Toplumun beynini yalan yanlış söylemlerle yıkama servisçileri “bizi kıskanan dış güçler, şimdi ekonomiyi çökertmeye giriştiler..” masalını okuyor. Neden? Çünkü oylarını aldıkları ve gerçek bilgiyle davranmayı öğrenemeyen cahil kalmış bir kalabalığın bu zokayı yutacağını biliyorlar. Bu açıdan baktığınızda, topluma “göbeğini kaşıyan adam” muamelesi yaptıkları açık ve seçik. Biraz şüpheli olanlar da kafasını kaşır. Bedelini de ağır öderler.
Şüphesiz o kadar da değil, AKP’ye oy veren seçmenin bir kesimi başına taş düştüğünü görüyordur; çarkların dış girdilerle döndüğü ekonomide günlük hayatını çevirmek için artık kuruş hesabı yapacaklar. Emekliye verilecek seçim rüşveti ikramiyesi, pahalılık karşısında dipsiz kuyuya atılan taş etkisi yapacaktır.
Yıllardır kırılgan ülke
Çöküş, uzun zamandır adım adım geliyordu. Türkiye 5 yılı aşkın zamandır “kırılgan ülkeler” adı altında, 3-5 ülke arasındaydı ve iki yıldır da bu ülkelerin zirvesine oturmuştu. Bunu iktidar da biliyordu, ama o zaman “vay bizi çökertmek istiyorlar” diyen yoktu.
Bugün milletvekili listesi dışında kalan Mehmet Şimşek, 24 Mart’ta “Aman borç almayın ortak alın, sermaye piyasalarına açılın. Borç bu dönemde büyük bir sorun.. Çatıyı hava güneşli iken tamir etmemiz gerekiyor.. belki yağmur yağacak belki fırtına çıkacak” sözleri aslında çok geçti, yağmur çoktan yağmaya başlamıştı. Şimşek, olanları yumuşatmak için cek-caklı konuşuyordu, çünkü Reis’in yanında ekonomi için kötü şeyler söylemek yasaktı, nitekim kellesi gitti.
O sırada dolar 4.05 civarındaydı ve “tarihi rekor” manşetleri atılıyordu. Dolar, martın başında 3.81’di. Şimdi 5’e dayandı ve artık saat başı tarihi rekor başlıkları atılıyor.
Füze gibi günden güne yukarıya fırlayan bir dolar; neden? Enflasyon iki haneye oturmuş, ekonominin yıllık açıkları -gelir/gideri-57 milyar dolar eksiye çıkmış ve bütçe 75 milyar dolar açıkla bağlanmıştı.
Ayrıca dünyada başka bir seyir daha vardı: Dolar güçleniyordu, ABD faizleri artırmayı bir sürekliliğe bağlamıştı. Bütün paralar değer kaybediyordu ama TL şampiyonluğu kimseye bırakmıyordu.. Aslanım TL!
Toplam borç 450 milyar doların üzerinde. Bu yıl 98 milyar dolar borç ödemesi var. Kısa vadede 220 milyar dolar (Mahfi Eğilmez).
Acaba seçimlere kadar idare...
Çok miktarda paraya ihtiyacınız varsa ve ekonominizin temel yapısı zayıfsa ve harcamanızdan daha yüksek miktarda gelir üretemiyorsa, riskiniz artıyor demektir; bu durumda da daha yüksek faizler ödemek zorundasınız. Yok “faizi artırmam, parayı da MB değil ben yönetirim” derseniz, doları 5’te görürsünüz.
Dani Rodrik dün şöyle diyordu özetle:
“TL’nin serbest düşüşünü durdurmak için yalnız 3 seçenek var.
1. TCMB rezervlerini tüketmek pahasına dolar satacak. 2. Faizlerde ciddi bir artış yapılacak. 3. Sermaye kontrolleri. Zehirlerden zehir beğen... Doların yükselişine seyirci kalırlarsa dolar bazında borçlanmış özel sektör iflasa götürür enflasyonu kontrolsüz hale getirir. Bekledikçe maliyet artıyor. Bu önlemler dahi krizi ancak geçici durdurabilir. Kamu maliyesi, tasarruf politikaları ve özel sektör finansmanı konusunda ciddi atılımlarla desteklenmeleri gerekecek...”
Uyarıların hepsi boştur bu iktidara.. Onlar her şeyi en iyi bilir.
Bütün hesapları ve bildikleri aslında, yahu acaba seçimlere kadar idare edebilir miyiz üzerine kuruluydu.
Ne yazık ki bu beklentileri çöktü.
Ellerinde düğmesi olsa dünya piyasalarını kapatmaktan zerre geri kalmazlar, ama böyle bir düğme olmadığına hâlâ inanamıyor olabilirler.
Bazı aklı evvel ekonomi haspaları “devlet değil, borçlu olan özel sektör çöker” havasında! Ekonominin özel sektörden ibaret olduğunu bilmeyecek kadar cehalet.
Sorun, ooh ne âlâ mualla, yağmur gibi para aktıkça dışarıdan biz bu ekonomiyi çok iyi idare ederiz politikalarında. Göm parayı taşa toprağa, hazineyi büyük borç yükünün altına sok, katma değer üreten bir ekonomiye yönelme.
Ama ağzında da “yerli ve milli” sakızını çiğne!
İktidar dünya piyasalarını kapatmak için düğmesini arıyor!
Yazarın Son Yazıları
İran’da molla rejimine karşı protestolar durmuyor, çok sayıda ölü var, yüzlerle ifade ediliyor.
Merdan’ı (Yanardağ) neredeyse hiçbir suçlama yöneltmeden içeri atma, üstelik Tele1 televizyonuna el koyma cesaretinin hüküm sürdüğü bir ülkede yurttaş güvenliğinin çok yönlü olarak risk altında (uzun süredir!) olduğunu söylemek bile artık bir cesaret denemesi mi olur?!
Bu yılın gözde dizisi Kralın Düşüşü gibi oldu ama kastettiğim İpek Özbey ile Onur Alp Yılmaz’ın hazırladıkları kitap.
İki üç kez yazmıştım, Aziz Hoca, hızlı ilerleyen ve ölümcül bir beyin kanseri türü olan Glioblastoma’nın tedavisine yönelik çok ciddi bir yöntem geliştirdi ve ilk erken sonuçlar bu tedavinin mümkün olabileceğine ilişkin önemli umutlar doğurdu, diye.
Bence Trump, bugünkü dünyada pek de geleceği olmayan bir siyaset dönemi başlattı.
“Önce Amerika”, “En büyük Amerika” sloganları bugün yaşadıklarımıza (Venezüella’ya baskın) ve arkasından yaşayacaklarımıza ilişkin her şeyi açıklıyordu.
En sonunda İranlılar, ekonomik çöküşe başkaldırdılar.
Ekonomik tablo yıllardır felaket.
AKP, Türkiye ve Ortadoğu’da Kürdistan isteyen pankürdist, geçmişi karanlık HÜDA PAR’ı, 4 milletvekili vererek Meclis’e soktu.
Kürt meselesini çözüm komisyonu sanki çıkmaza girdi gibi.
Anımsıyorum, 6-7 yıl önce Amerikan üniversitelerini bitiren fen alanlarında mühendislerin sayısı muhtemelen 400 bin kadar olduğuna ilişkin bir istatistiğe hayret etmiştim.
Yukarıdaki başlık bana ait değil, dünyanın en önemli iki bilim dergisinden biri olan NATURE’a ait.
Bu proje İkinci Dünya Savaşı’nı bitiren atom bombası üretme projesi değil.
Onlarca anket önümüze geliyor ve buna göre yorumlar yapıyoruz.
Kaybettiğimiz Doğan Kuban Hoca’nın seçme yazılarına her hafta Herkese Bilim Teknoloji dergisinde yer veriyoruz.
Hayır, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack’ın F-35 konusunda verdiği yanıta dayanarak Ankara bu uçakların rüyasını bile göremez demiyorum.
Bütün mesele bu. Derinden bir savaş veriliyor, bir varlık ve yokluk savaşı bu, olmak mı olmamak mı...
Şam hükümetini ve Suriye’yi kimler zayıf bırakarak dış güçlerin sürekli müdahalesine açık bir ülke konumunda tutmak istiyor sorusu çok önemli ama bugün Trump’ın Erdoğan’a olan büyük sevgisinin arka planında ne var sorusuyla başlayacağım.
Bir ülke, bir iktidar, bir hukuk, bir yargı düşünün ki topluca hareketle bir kimsenin 31 yıl önce aldığı üniversite bitirme diplomasını geçersiz saysın ve iptal etsin.
