölçüsü nedir; CHP’nin mevcut oylarını koruması sizce başarı olur mu, yüzde kaç başarı olur?

Başarı ölçüsü için rakam vermek istemiyorum. Mevcut rakamın korunmasını başarı olarak görmem.

‘CHP’de kaç türbanlı var’ bakışı aşılmalı

- Haziranda CHP’nin muhalefet koltuğunda oturduğu sonucu çıkarsa, “Bırakma zamanı, bırak Kemal” der misiniz?

Benim ve çocukların sözüne gerek kalmaz, kendisi ne gerekiyorsa yapar, diye düşünürüm.

- Başörtülü aday şıkkı her seçim olduğu gibi bu seçimde de konuşulacak ise hatırlatarak soralım. “Acaba CHP türbanlı aday gösterecek mi? Kaç türbanlı aday olacak?” gibi bir bakışa “Yeter artık, Türkiye bunları aşsın” der misiniz?

Evet, yeter diyorum. Başörtülü- başörtüsüz ayrışması yerine belirli bir donanıma sahip, fikirlerini dürüstçe, akıcı, yapıcı bir dille anlatabilecek, gerçekten çalışkan insanlar istiyorum.

- Şafak Pavey bir sonraki dönem olmayacağını söyledi.

Olmasını isterdim, kendisi karar almış, saygı duyuyorum.

- Emine Ülker Tarhan’ın partiden ayrılması eşiniz üzdü mü?

Kendisinin getirdiği isimlerdi, o bakımdan düşünmüştür. Çok üzüldüğünü söyleyemeyeceğim.

- CHP’den ayrıldılar ama şimdi “CHP’ye katkıda bulanacağız” diyorlar, yorumunuz?

Bazı şeyleri dile getirmek istemiyorum. Susayım en iyisi. Benim de kendime özgü yorumlarım var ama isimler üzerinden konuşmak doğru olmaz. O bakımdan susuyorum. Mesela bazı CHP milletvekilleri için keşke hiç olmasaydılar, diyorum. Bazılarının ise önümüzdeki süreçte de olmalarını sahiden istiyorum. Bazıları için, inşallah hiç olmaz, diyorum.

Tarhan’ın gidişine üzüldü diyemeyeceğim

- İsim sormayacağız, paylaşmayacağınızı biliyoruz. En azından profili somutlamak adına, “keşke olmasalar” dediklerinizi nasıl anlatırsınız?

Tabii ki bu nereden baktığınız ve siyasi görüşünüzle ilgili. Ya da ülkeyi tanımakla, gelinen noktayı görebilmekle ilgili. Olmuyor işte, öyle şeyler görüyoruz ki, bu ülkenin gerçeklerini görmediklerine tanık oluyoruz. Bu tür kişilerin gerçekten olmasını istemiyorum. Bu ülkenin insanlarını tanıyan, bu gerçekleri bilen, donanımlı kişilerin olmasını istiyorum.

- Kemal Kılıçdaroğlu kısa süre önce “İzmir, Ankara, İstanbul’da ilk sıraları kadınlara bırakma kararı alındığını” söyledi. Parti içinde buna homurdananlar olduğu konuşuluyor. Bu homurdananlar olmasın mı diyorsunuz?

O homurdananlar olmasın. Kadın ya da erkek, nitelikli, çaba sarf eden, insanlara kendini adayanlar olsun istiyorum.

[Haber görseli]

Büyük kızları Aslı (aşağıda solda) ekonomist, ortanca Zeynep (babasının kucağında) avukat, oğulları Kerem (aşağıda sağda) akademisyen oldu.

‘Yakın büyüseydik, böyle bir evlilik olmazdı’

- Kemal Bey size evlenme teklif ettiğinde yanınızda dayınız varmış. “Evlilik teklif edişi romantik değildi, zaten biz de romantik değildik” mi dersiniz?

Biliyorsunuz teyze çocuklarıyız. Ama mesela ben Kemal’in babasını ilk kez nişanımızda gördüm. Kemal’i de ilk kez lise çağımda gördüm. Belki yakın büyüseydik, böyle bir evlilik olmazdı. O zaman akademideydi Kemal, hesap uzmanlığı sınavlarına girmişti. Birdenbire başladık.

- Birbirinizi sonradan mı sevdiniz?

Bizim evliliğimiz bir aile kararıyla olmadı. Bizim kararımıza aile uydu.

- Nasıl tanıştınız?

Kemal bize ziyarete geldi. Öyle tanıştık. Yıllarca süren bir arkadaşlık neticesinde evlenmedik.

- Basın Yayın’da okuyordunuz Ankara’da. Ve okulu bıraktınız.

Evet, babam çok üzülmüştü okulu bırakmama.

- Şimdi mutlu musunuz?

Çocuklarımızla bir araya geldiğimizde, ailece olduğumuzda mutlu oluyorum tabii ki. Fakat bazen çok mutsuzlaşıyorum. Haberleri izlerken, gazetelere bakarken sahiden mutsuz oluyorum.

[Haber görseli]

Selvi Hanım, “Evliliğimiz aile kararıyla olmadı. Bizim kararımıza aile uydu. Biliyorsunuz teyze çocuklarıyız. Ama mesela Kemal’in babasını ilk kez nişanımızda, Kemal’i de lise çağımda gördüm” diyor.

“Kemal’in saçı, kravatıyla değil söyledikleriyle ilgilenirim”

“Kemal’in saçından, kravatından yani görselliğinden ziyade ne söylediğiyle ilgilenirim. Kıyafetlerini genellikle kendisi seçer. Fakat bazen ters bir seçim görürsek, ‘bu nedir?’ deyip, yönlendiririz. Yıllarca hem kendi kıyafetlerimi, hem de çocukların giysilerini diktim. Modacı ya da tasarımcıyla hiç çalışmadım, kendi seçimlerim.”

Evin bütçesi bendedir

- “Evde yardım için çalışan da olsa, onunla birlikte evin işine dahil olurum. Evin bütçesiyle yıllardır ben ilgileniyorum. Çocuklar bizimle yaşarken masrafımız olurdu. Pazara eskisi kadar gitmiyorum, alışverişi kendim yaparım. Ankara’da Yedinci Cadde’ye, İstanbul’da Bağdat Caddesi’ne çok giderim. Bahçeli’de tek başıma bir kafeye otururum. Çayımı içerken, insanları izlerim, hoşuma gider. Bazen tanıyorlar, bazen ‘benzettik’ diyorlar. Kemal ile en son Güz Sancısı filmine gittik.”

9’da gelir 12 gibi uyur

- “Şehir dışında programı yoksa Kemal dokuz gibi evde olur. Gelince günlük konulardan konuşuruz. Sonrasında telefon görüşmeleri vs. oluyor. Yemek yeriz, tartışma programlarını daha çok ben izlerim. Haberleri izlerken insanın morali o kadar bozuluyor ki. Bir de tartışma progamlarında aynı şeyleri dinlemekten sıkıldığımda kapatırım televizyonu. Bazen de ‘Gel bak, şunu izlemelisin’ diye Kemal’i çağırırım. Akşamlarımız böyle geçiyor. Kemal gece 12 gibi uyur.”

‘Erdoğan’ın Dersim özrünü ciddiye bile almıyorum’

- Erdoğan, önceki seçim sürecinde Kılıçdaroğlu’nu “Alevi, olduğunu söylemeyerek ürkekçe davranmakla” eleştirdi. Eşiniz “Etnik kimlik, siyaset enstrümanı yapılmamalı” yanıtını verdi. Erdoğan’ın Dersim özrünü nasıl değerlendirmiştiniz?

Dersim özrünün içten, kalpten olduğuna inanmıyorum. Tamamen siyaseten söylenmiştir. Bu özrü hiç ciddiye bile almıyorum. Dersim AK Parti tarafından neden bu kadar gündeme geldi; Kemal Dersimli olduğu için. Madem bu kadar düşkünler, yıllar önce neredeydiler? İnsanların sürgün edilişi, katledilişini biliyorlardı. Zaten Dersim’de en acı olan bu acının bastırılması. Bu çok acı. Evet mağaraya zehirli gaz atıldı, insanlar yakıldı. Hiç unutamam, seksenlerinde bir Dersimli, “Ben çocuklarıma yaşadıklarımı daha anlatamadım” demişti.

İçimi burkar hâlâ. Evet öyledir, anneler babalar hiçbir şey anlatmaz, ancak torunlar konuşur. Ben Dersim’den 5 yaşındayken ayrıldım. Bizde tam Zazaca değil, sanki Dersim’e özgü bir dil, konuşulur. Köyden çıkınca ilk onu fark ediyorsunuz, diliniz farklı. Konuşmam şu an çok aktif değil, ama derdimi anlatırım ve konuşulanları anlarım. Kemal birkaç kelime bilir, aktif konuşamaz.

Bence HDP barajı aşacak

- Hükümet ve HDP heyetleri arasındaki sürece nasıl bakıyorsunuz?

Süreç konuşulurken kanın akmamasını söylemek artık klasikleşti. Barış dediğimiz elbette budur. Fakat şimdiye dek karşılıklı atışmaları görüyorum. Hükümet bunu İmralı ile götürmek istiyor. Oysa bir Kandil ve HDP gerçeği var. Seçimden sonra HDP’nin barajı aşıp aşmamasıyla şekillenecek süreç. İki ay önce aşamazlar, neden böyle bir karar aldılar diye düşündüm. Şimdi bence aşacaklar. Esas süreç ondan sonra başlayacaktır.

- CHP’nin bölgede eksik olmasına üzülüyor musunuz?

Elbette.

- Bu noktada eşinizi eleştiriyor musunuz, yoksa parti geleneği içinde “elinden gelen budur” mu diyorsunuz?

Eleştirdiğim noktalar da oluyor. Partinin gerçeklerini de görüyorum.

Selvi Kılıçdaroğlu’ndan Baykal kaseti yorumu: Vallahi hepiniz oradaydınız

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Emine Ülker Tarhan, Kemal Kılıçdaroğlu, Şafak Pavey, Hülya Avşar