‘Küçüğün rızası’ kaç koyun ediyor bakan bey?
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

‘Küçüğün rızası’ kaç koyun ediyor bakan bey?

22.11.2016 00:36
Güncellenme:
Takip Et:

Aylin Nazlıaka/Ankara Milletvekili - Özellikle Anadolu’da çok kullanılan bir söz vardır; ar damarı çatlamak. Bu söz bile AKP’nin tecavüzcüleri AK’lama yasasından bahsederken, bu önergeyi hazırlayanlar, imza atanlar ve kabul oyu verenler için hafif kalıyor. Hiç şüphesiz bir insanın ömründe yaşayabileceği en ağır travmalarından biri çocuk yaşta cinsel istismara uğramaktır. Bunun daha da beteri tecavüz edenle bir hayat boyu aynı evde yaşamaya mahkûm edilmek, tüm yaşamı boyunca bedenini bir başkasına teslim etmek zorunda kalmak, yani her yeni güne yeni bir işkenceyle başlamaktır. İşte bu nedenle 13’ünde evlendirilen, 14’ünde anne olan Siirtli Kader, 15’inde intihar etti. 2014’te yaşanan bu elim olay ne ilk, ne de -bu gidişle- son olacak... Kızına Kader ismini koyan aile belki de çaresizliği baştan kabullenmişti. Peki ama devlet ne güne duruyor? Bu ülkeyi yönetenlerin görevi vatandaşlarına “insanca bir yaşam” sağlamak değilse nedir?

Çocuk merkezleri

 Yedi ay kadar önce Türkiye’deki Çocuk Destek Merkezleri’ni (ÇODEM) ziyaret etmeye başladım. Buralarda cinsel istismar mağduru olan birçok çocukla tanıştım. Geleceğe ne kadar umutsuz baktıklarını bizzat gördüm. “Biz hayata 1-0 mağlup başladık” diyen çocuklarımız rakamlarla kodlanmıştı. Çocukların tabiriyle, “içeride” bir puantaj sistemi kurulmuş. Yatağını toplamak 2 puan, dişini fırçalamak 1 puan, arkadaşlarıyla iyi geçinmek 3 puan, vb. Yeteri kadar puan toplarsan hafta sonu çarşı iznin oluyor. Puan toplayamazsan, yandın. Bazı ÇODEM’lerdeki kızların hiçbiri okula gönderilmiyor. Uzaktan eğitim alıyor. Yaşadıkları travmayı atlatmaları için “kişiye özel” ve yoğun bir psikolojik/psikiyatrik destek vermektense, ilaç tedavisi uygulamak yönetimin işine geliyor. Görüntüye bakarsanız her ÇODEM’de en az bir psikolog var ama çocukları kazanmak üzerine kurulmuş bir sistem yok. Onları normal hayata hazırlamak yerine “dışarısı çok tehlikeli” diye korkutmak hem daha az maliyetli hem de daha kolaylarına geliyor. Bu kontrolcü ve özensiz yaklaşım ÇODEM’deki çocuklarımızı topluma kazandırmak, 18 yaş sonrasında kendi ayakları üzerinde duracakları bir hayata hazırlamak yerine birilerine bağımlı hale getiriyor. Özetle, hayatın içine alınmak yerine iyice dışına atılıyor çocuklar. Yanıma konunun uzmanlarından oluşan bir heyeti alarak farklı illerde yaptığım bu ziyaretler esnasında, iktidarın ÇODEM’deki cinsel istismar mağduru çocuklara “kayıp hayatlar” gözüyle baktığını çok net gördük.

Ayıya kovan ısmarlanmaz

 İşte AKP’nin bir gece yarısı operasyonuyla Meclis’e getirdiği ve dört bin sanığı kapsayacağı belirtilen önerge bu bakış açısını bir kez daha gözümüze sokuyor. Tecavüze uğrayanı tecavüz edenin kucağına atarak hayat boyu mağdur ediyor. Kader mahkûmu yalanına bel bağlanıp her türlü kötülük “iyi gibi”leştirilmek isteniyor. Bir yandan tecavüz meşrulaştırılırken, diğer yandan potansiyel tecavüzcüler cesaretlendiriliyor. Beş yılda çocuklara yönelik taciz, tecavüz, cinsel istismar davalarında yüzde 400’lük artış ve son bir yılda 16 bin 957 açılmış dosya olması bir tesadüf olmasa gerek. Kaldı ki bu vakaların pek azı hukuki platforma taşınıyor.

