Sosyolojideki “Kurum” kavramı, Türkçemizde iki farklı anlam taşır:
1. İnsanların belli tutum ve davranış biçimlerini içeren, insan ilişkilerini düzenleyen değerler ve kurallar bütünü.
2. Bu kuralların uygulandığı örgütsel yapılar.
Örnek vermek gerekirse, “Evlilik Kurumu” belli tutum ve davranışları, belli değerleri içerir.
Bunun uygulandığı örgüt “Aile Kurumu”dur.
Örneğin, “Eğitim Kurumu” insanların belli bilgiler, tutum ve davranışlar edinmesi, toplumla bütünleşmesi için yapılan etkinliklerin değerlerini, kurallarını içerir.
Bu eğitim etkinliklerinin uygulandığı yer MEB ve ona bağlı olan “Okul”dur.
Örneğin, “Hukuk”, bir toplumdaki insanlar arasındaki ve insanlarla devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen kurumdur.
“Hukuk”un uygulandığı örgütsel yapı “Adalet Bakanlığı” ve “Mahkemeler hiyerarşisi”dir.
***
Bu İktidarın topluma yaptığı en büyük kötülük, hem değerler ve kurallar anlamındaki “Kurumları” hem de bu değerler ve kuralların uygulandığı “Örgütleri” yozlaştırmak, etkisizleştirmek ve kendi ilkesiz, tutarsız, kayırmacı, çıkarcı kişisel kararlarına bağımlı kılmak oldu.
En klasik örnek, “Demokratik Laik ve Sosyal Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Rejiminin Anayasası”nı korumakla görevli olan Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmamasıdır.
Böylece değerler ve kurallar bütünü olarak hem “Devlet” kurumu, hem “Hukuk” kurumu ihlal edilmiş olmaktadır.
Örgüt anlamında baktığımızda bir başka örnek Merkez Bankası’ndan verilebilir:
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda (TCMB) başkanlık görev süresi normal şartlarda 4 yıl olarak belirlenmiştir.
Ancak son 8 Yılda (2016- 2024): 6 farklı başkan görev yapmış, son 5 Yılda (2019- 2024): 4 kez başkan değişimi yaşanmıştır.
Özetle, her iki anlamıyla da ülkedeki bütün “Kurumlar” yozlaştırılmış, gelenekler, değerler, kurallar hatta yasalar bile ihmal edilerek yönetim, bireylerin yetersiz, tutarsız ve değişken olan duygu ve düşüncelerine bağlanmıştır.
***
“Devlet” ve “Hukuk” kurumları yozlaştırılırken “Eğitim” kurumu ve örgüt olarak “Okullar” da elbette bu yozlaştırmadan nasiplerini almıştır:
Bütün “Eğitim” altüst edilmiş, evlatlarımız çağdaş dünyadaki teknolojik rekabet olanaklarından uzak, tarihi ve günceli de saptıran garip bir ideolojik eğitime kurban edilerek ülkenin geleceği karartılmıştır.
Okullarımızda işlenen cinayetlerin arkasında “Devlet”, “Hukuk” ve “Eğitim” kurumlarını etkileyen bu “Kurumsal Yozlaştırma” sürecinin bulunduğu, olayların sıcaklığından dolayı gözden kaçırılmaktadır.
Okul yönetimleri ne kadar önlem alırlarsa alsınlar, toplumumuzdaki bu “Kurumsal Yozlaştırma” süreci devam ettiği sürece, okullardaki güvenliğin, annebabaların özlediği düzeye erişmesi çok zor olacaktır!