Müjdat Gezen

Paralel telefon

29 Ocak 2024 Pazartesi

O zamanlar cep telefonu denen mobil bücürü henüz icat edilmemiş... Askerden döndüm. 1966 yılı. Film yönetmeni Feyzi Tuna işsiz olduğumu anlayınca, “Bir filme başladım, gel asistanım ol” dedi. Geceleri iş çıkışı genellikle onun evinde buluşuyoruz. Salonu geniş. Telefonu bir sehpanın üzerinde duruyor ama çalışma masasının üzerinde aynı telefonun paraleli de var. “İşletme oynayalım mı?” dedim. Nedir o? Telefonu alıp (o zaman tuşlu telefon yok, şehirlerarası direkt konuşma yok. Ancak santral aracılığı ile konuşabiliyorsunuz), işletmek istediğiniz arkadaşınızın numarasını çeviriyorsunuz. Feyzi’nin eşi Liza, şehirlerarası santral memuresi oluyor. “Ayrılmayın efendim, sizi Adana arıyor” diyor. O gece kurban olarak Neriman Köksal’ı seçtik. 

İyiliği ve saflığı ile tanınan bir sinema oyuncusuydu ablamız. İsmet İnönü kurultayı kaybetmiş, genel başkan seçilememiş, artık siyasi hayattan ayrılmaya karar vermiş. Ankara’da onuruna bir yemekli gece yapılıyor. Neriman Köksal da tam bir İnönü hayranı. “O gece ben de paşama şarkı okuyacağım” diyor ve gidiyor Ankara’ya. Çıkıyor sahneye. En ön masada İsmet Paşa, eşi Mevhibe Hanım, ailesinin tüm fertleri. Neriman abla alıyor mikrofonu ve tüm politik hayatı sonlanmış olan İsmet İnönü için ilk şarkısının anonsunu yapıyor: “Bu şarkıyı İsmet Paşa’ma ithaf ediyorum: Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?” (İstek üzerine tekrar yazdım.)

Liza, “Ayrılmayın Adana’yı bağlıyorum” dedi bir daha. Ben Adanalı bir pavyon sahibiyim, Feyzi Tuna İstanbul’da bir organizatör. Benim pavyonuma sanatçı ve konsomatris gönderiyor... Sözde hatlar karışıyor ve ben yarıdan konuşmaya giriyorum... “Olmaz öyle şey kardaşım. Geçen sefer gönderdiğin sanatçı işe yaramadı.” Feyzi Tuna sözü alıyor, “Mahmut abi, bu sefer sana mahcup olmayacağım” diyor. O sırada Çolpan İlhan’la, Sadri Alışık, Neriman Köksal’da misafirmiş. En iyi dostlarından. Neriman: “Sadri, hatlar karıştı, Adanalı bir pavyoncu İstanbul’dan bir menajerle konuşuyor” diyor... Ben devam ediyorum: “Geçen seferki cılız karının tekiydi. Şöyle etli butlu, eski bir sinemacı karı yok mu yollayasın?” diyorum. Neriman abla sözün kendisine varacağını çakıyor ve araya giriyor: “Neriman Köksal var de, sı.... ağzına” diyor... Sadri ağabeyler telefonun öbür ucunda, biz bu tarafta basıyoruz kahkahayı. Paralel telefonda işletme oyunu buydu.

ATOM BOMBASI

Enola Gey (söylenişi böyle) Hiroşima’ya bombayı atan uçağın adı. Soyadının söylenişi gibi bir uçak. “Gey” eşcinseller için söyleniyor ama o işin elli çeşidi var. Sadece biri cinsellikle ilgili. Kırk dokuzundan biri, o bombayı sivil halkın üzerine atmak. Çok geylikler görmüşüzdür yaşamda. İlki, kimseyi ilgilendirmez. Diğer kırk dokuzuna gelince, onlara çok dikkat etmek gerekir. Çünkü ne zaman, nereden geleceği belli olmaz. Sadık abi (Şendil) kibar olduğu için o sözcüğü adlı adınca kullanmazdı ama: “Bu yapılan iğnelik” derdi ve biz anlardık. Zaten siz de anladınız.

***

ATATÜRK DİYOR Kİ:

“Sapılan bir yol, kolaylıkla bırakılmaz.” ...Haklısın Ata’m.

***

PARİS’TE SÜKSELER

1963-64 tiyatro sezonunda Muammer Karaca Tiyatrosu’nda çalıştım. Çok güzel günlerdi. O sıralarda Muammer abi Paris’e gidecek. Bir snop arkadaşı telefon açıyor: “Muammer Beyciğim, Paris’te sükseler” diyor. Muammer Karaca’nın cevabı: “Sizi de sizi de.”

Bir sezon oynadım onunla. Büyük komedi ustasıydı. Yeni bir oyun için bana “Hadi bu gece çık Süheyl’in rolünü oyna” dedi. “Prova yapmayacak mıyız hocam?” dedim. “Biz terzi miyiz oğlum, ne provası, Çık oyna.” Çıktım oynadım. Tuluat tiyatrosunun zevki bir başkadır. Eldeki metin o kadar sağlamdır ki hata da yapsanız bozamazsınız yapısını. Muammer Karaca kendi binası olan ilk tiyatro patronudur. 

FUTBOL NEDİR?

Yıllar öncesine gittim. Düşündüm. Lütfen siz de arada bir yapın bunu. O zamanlar hemen her mahallenin bir mahalle futbol takımı vardı. Mahalle maçları yapardık. Sokak aralarında, arsalarda oynardık maçlarımızı... Fakaaat. Hiçbir mahallenin edebiyat takımı, satranç takımı, tiyatro takımı yoktu. Futbol hep en popüler olaydı. Fakat bir topun peşinde koşanlar, genel kültür açısından bir donanıma sahip değillerdi. Bir iki futbolcu kitap okuyor diye alay konusu olmuşlardı. “Futbol sadece futbol değildir” diye bir de laf çıkarmışlardı. Doğrudur. Futbol ayrıca cehalet, kaba kuvvet, hoyratlık ve lumpenizmdir. Toplumlar çoğu kez futbolla uyutulmuşlardır. Dünya çapındaki futbolcuların, sırf daha çok para için, futbolla ilgisi olmayan ülkelere transfer yapmaları, son örneklerden birkaçıdır. Ülkemizde de futbol konusunda yaşananlara bir bakın, ne demek istediği anlayacaksınız.

Bu arada şunu da söyleyeyim: Ben bütün maçları izliyorum.

SAVAŞ DİNÇEL

Yıl 1960’ların başları... Çarşıkapı’da bir plakçı dükkânım var. Konservatuvara çok yakın. Dükkânı kapatıp Savaş’la okula gidiyoruz, ders bitiminde yeniden dükkâna dönüyoruz. Yalnız, Savaş her sabah Horhor’daki evinden çıkıp yaya olarak bana gelirken peşine mutlaka bir deli takılıyor.

Söz gelimi değil, hakiki deli. “Deli Fehime”, “Deli Remzi”. “Böle böle yapsana”. Onlarca çatlak...

“Oğlum bu kadar deliyi nerden buluyorsunuz” dedim bir gün. “Onlar beni buluyor” demişti.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Bizim ev’ 27 Mayıs 2024
Kum fırtınası 20 Mayıs 2024
Sofi 13 Mayıs 2024

Günün Köşe Yazıları