Haftaya damga vuran olay G.Saray-F. Bahçe derbisiydi. Türkiye’den başka kimsenin izlemediği, yayıncı kuruluşun tüm bir hafta büyük maç diye köpürttüğü, arabada sarı kırmızı atkı var diye insanların linçten döndüğü, maça gelen F.Bahçe otobüsünün taşlandığı bir maçtan ne bekliyorduk ki. Bu maç ülkemizin insanlarının ayrımlaştırılmasının bir başka boyuttaki manifestasyonudur. Son zamanlardaki Trabzon’da oynanan Trabzon-F.Bahçe maçları ve uzun bir süredir Galatasaray-Fenerbahçe arasındaki derbiler hep gerilimli olmuştur. Ama genellikle bu maçlarda gerilim tribünlerden gelirdi. Bu son maçta gerilim oyuncuların bir kısmının arasındaydı. Hatta G.Saray bu gerilimden beslendi. Bu maçta mağlup olduklarında çok şey kaybedecek G.Saraylı oyuncuların gerilimini bir ölçüde anlamak mümkün de, potansiyel 13 puan öndeki Fenerbahçelileri anlamak mümkün değil. Tabii ki gerilim ile provokasyonu birbirinden ayırmak gerekiyor. Belli ki Melo bu maça Emre’yi provoke etmek amacıyla çıkmıştı. Ve amacına ulaştı. Açık ve net belirtmek isterim ki G.Saray sempatizanı olarak Melo’nun Sarı-Kırmızılı formayı giymesinden utanıyorum. Kızgınlığım Melo’ya değil, yönetime. Galatasaray’ın Temel Değerleri adlı kitapçığının hangi değerleri ile uyuşmaktadır Melo’nun yaptıkları? Kazanmak için her şeyin mubah olduğu bir futbol düzenini ben kabul etmek istemiyorum. Futbol yalnız futbol değildir.
Maçta topun oyunda sadece 41.40 dakika kaldığı anlaşıldı. Yani 96 dakikanın 54 dakikasında futbol oynanmamış, koşu mesafeleri 100 km’nin üstüne çıkamamış. Bunun iki sebebi var. Birisi olaylar yüzünden maçın sıkı sık durması, birisi de oyun kurallarının emretmesine rağmen bu süreyi maça eklemeyen hakem.
Bülent Yıldırım bu maçta çok eleştirildi. Bu yılki üç G.Saray F.Bahçe maçına da verilmesi de bir hataydı. Evet, maçın başında bazı eski hakemlerin tavsiyesine uyarak kart göstermeyerek hata yaptı. Bu tip maçlarda yönetmekten önce maçı kontrol etmeyi düşünmelisiniz. Oyunu geç kontrolüne aldı. Evet, bana göre Melo’yu Emre’yi oyundan ihraç ettiğinde ihraç etmeliydi. Evet, kimse fark etmedi –ben de TV seyrederken fark etmedim– ama Alves’in Drogba’ya köşe vuruşunda yaptığı harekete penaltı vermeliydi. Evet, Emenike’nin faulüne kırmızı kart verilebilirdi. Ama hem bunların hiçbiri siyah/beyaz hata değil, verdiği doğru ve kritik kararlar yukarıda saydıklarımdan kat kat fazlaydı. Gösterdiği hiçbir sarı karta bazen geç derim ama yanlış diyemem. Ve her şeye rağmen maçı sakin yönetti ve maç kontrolünden çıkmadı. Maçtan sonra Rıdvan Dilmen’in hakem merkezli maç yorumunu hayretle izledim. Nasrettin Hoca’nın hikâyesindeki gibi hırsızın –bu durumda oyuncuların– hiç mi suçu yok? Futbolcu olmak hakemlikten anlamayı gerektirmez. Nasıl ki hakem olmak, teknik adamlığın ayrıntılarını bilmeyi gerektirmez ise. Benim hiçbir maçın teknik analizini yaptığımı gördünüz mü?
Çirkinliklerle dolu haftadaki güzellik Biliç’in maçtan önce Beşiktaş’ın onursal başkanı Süleyman Seba ile ilgili söyledikleri idi. Bu sorudan sonra sorulan G.Saray-F.Bahçe maçıyla ilgili soruya da tam bir spor adamı gibi cevap verdi. Siz Türkiye’de başka bir alan ile de uğraşan, mesela müzik yapan kaç teknik adam tanıyorsunuz? Biliç Türk teknik adamlara örnek olmalıdır. Unutmayalım futbol yalnız futbol değildir.
Ahmet Güvener
Son Köşe Yazıları
Futbol Yalnızca Futbol Değildir
Yazarın Son Yazıları
Hakem lobisi
Hakem lobisi
Devamını Oku
09.07.2016
Kardiac Kids
Kardiac Kids
Devamını Oku
17.11.2015
Yeter artık (29.09.2015)
Yeter artık
Devamını Oku
29.09.2015
Geçen haftadan
Geçen haftadan
Devamını Oku
25.09.2015
Çin işi
Çin işi
Devamını Oku
26.08.2015
Pandora’nın kutusu
Pandora’nın kutusu
Devamını Oku
21.07.2015