İstanbul Sözleşmesi ve siyasal İslam

07 Ağustos 2020 Cuma

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili bir açıklama yaparak, son günlerin en fazla konuşulan konularından birine yeni bir boyut getirdi. Davutoğlu, söz konusu açıklamasında şunları söylüyor:

- İstanbul Sözleşmesi’nde, LBGT dahil hiçbir yerde Türkiye’yi temel ahlaki meselelerde müeyyide altına sokacak bir madde söz konusu değil.

Davutoğlu bir gerçeği de vurguluyor:

- Bu sözleşme bir genel ilkeler rehberidir, onu uygulayacak olanlar sizlersiniz.

Davutoğlu’nun bu saptaması doğru olmakla birlikte, pek fazla başvurulan kurnaz bir yöntemi akla getirmiyor da değil.

Ülkemizde iktidarlar Türkiye adına birçok uluslararası anlaşmayı rahatlıkla imzalamakta, ama iş orada kabul ettiği yükümlülükleri yerine getirmeye gelince, aynı rahatlıkla yan çizmektedirler.

Türkiye’nin, AİH Sözleşmesi’ni imzalamasına, anayasasında bu konuda kayıt bulunmasına karşın AİHM kararlarını hiçe sayması, bu konuda çarpıcı bir örnektir.

Kadına ve aile içi şiddete karşı 2011’de imzalanmış ve 2014’te yürürlüğe girmiş olan İstanbul Sözleşmesi konusunda da öyle yapılabilir, sözleşmeye imza konulmasına karşın uygulamada AKP bildiğini okumaya devam edebilirdi.

***

Peki, şimdiye kadar denenmiş bu yol neden tutulmadı da yel yepelek yelken kürek, birinci imzacı ve onaylayıcı olunan İstanbul Sözleşmesi konusunda bunca zaman sonra kıyamet koparıldı?

Üstelik, Davutoğlu’nun da belirttiği gibi, sözleşme bir genel ilkeler bütünü, ülkemiz açısından bunun içini dolduracak olan Türkiye’nin kendisi. LBGT konusunda da Türkiye’yi yükümlülük altına sokan bir hüküm yok.

Ama bütün bunlara karşın AKP’nin gecikmiş tepkisini anlamak da o kadar güç değil. Bir ilkeler bütünü olan İstanbul Sözleşmesi her yönüyle özelde AKP’nin, genelde siyasal İslamın kadına karşı ve aile içi şiddet konusundaki yaklaşımlarına ve temel görüşlerine karşıdır.

İstanbul Sözleşmesi adeta AKP’nin ve siyasal İslamın kadın konusundaki temel görüşlerine karşı kaleme alınmış bir reddiyedir.

Siyasal İslam kadını erkeğin kölesi, ikinci sınıf bir yaratık olarak görür. İstanbul Sözleşmesi’nin hareket noktası ise kadın erkek eşitliğidir. İstanbul Sözleşmesi bu eşitliği kabul ve ilan etmekle yetinmez, bunun imzacı devletlerin hepsinde yaşama geçebilmesi için, mücadele yöntemlerinin saptanması, uygulanmaya konulması için yapılacak olanları sıralar.

Kısacası, İstanbul Sözleşmesi siyasal İslamın kadın ile kadına karşı ve aile içi şiddet konularında düşünce ve davranışlarına karşı mücadele yöntemlerini saptamayı öngören bir ilkeler bütünüdür.

Bu durumda hem siyasal İslamın kadına yaklaşımını benimseyerek onunla tutarlı olmak hem de İstanbul Sözleşmesi’ne uygun davranabilmek mümkün değildir. Bu iki zıt görüşün ya birinden yana olacaksınız ya da öbüründen. Başka çare yoktur.

AKP bu çarpıcı gerçeği başlangıçta görememiş ve kendi görüşlerinin aksine bir metni imzalayarak kadına yaklaşımının ilkel ve çağdışı olduğunu ilan etme durumuna düşmüştür.

Tabii bu davranış aynı zamanda siyasal İslamın ve de AKP’nin kadın düşmanlığının tescili anlamını taşımaktadır.

***

Siyasal İslamın kadına yüklediği rol, onu ikinci sınıf yaratık durumuna sokar, onu korumasız bırakırken aynı şekilde insanları cinsel tercihlerine göre ayırır. İstanbul Sözleşmesi ise siyasal İslamın kadına yüklediği role, bu toplumsal cinsiyete karşı çıkar, insanlara cinsel davranışlarından dolayı ayrımcılık uygulanmasına karşı kor.

Evet, İstanbul Sözleşmesi’nin aile düzenine karşı, eşcinselliği yücelten veya teşvik eden bir yanı yoktur, ama siyasal İslamın bu konulardaki görüşleriyle çelişen yanı çoktur.

İstanbul Sözleşmesi ile ilgili tartışmalar, siyasal İslamın kadın sorununu asla çözemeyeceğinin, hatta kadın sorununun ana nedeni oluğunun da canlı kanıtıdır.


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020
Dikiş tutmuyor 4 Eylül 2020