Köşe Yazısı

A+ A-

Kadın korkusu

Paylaş
instela'da paylaş
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
08 Mart 2016 Salı

Bugün Dünya Kadınlar Günü, tüm dünyada etkinlikler yapılacak, Türkiye’de ise yasaklarla dolu olarak geçecek. Yasaklar daha pazar gününden başladı, o gün için planlanan etkinliklere izin verilmediği duyuruldu. Kadın kuruluşları dirençli çıktı. Polis müdahale etti, olaylar patlak verdi.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle yapılacak tüm yürüyüş ve etkinliklere yasak getiren Şanlıurfa Valiliği’ne HDP milletvekli Dilek Öcalan şu soruyu yöneltti:
- Kadınlardan o kadar mı korkuyorsunuz?
Cevap verelim:
- Evet, Dilek Hanım! Evet, kadınlardan korkuyor, hem de çok korkuyorlar...
Dünya hâlâ kimi yerde daha yoğun kimi yerde daha gevşek olmak üzere erkek egemen toplum sultası altındadır. Dediğim gibi erkek hegemonyası her yerde aynı değil, ülkelerin tarım toplumu kültürüne yakınlıkları ölçüsünde koyulaşıyor erkeğin sultası. Azınlıkta olan kimi ülkede ise bu olguyu aşmak için yapılması gerekenlerin hemen tümüne yakını hayata geçirilmiş bulunuyor.
Erkek egemen toplum, doğru olmadığı bilimsel olarak kanıtlanmış şu varsayım üzerine kuruludur:
Erkek üstündür.
20 yüzyıl bu efsaneyi söndürmüştür.
Yalnız sporda görülen olgu, erkeğin kas gücü olarak kadına oranla ileri olduğudur. Tarihi birikimin doğal sonucu olan bu olgunun 21. yüzyılda nasıl evrileceği görülecek. Ama unutmayalım ki orangutanın da kas gücü insana oranla daha yüksektir.

***

On dokuzuncu yüzyılın dördüncü çeyreğinde filizlenmeye başlayan kadının kurtuluşu hareketi 20. yüzyılda yaygınlaşırken kadın, yaşamın her alanında kendine seçkin bir yer edinmeye başladı. Yapılan araştırmalar, önümüzdeki yıllarda çalışma hayatında her beş yönetici mevkinin üçünde kadınların oturacağını haber veriyor.
Eğitimde, kız öğrenciler hemen hemen dünyanın her yerinde erkek öğrencileri geçiyorlar.
Ve 19. yüzyılın dördüncü çeyreğinde başlayan, 20. yüzyılda ivme kazanan hareket 21. yüzyılda doruğuna doğru tırmanıyor, kadınlar her yerde hak ettikleri noktaya ulaşmanın savaşını veriyorlar ve köhnemiş yapıları, küflenmiş gelenekleri sarsıyorlar.
Erkeğin üstünlüğü efsanesine uygun olarak geliştirilmiş yapıların da efsane ile birlikte çökmesinin, erkeğin sultasını da beraberinde yerle bir etmesi kaçınılmaz.
Bu değişimi yaşıyoruz. Bu da bir yaratıcı yıkımdır ve her yaratıcı yıkım gibi, tehdit ettiği güçleri de korkutmaktadır.
Kadın, kimliği, kişiliği, bedeni üzerindeki erkek egemenliğini kırıp her alanda kendine sahip çıktıkça erkeği ve toplumun değişime karşı olan, tutucu kesimlerini korkutmaktadır. Bu, tıpkı bir zamanlar demokrasinin eski egemenler üzerinde yarattığı korkuya benzer bir paniktir.
Bu panik arttıkça, egemenlerin baskısı da keskinleşmektedir.
Toplumlar, ne kadar tarım toplumu kültürüne yakın olursa, erkeklerin ve yerleşik düzenin korkusu ile baskısı da o kadar fazla olmaktadır.

***

Türkiye’de de durum budur.
Kadın cinayetlerinin artış hızı kentleşmeyle birlikte artmaktadır.
Kadının, yazgısına görece daha kolay boyun eğdiği köy ortamında kadın cinayeti oranı, kent ortamındakinden daha düşükse eğer, bunun nedeni, köyde fazla sorgulanmayan erkek egemen toplum kurumları ve tutumlarının kent ortamında daha fazla sorgulanır hale gelmiş olmasındandır.
Kadının kimliğinin, kişiliğinin, vücudunun dilediği gibi tasarruf edebileceği kendi malı olmaktan çıktığını gören erkek, paniğe varan korkusunun sonucunda vahşi cinayetleri işlemektedir.
Türkiye’nin ve diğer aynı kültüre sahip ülkelerin büyük sorunu ise eğitim düzeni ile, egemen rejimlerin de bu korku doğrultusunda örgütlenmiş olmalardır.
Eğitim ve egemen düzenin yerleşmiş kurumları kadınların ve dolayısıyla toplumun, ortak özgürleşmesi doğrultusunda değil, tam ters yönde gelişmektedir.
Özgürlüğü düşman belleyen bir düzenin, kadının özgürleşmesine karşı olmasında şaşacak bir yön yok.
Ama kadınların özgürlük yürüyüşünü kimse engelleyemeyecektir.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Dilek Öcalan