Barış Doster

ABD’nin İran hesabı tutmadı

18 Eylül 2019 Çarşamba

Astana sürecinin üç bileşeni olan Türkiye, Rusya ve İran’ı buluşturan zirve, önceki gün Çankaya Köşkü’nde yapıldı. Zirvenin sonuç bildirisinin içeriği, Suriye’nin bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliğine yönelik hassasiyet ve ABD’ye verilen mesajlar önemli. Zira ABD’nin Türkiye’yi Rusya ve İran’dan koparmak, bunun ötesinde Türkiye ve İran’ı karşı karşıya getirmek için hayli çaba gösterdiği unutulmamalı. Ayrıca, Ortadoğu’da etnik ve mezhepsel hassasiyetleri kaşıyan, bunlar üzerinden yeni çatışmalar çıkarmak isteyen ABD’nin İran’la zaten gergin olan ilişkileri, son haftalarda daha da geriliyor.
Suudi Arabistan’daki petrol tesislerinin vurulmasından İran’ı sorumlu tutan ABD, kendi çıkarları ve İsrail’in güvenlik ihtiyaçları açısından Arap- Fars, Sünni-Şii, Türk-Fars, Türk-Kürt, Türk-Arap çatışması çıkması için çalışıyor. Türkiye’nin İran ile arasında bölgesel düzlemde tarihsel, kültürel, toplumsal, siyasal, jeopolitik, stratejik, ekonomik boyutları olan dengeli rekabeti, işin içine mezhepsel boyutu da katarak keskin, tehlikeli bir rekabete dönüştürmek istiyor. İki ülkenin rekabetini, aynı zamanda Atlantik - Avrasya rekabeti olarak da yorumluyor. Ankara ve Tahran’ın, Suriye meselesi başta olmak üzere, bölgesel konularda işbirliği yapmalarını engellemeye gayret ediyor.

ABD İran’da nelerin farkında?
İran’ın nüfusu, yüzölçümü, coğrafi yapısı, savaş deneyimli ordusu, ulus bilinci, tarihsel birikimi, bölgesel nüfuzu; bu ülkenin Irak veya Suriye’ye benzemediğinin en başta gelen kanıtları. Dahası var. Diplomatik hafızası güçlü, diplomatları yetkin. Nükleer güç sahibi olmak; siyasi partilerin olmadığı, seçimlerde blokların, cephelerin yarıştığı ülkede, ideolojiler üstü bir hedef. Köktendinci mollalar da, solcular da, milliyetçiler de, her iki cihan harbinde de, hem Rus hem İngiliz işgaline uğrayan ülkelerinin, nükleer silah sahibi olmasını istiyorlar.
Tahran, dış politikada Şiiliği de, İslamcılığı da, ABD ve İsrail düşmanlığını da, Siyonizm ve emperyalizm karşıtı söylemi de, Fars milliyetçiliğini de yerinde, zamanında, dozunda, muhatabına göre kullanıyor. Misal, Rusya’yla olan ilişkilerinde laik tavır alırken, Irak’ta başka türlü davranıyor. Çin ve Rusya’yla ilişkilerini geliştirirken, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını, Almanya ve Fransa’nın öncülük ettiği bir finansal mekanizma yoluyla hafifletmeye çabalıyor. Bu yolla sadece ticaret yapmıyor, aynı zamanda, ABD ile Almanya arasındaki çatlağı da büyütüyor.
Ekonomisi enerji ihracatına bağımlı olan ve ABD yaptırımlarından hayli etkilenen İran, ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik saldırılarından, ABD hiç arzulamadığı halde kazanan taraf olarak çıkıyor. ABD’nin Irak ve Suriye’ye ilişkin politikaları, hem bu ülkelerde hem bölgede İran’ın etkinliğini artırıyor. Nitekim Suudi Arabistan’la yaşadığı gerilim, Irak ve Suriye’den başka, Lübnan’dan Yemen’e, Bahreyn’den Katar’a dek çok geniş bir alanda gözleniyor.
Sözün özü: Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgesel ittifakların gelişmesi, bölgede ABD’nin manevra sahasını daraltıyor. O yüzden Türkiye’nin bölge ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmek için daha cesur ve kararlı adımlar atması gerekiyor.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları