Asıl Sorun Parti Kapatmak Değil

13 Mart 2015 Cuma

CHP’nin iktidarın girişimleri sonucunda kapatılacağına dair söylentilerin dolaşmaya başlaması üzerine, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Gelin bir maddelik değişiklikle parti kapatmayı kaldıralım” çağrısı, parti kapatma tartışmasını yeniden gündeme getirdi.
Oysa demokrasilerde asıl sorun parti kapatmak veya kapatmamak değil.
Hemen belirtelim ki parti kapatma, Avrupa demokrasilerinin hemen hepsinde var. Almanya ve Fransa’da bu yola birden çok kez başvurulmuş, İspanya’da ETA’nın siyasal uzantısı Herri Batasuna kapatılmıştır.
Türkiye’de 1963 yılından bu yana, 24 parti kapatılmış, 18 parti kapatma davası da reddedilmiştir.
AYM tarafından kapatılan Refah Partisi’nin AİHM Büyük Dairesi’ne yaptığı başvuruda ise Büyük Daire, 13 Şubat 2003’te verdiği karar ile RP’nin şeriata dayalı bir düzen kurmak isteğini, yöneticilerinin cihat ve şiddet çağrıları, çok taraflı hukuk sistemi önerilerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu belirtti. Yani AİHM Büyük Dairesi bu kararıyla AYM’nin RP’yi kapatma kararını AİHS’ye aykırı bulmayan 3. Daire’nin 31 Temmuz 2001 tarihli kararını onamış oldu.
Diyeceğim o ki demokrasilerde parti kapatılmaz savı doğru değildir.

***

Ama hemen belirtelim ki parti kapatmalar AİHS’ye ve demokrasinin temel kurallarına aykırı olmasalar da derde deva olamıyorlar.
Bunun en çarpıcı kanıtı da, Türkiye de verilmiş olan 24 parti kapatma kararıdır...
Gerçekten de eğer parti kapatma bir çare olsaydı, bunların etkisi olabilirdi. Oysa olmadı. Kapatılanın yerine aynı nitelikte partiler kuruldu; sorun ne ise çözülmedi.
Demokrasilerin özüyle çelişmediği AİHM’nin müteaddit kararında belirtilmiş olan parti kapatma pratikte nasıl çare değilse, kapatmama da çare değil.
Bu konuda en çarpıcı örnek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın 14 Mart 2008’de AKP hakkında açtığı kapatma davasıdır.
30 Temmuz 2008’de açıklanan kararda, 11 yargıçtan 6’sı AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle anayasanın 68 ve 69. maddeleri gereğince kapatılması yönünde oy kullanıyor; 5’i de kapatmaya karşı çıkarlarken, kapatma için nitelikli çoğunluk sağlanamayıp parti kapatılmıyor ama devlet yardımı ½ oranında kesiliyordu.

***

Karar büyük gerginlik, hatta çatışmalara yol açmama açısından siyasi bakımdan yararlıydı. Bu bakımdan, siyasi açıdan karşı çıkılamazdı, ama “hukuki açıdan doğru muydu ve anayasal denetimi getiren mantığa uygun muydu?” derseniz orada durum başkaydı.
Evet, AKP’ye karşı açılan davada verilecek kapatma kararı sorunu çözmeyecekti, ama verilen kapatmama ve onun yerine Hazine yardımını yarı oranında kesme kararı da konuyu çözmüyor ve ihlal ile yaptırım arasındaki orantısızlıkla komik bir görüntü yaratıyordu.
Ve bugün vardığımız noktada 2008’de laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı olduğu iddia edilen AKP’nin artık tüm demokrasi karşıtı faaliyetlerin odağı olmasıdır.
Burada anayasal denetimin etkinlik sınırları sorunuyla karşılaşıyoruz.
Daha doğrusu sorun, demokrasilerde yargı denetiminin yaptırımları sorunudur.
Demokrasi bir kez rayından çıktı mı, dengeler bir kez bozulmaya gördü mü, artık getirilen güvencelerin de tümden çöküp anlamsızlaşması kaçınılmazdır.
“Yandaş bağımsız!” bir yargı ile hiçbir yargı denetiminin anlamı kalmayacaktır.
Kaldı ki iktidar, yargı kararlarını yok saymaya karar verdiği zaman artık yargının bağımsızlığının da bir anlamı kalmayacaktır.
Burada mesele olayın çözümü için bakılan yerin yanlış olmasından kaynaklanıyor.


Yazarın Son Yazıları

Ordu ve AKP 4 Aralık 2020
Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020