Dilan bebeğin dramı

2012’de Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde üç yaşında bir bebek yaşamını kaybetti. Basında çıkan haberlerde Dilan bebeğin tecavüz sonrasında ölmüş olabileceği belirtiliyordu. Hemen ertesi gün atlayıp Dilan’ın köyüne gittim. Çok meşakkatli bir yolculuktan sonra ailenin evine vardım. Olayı araştıracağımı sosyal medyadan duyurduğum için beni bekliyorlardı. Dilan’ın annesiyle tanıştım ama konuşamadım. Bana kendisinin Türkçe bilmediği söylendi. Aile adına tüm konuşmaları ben yapacağım diyen bir erkek, bana basında bahsedilen Siverek Hastanesi raporunun doğru olmadığını söyleyip Diyarbakır Hastanesi’nden alınmış başka bir rapor gösterdi. Buna göre, Dilan boncuk yuttuğu için ölmüştü. Biz evden ayrıldıktan sonra Dilan’ın annesinin köyü inleten feryadı hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O anneye yardımcı olamadığım için kahrolmuştum. Olayın üzerine gitmeye devam ettim. Kilit yer Siverek Hastanesi’ydi. Günlerce uğraştım ama ne doktorla görüştürüldüm ne de raporu görebildim. Bunun üzerine Diyarbakır’a gittim. Diğer raporu hazırlayan doktorla görüşmek istedim. Bu doktor da adeta kaçtı, telefonlarıma bile çıkmadı. O süreçte, birçok farklı kişiden en çok duyduğum cümle şu oldu: “Bizim buralarda kişinin namusu köyün/ilçenin namusudur. Köyümüzün/ilçemizin namusunu zedeletmeyiz.” İşte bu mantıkla olayların üstü kapatılıyor. Olan çocuklara ve kadınlara oluyor.

Tecavüz et-evlen-kurtul

AKP’nin doğa düşmanı “yap-işletdevret” aklı, kadınlar ve çocuklar için “tecavüz et-evlen-kurtul” ahlaksızlığına evriliyor. Bir kez daha sivil toplum örgütleri ve konunun paydaşları yok sayılıyor. Her ne kadar Adalet Bakanı “Bu yasa bir defaya dönük olarak uygulanacak” dese de yapılması hedeflenen değişiklik kalıcı bir etki yaratacak. Çünkü cinsel ilişkiye rıza yaşı 15’ten 12’ye indirilecek. Böylece bundan sonra gerçekleşecek istismarlardaki failleri de kapsayıp koruyacak. 83 kadın örgütünün yaptığı ortak açıklamada da vurgulandığı gibi, TCK 103. maddedeki bu değişiklikle Türkiye’de kız çocuklarının 12 yaşından itibaren cinsel saldırıya ve zorla evlilik şiddetine maruz bırakılmasının “yasal zemini” hazırlanıyor.

Çocuk tecavüzleri için “bir kereden bir şey olmaz” diyenlerin, “çocuklarınıza çığlık atmayı öğretin” diyerek açık açık “çocuklarınızın güvenliğini biz sağlayamıyoruz, siz başınızın çaresine bakın” mealinde konuşanların, “kadın mıdır kız mıdır bilmem” tanımlamasıyla ahlak zabıtalığı yapanların, “onun da orada ne işi varmış” diyerek bir kadın tecavüzünü meşru görenlerin niyetini biliyoruz. Kadın örgütlerinin emeği, yüreği ve kararlı mücadelesiyle 1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren medeni yasadaki ve 1 Haziran 2005’ten itibaren geçerli olan Türk Ceza Kanunu’ndaki kadını güçlendiren düzenlemelerden çok rahatsız oldular.

Sözkonusu düzenlemeyle o dönemde kazandığımız haklarımızı geri almak için ilk adımı atmış olacaklar, ama biz buna asla izin vermeyeceğiz. Çocuklarımızı karanlık kafaların kirli ellerine teslim etmeyeceğiz. Aysel Gürel’in yazdığı, Sezen Aksu’nun seslendirdiği Ünzile şarkısında olduğu gibi kızlarımızın koyun karşılığı evlendirilmesini meşrulaştıranlara geçit vermeyeceğiz. “Küçüğün rızası” tanımını reddedeceğiz. Çocuk-tecavüzevlilik... Bu üç kelimeyi bir araya getirtenleri lanetleyeceğiz. Tüm duyarlı vatandaşlarımızı 22 Kasım, Salı günü yani yarın 10.30’da Meclis’in Dikmen kapısındaki direnişimize davet ediyoruz. Korkmayacağız, yılmayacağız, sinmeyeceğiz!

Yazarın Son Yazıları

Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026
Direnenler ve pijamasıyla oturanlar - Erdal Atıcı

Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...

Devamını Oku
09.02.2026
Sorumlular ve sorumsuzlar - Erdal Celal Aksoy

6 Şubat 2023 tarihinde, saat 04.17’de Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir.

Devamını Oku
07.02.2026
Deprem ve ordunun unutturulan gücü - Cumhur Utku

6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, 11 ilimizi etkileyerek resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin ölümüne, 107 binden fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bir milyon evin yıkılmasına yol açtı.

Devamını Oku
06.02.2026
Deprem dersleri - İbrahim Berksoy

42 yıllık kısa ömrüne yaşama ilişkin birbirinden ilginç düşünceler sığdıran Danimarkalı felsefeci Kiergagaard’ın şu sözü hiç aklımdan çıkmaz: “Yaşamı ileri dönük yaşar, geriye dönüp anlarız.”

Devamını Oku
06.02.2026
Modern toplumun temel ilkesi: Laiklik - Arif Anıl Öztürk

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ortak paydalarından biri olan laikliğin anayasaya girişinin 89. yıldönümündeyiz.

Devamını Oku
05.02.2026
Kronikleşen hastalık - Kadir Serkan Selçuk

İktidarın bir süredir devam eden “sorunları çözememe hastalığı” artık kronikleşti.

Devamını Oku
05.02.2026
Meşruiyet üzerine - Doğan Soyaslan

Meşruiyet siyasi ve hukuki anlamlarda kullanılır.

Devamını Oku
04.02.2026
BALATRO - A. Celal Binzet

Doğrusu bir sözcüğün günlük dildeki anlamı dışında ne denli yoğunluk içerdiğini öğrenmek hiç de kolay olmadı.

Devamını Oku
04.02.2026
Liyakat meselesi: Mine–öz–sinir hattı - Roşan Orhan

Türkiye’de bazı sorunlar vardır; bağırmaz, çağırmaz, ilk bakışta can yakmaz.

Devamını Oku
04.02.2026
Kalınlaşan müfredat, güçsüzleşen çocuklar - Abdullah Yüksel

Eğitim sistemimizde ilginç bir denklem var: Müfredat kalınlaştıkça çocuklar inceliyor.

Devamını Oku
03.02.2026
Eczane kapısı kilitli! - Avni Kurtuldu

Türkiye’de eczane açmak, artık mesleki bir tercih değil; talih işi.

Devamını Oku
03.02.2026
Devletler ve çıkarları üzerine - ABDULLAH KEHALE

Bugün Suriye’de Kürtler özelinde olanları daha iyi anlayabilmek için biraz geriye gitmekte ve yakın tarihte Irak’ta yaşanan olaylara bakmakta yarar var.

Devamını Oku
02.02.2026
Emekle yeşeren bir ağacın gölgesi - OKAY TAŞLI

Cumhuriyet bir tarih değildir yalnızca; her gün yeniden kurulan bir vicdandır.

Devamını Oku
02.02.2026
Kuvvetler tek elde toplanırsa... - Mahmut Aslan

Muammer Aksoy’un evinin önünde katledilişinin üzerinden 36 yıl geçti.

Devamını Oku
31.01.2026
Süt sağlığımız ve geleceğimiz - Mücteba Binici

Çocukluğumda Karacabey’in Fevzi Paşa köyünde hem tarım hem de hayvancılık yapılırdı.

Devamını Oku
30.01.2026
‘Türkiyelilik’ söylemi kimleri dışarıda bırakır? - Prof. Dr. Utku Yapıcı

“Türk, Kürt, Laz, Çerkes...” On yıllardır bu sözcükleri art arda belirli bir sıraya göre saymak, çoğulcu olmanın temel gereklerinden biri olarak sunuldu.

Devamını Oku
30.01.2026
Felaket kapitalizmi kıskacında - Esen Erol

Günümüzde neoliberal düzenin bizi sarıp sarmaladığı hepimizce malum.

Devamını Oku
29.01.2026
Toplum çocuklarını neden koruyamaz? - Özkan Yıldız

Geçtiğimiz haftalarda, “yan bakma” gerekçesiyle, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, Türkiye’de çocuklar arasında suç ve şiddetin ulaştığı ürkütücü eşiği gösteren çarpıcı bir örnek olarak kayda geçti.

Devamını Oku
29.01.2026