Köşe Yazısı

A+ A-
Çiğdem Toker

‘Kaçak çay’

Paylaş
instela'da paylaş
30 Aralık 2015 Çarşamba

Geçen ekim ayıydı. 1 Kasım seçimleri için gazetenin “nabız yazısı” planında, payıma Karadeniz illeri düştü. Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç’le randevumuza gittiğimde, arkasındaki büfenin en mutena yerinde duruyordu o belge.
Özenle çerçevelenmiş Çaykur logolu “cüzdan”, “168 No’lu Çay Müstahsili”ne aitti.
Çay Bahçesinin Bulunduğu Yer: Dumankaya köyü
Alanı: 2000 metrekare.
Dikim yılı: 1966
Paliç’in, gururla andığı “Yaş Çay Yaprağı Alım Cüzdanı”nın sahibi ise “T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğandı.”

*** 

Çaykur Çay Eksperleri Platformu’nun HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’e, postayla Organik Rize Çayı gönderdiğini okuduğum an, bu sahne geldi aklıma.
Erdoğan’a tutkuyla bağlı Rize halkının gösterdiği bu tepkinin anlaşılabilir bir yanı var kuşkusuz.
Tamamen karşıt bir anlamla yani “konuğa değer verme” faslından bir ikram olarak anılıp sunulan “kaçak çay”ın; bölgeye hiç gidip zaman geçirmemiş, sohbet etmemiş, insanını tanımamış hatırlı bir kesim için, yasadışılığa övgü ve ciddiyetsizlik olarak algılanmasının da öyle.
Ama “Kürt sorunu”, aslında biraz da bu tepkide saklı işte.
Rize Çayı ile “kaçak çay”ın savaşı ile bunun yarattığı algı dünyasında.
Algıların perdelediği iki toplumsal gerçeklik arasındaki uçurumda.

*** 

Niyetim “kaçak çay”a güzelleme yapmak falan değil tabii.
Aralarında “çay”ın da olduğu, kaçak ürünler dolayısıyla ülke ekonomisinin yaşadığı büyük kayıpları es geçecek kadar aklımı yitirmedim.
Ülkü Tamer’in seneler seneler önce “Memik’e Ağıt” şiirinde, “yükledim mi Mazmahor’dan kaçağı” (Zülfü Livaneli türküsünde Mazmahor “gece vakti” diye değişmiştir) toplumsal hafızaya nakşettiği bu olgunun, üreticiyi ve sanayiciyi olumsuz etkilediğini tabii ki biliyorum.
Bu etkilerin TBMM raporlarına geçtiğini de...
Ama bunu bilmek başka, “kaçak çay”ın sosyolojik karşılığına müdrik olmak bambaşka.
Arka planında yarım asrı aşkın bu gerçek sanki yokmuşçasına, kalıcı bir barışın belki de son şansı olabilecek “müzakere masası”nın devrilmesi yazık oldu.
Buna “kaçak çay”ın bahane edilmesi ise çok daha yazık.
Rize’deki Çaykur eksperlerinin, “kaçak çayın aleni ve fütursuzca övülmesi” tepkisiyle dile getirdiği, “kaçak çay” sözünün karşılığını Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bilmemesine imkân yoktu çünkü.
Tıpkı savaş uçaklarının bombaladığı yarısı çocuk 34 vatandaşın, “kaçak”tan döndüğünün bilinmemesine imkân olmadığı gibi.
Biliyor musunuz, bundan tam bir yıl önce HDP Milletvekili Altan Tan, aralarında çayın da yer aldığı kaçak ürünlerin araştırılması için TBMM Başkanlığı’na bir önerge verdi. Önergeyi “kaçak çay”ın girdiği sınırlardaki illerin vekillerinin de bulunduğu 30 HDP milletvekili imzaladı.
O önerge kabul görmedi.
İşte o önerge hangi nedenlerle kabul görmediyse, bugün “özyönetim” benzer nedenlerle Türkiye’nin sıcak gündemine dönüşmüştür.
Evet, “Kürt sorunu” hendeklerden çok önce, bir “kaçak çay” sorunuydu.