Memleketimden Hapishane Manzaraları - 1

09 Mayıs 2013 Perşembe

Son olarak Sincan 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan İrfan Eskibağ 41 yaşında. Daha doğrusu 41 yaşındaydı. Ama artık yaşı yok. Çünkü İrfan Eskibağ yok artık. O, üç gün önce Ankara Numune Hastanesi yoğun bakım servisinde öldü.
Kendisine 3 yıl önce, pankreas kanseri teşhisi konmuş, ışın tedavisi ve kemoterapi görmüştü. Durumunun ağırlaşması üzerine, evinde ailesinin yanında ölmek üzere başvurmuş ve doktorlar da
“cezaevinden çıkması gerekir” diye rapor vermişlerdi.
Ama İrfan Eskibağ, yasal açıdan da mümkün olduğu halde, evinde ailesinin yanında ölemedi. Nedeni İstanbul Adli Tabipliği’ne gönderdiği dilekçeye yanıt gelmemesiydi.
Artık gelse de kıymeti yok.
Artık İrfan Eskibağ için hiçbir şeyin kıymeti yok.
Artık İrfan Eskibağ yok.
İrfan Eskibağ’ın, hangi suçtan yattığının da önemi yok.
Önemli olan, yasal bir hakkının işlemler savsaklanarak kullandırılmaması.
8 Mayıs günkü Cumhuriyet’in 9. sayfasında yayımlanan bir haber İHD’den yapılan açıklamada ceza ve tutukevlerinde, 121’i ağırlaşmış, 108’i acil tedaviye muhtaç olan 230’u ağır olmak üzere 411 hasta olduğunun belirtildiği vurgulanıyordu.
İHD’nin açıklaması şöyle bitiyordu:
- Hükümete sesleniyoruz:
“Sıra kimde?Hangi mahpusun ölümünü seyredeceksiniz?”

\n

***

\n

Tam ilk sırada kim var söyleyemem ama sıradakiler içinde eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun da bulunduğu kesin.
Bugünkü Cumhuriyet’te yayımlanan İstanbul Haber Servisi’nin haberinde şöyle deniyor:
“196 ülkede 20 milyondan fazla insanın kullanmasıyla dünyanın en büyük imza kampanyası platformu olan ‘www Change org’ adresi üzerinden Ergenekon davasından dört yıldır tutuklu bulunan ve ağır sağlık sorunlarıyla mücadele eden eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun tahliyesi için imza kampanyası başlatıldı.”
Rektörü bulunduğu sırada, Malatya İnönü Üniversitesi’nin bilimsel düzeyini yükseltme yönünde büyük katkılarda bulunmuş olan ve İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni karaciğer nakli konusunda büyük başarılara ulaştıran Prof. Hilmioğlu, bir süredir karaciğer kanserinden mustarip, cezaevi koşullarının sağlık durumuna iyi gelmeyeceği bir an önce tahliye edilerek tedavisinin yapılması gerektiği uzmanlarca dile getirilmesine karşın, Hilmioğlu’nu sağlığına kavuşturacak tedavinin uygun koşullarda yapılması bir türlü gerçekleşemiyor.
Herhangi bir suçtan mahkûmiyeti olmayan, kanunen masum olan Hilmioğlu, tutukluluk yoluyla idamla infaz ediliyor.
Bu arada resmi kurumlar, Hilmioğlu’nun cezaevi koşullarında tedavi edilebilip edilemeyeceği konusunda tartışmaya girişip, işi savsaklıyorlar.

\n

***

\n

Oysa, Hilmioğlu’nun cezaevinde tedavi edilebilip edilemeyeceği tartışması abestir. Çünkü Hilmioğlu’nun cezaevinde tutulmasının gerekçesi kalmamıştır ortada.
Hilmioğlu neden içeride?
Ergenekon davası dolayısıyla tutuklu olduğu için!
Tutukluluk hangi hallerde olur?
Sanığın suçu işlediğine dair, ciddi belirtilerin olmasının yanı sıra aynı zamanda kaçması ve delilleri karartması, sanık ve tanıklar üzerinde baskı oluşturması tehlikesinin mevcudiyeti halinde.
Hilmioğlu’nun sağlık durumu, istese de artık ne kaçmasına elverişlidir ne de delilleri karartmasına.
Peki, o zaman yapılmak istenen ne?
Dilim varmıyor ama galiba istenen Hilmioğlu’nun tutukluluk yoluyla idamı.
Benzeri durum daha önce de olmuştu.
Faili meçhul bir cinayete kurban giden,
Kuddusi Okkır tahliye edildiğinde terminal aşamanın da sonuna gelmişti.
“Kuddusi Okkır cinayetinin faili neden meçhul olsun? Malum!” demeyin sakın!
Biliyorsunuz bizdeki çoğu faili meçhulün faili hem malum hem de meşhurdur.

\n

Yazarın Son Yazıları

Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020