Hayvanlara kıymayın efendiler

30 Ocak 2019 Çarşamba

İnsanlığımızın tarihi sadece buluşların, ilerlemenin, devrimlerin ya da boğazlaşmaların tarihi değil, aynı zamanda hayvanları sömürmenin, hayvanlara zulmetmenin, hayvanları katletmenin, evcilleştirip köleleştirmenin ya da sokaklarda süründürmenin, inançlarımızın kurbanı ve eğlencelerimizin aracı yapmanın, birbiriyle dövüştürüp seyretmekten zevk almanın, onları hakaretlerimizin ve komplekslerimizin hedefi yaparak bu dilsiz ve çaresiz yaratıkların kimliklerini bozup değiştirip yok etmemizin de tarihidir...
Bu yönüyle de bu tarih, öteki kötü yönlerinden geri kalmayacak acılar ve adaletsizliklerle dolup taşmaktadır.
Daha da kötü ve acı verici olan ise, insanlık her şeye karşın iyiliğe ve adalete doğru ilerliyor sayılsa da, hayvanlarla ilişkimizin en ilkel dönemlerimize olduğundan pek de farklı olmayışıdır...

***

Çarpıcı bir örnekle başlayayım:
Çok da uzak olmayan bir geçmişte, 1903 yılında, New York’taki bir lunaparkta bir filin elektrikli sandalyede idam edildiğini bilenlerimiz olacaktır.
Ben yeni öğrendim.
Bu infazda kullanılan elektrikli sandalyenin, elektriğin mucidi sayılan Thomas Edison tarafından özel olarak tasarlanıp yaptırıldığını öğrenmem ise, en az idamın kendisi kadar şaşırtıcı ve iç daraltıcı oldu...
Aklınızdan, bunun bir şaka olduğuna ilişkin sözler geçtiğini tahmin edebiliyorum...
Ne yazık ki şaka değil.
Topsi adı verilmiş olan filin suçu ise, 28 yıl “terbiyecilerin” alayları ve zorlamalarıyla yaptırılan maskaralıkların sonunda bir gün, aralarında onu düzenli olarak çomakla döven ve yanmakta olan sigara yemeye zorlayan sarhoş terbiyecisinin de bulunduğu üç kişiyi hortumuyla boğmuş olması...
Mahkeme kurulmuş ve Topsi asılarak idama mahkûm edilmiş... Fakat “Hayvanlara Karşı Vahşi Davranışları Önleme” derneğinin protestosu karşısında “yumuşayan” mahkemece karar elektrikli sandalyede idama dönüştürülmüş.
100 Büyük Dava” adlı Rusça bir kitapta okuduğum “Korkunç Bir Çağ, Korkunç Yürekler!” başlıklı yazıda, 1500 izleyicinin bu idamı çıt çıkarmaksızın izlediği belirtiliyor...
Bunu iyiye mi kötüye mi yormak gerektiğini bilemedim...

***

Aynı yazıda yüzyıllar boyunca hayvanlara karşı açılan ceza davalarının ve verilen cezaların bir dökümü de verilmiş...
Yerim yetmeyeceği için özetleyeyim:
Eski Roma’da, milattan önce yedinci yüzyılda, yasal olmayan bir yolla sınırdan geçen hayvan idamla cezalandırılırmış.
Daha da eski zamanlarda Perslerde, köpek kutsal hayvan sayıldığından azgın köpek hakkında idam cezası verilemez; fakat ilkin sağ kulağı, ikincisinde sol kulağı, sonraki ısırmalarda ise sırasıyla bacakları kesilirmiş...
Hayvanların bilinçli varlıklar sayıldığı Ortaçağ Avrupası hukukunda, tıpkı insanlara olduğu gibi onlara da uygulanan, aralarında kiliseden kovulmanın da bulunduğu ceza maddeleri varmış.
Fransa, İsviçre, Almanya vb. Avrupa ülkelerinin, Kanada, Brezilya, ABD vb. ülkelerin konuya ilişkin arşivlerinden edinilen bilgilere göre, hayvanlara uygulanan adli süreçler insanlara uygulananın aynısı, yani tutuklanmak, hapse konulmak ve devlet hesabına orada tutulmak şeklinde imiş...
Bunlar bize bir yanıyla komik bile gelebilir belki.
Fakat tıpkı insanlara uygulandığı gibi onlara da uygulanan sorgulamalar ve işkenceler sırasındaki çığlıklarının, böğürme ve haykırışlarının, işledikleri suçun itirafı olarak yorumlandığını öğrenmek pek de eğlendirici olamıyor...
Tüyler ürpertici, tiksindirici, saçma ve akıldışı örneklerin sıralandığı yazıda, insan ölümüne neden olmakla suçlanan hayvanın, kural olarak idam cezasına çarptırıldığı ve infazın asılarak, canlı canlı gömülerek, taşlanarak, yakılarak ya da suçlunun başı kesilerek yerine getirildiği belirtiliyor...
Tarihimizin bugünkünden pek de farklı olmayan geçmişinden; kanlı, kirli, acı ve utanç verici sayfalarından bazıları....

***

Hangisi olursa olsun hayvana yapılan kötülük, çocuğa, bebeğe yapılan kötülükten farksızdır.
Cezası aynı ölçüde ağır olmadıkça, insanlığımızdan utanmayı sürdüreceğiz demektir.


Yazarın Son Yazıları

Tevfik Fikret'e 23 Kasım 2020
RTÜK nedir? 30 Eylül 2020
Paçavra 23 Eylül 2020
Eylül 2 Eylül 2020
Halk 26 Ağustos 2020
Yetenek ve tutku 12 Ağustos 2020
Başkalarının hikâyesi 5 Ağustos 2020
Ne yazmalı? 29 Temmuz 2020
Melek Çetinkaya 22 Temmuz 2020
Abdülhamit 8 Temmuz 2020