Trump yönetiminin hazırladığı Milli Güvenlik Stratejisi (Belgesi) büyük tartışma yarattı, özellikle Avrupa’ya ilişkin bölümleri. Trump karşıtı Amerikan medyası ve entelektüel yazarlar, Trump Avrupa’yı adeta düşman olarak görüyor yorumunu yaptılar.
Bakın ne buldum.
CHP, “Öcalan’a serbestlik, anayasa değişikliğine DEM desteği, PKK’ye ülkede siyaset yapma özgürlüğü” komisyonuna katılırken demokratikleşme olmadan Kürt sorunu çözülmez diyerek 29 maddede bir paket sunmuştu, hatırlatmak istedim özetle de olsa...
Dünkü yazımın sonu “Peki niye şimdi ümmet” sorusuyla bitiyordu. Yer darlığından yanıtı yoktu.
Bugüne kadar seküler parti havası basan Kürt milliyetçi siyasal hareketini bir süredir “ümmet” heyecanı bastı.
CHP programını yeniledi, parti meclisini 80 kişiye çıkararak kapsayıcılığını ve halk nezdinde temsiliyetini artırdı, büyük bir inançla Özgür Özel iktidara geleceklerini söyledi.
Evet Fatih Altaylı’ya verilen 4.2 yıllık mahkûmiyet kararı, sözlerinde açık bir tehdit asla olmayan ve doğrudan cumhurbaşkanını hedef almayan, ana fikri Türk halkının seçimlerde oy kullanmayı artık çok sevdiği ve bundan asla vazgeçmeyeceği idi.
CHP’nin “çözüm” komisyonuna katılırken verdiği sözü tutması iktidar kanadını ve bu kanada eklemlenenleri rahatsız etti.
Dünkü yazımın sonunda şu cümleler vardı: Süreç zaten yeni ittifaklar yaratacak ortama itildi.
Evet, apar topar ve medyaya kapalı bir toplantı ile milletvekillerinden oluşan ve 5 kişi olacağı söylenen bir heyet, İmralı Adası’na gidecek.
İddianamede Eylem 13 başlığı altında çok ciddi bir iddia var:
AKP çok şükür kendinden önceki sağcı iktidarların izinden giderek ülkeyi, geçmişe kıyasla en büyük ekonomik çöküşe ve yoksullaşmaya itti.
4 bin sayfalık iddianame mi olurmuş?
AKP’den önce 10 Kasım’larda sirenler çaldığında köprüde, caddelerde sokaklarda durmayan araçların ve yayaların sayısı hatırı sayılır ölçüde fazlaydı.
Bugün büyük Türk’ü anıyoruz.
ABD’de Gallup’un ağustos ayında gerçekleştirdiği anket ilginç sonuçlarıyla tartışma yarattı...
Ekrem İmamoğlu’na casusluk suçlamasının hemen ardından oğlu ve babasının sorguya çekilmesine sıra geldi.
DEM heyeti ile cumhurbaşkanı arasında son yapılan ve sonucu merakla beklenen görüşme üzerine bir açıklama beklerken cumhurbaşkanı hukuk başdanışmanlarından Mehmet Uçum merakımızı giderdi.
Cumhurbaşkanı, İstanbul’un en değerli havaalanı Atatürk Havaalanı’nın yıkılarak yerine yapılan “millet bahçesi”ni ziyaret etmiş ve “İstanbul’umuzu iş bilmez, kadir kıymet bilmez, tarih ve medeniyet şuurundan yoksun kifayetsizlerin insafına terk etmiyoruz. İstanbul bizim göz bebeğimizdir. Bu aziz şehrin bir fetret devri daha yaşamasına gönlümüz asla razı değil” demiş.
Bayrampaşa Belediyesi’ni “ele geçirme eylemi” tam bir milli iradeyi hava cıva gören bir iktidar anlayışının tipik örneğidir.
Bu döneme özgü karamsarlıkları erteleyerek bir de şu açıdan bakalım: Atatürk’ün Cumhuriyet hedeflerine önemli ölçüde varılmıştır; bu hedeflerin artık geri döndürülemez olduklarına, tüm Türkiye’nin dün Cumhuriyeti ve Atatürk’ü olağanüstü sahiplenmesiyle sürekli tanıklık ediyoruz.