Barış Doster

Amerikancılık, NATO’culuk, Atlantikçilik

03 Mart 2021 Çarşamba

Önceki gün, Türk siyasi tarihine 1 Mart tezkeresi” olarak geçen ve TBMM’nin, 2003 yılında doğru, gururlu bir tavırla engellediği tezkerenin yıldönümüydü. Dönemin cumhurbaşkanı, seçkin devlet adamı ve hukukçu Ahmet Necdet Sezer’in onurlu tavrı hafızalardadır. Tarih, tezkerenin geçmesini çok isteyen; iktidar ile arasındaki uyumu “şiir gibi” diye tanımlayan; silah arkadaşları tertip, kumpas davalarıyla hapse atılırken “kasaptaki ete soğan doğramayan” dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök için de hükmünü vermiştir. Yüreğimizi acıtan; tezkerenin geçeceğinden emin olan ABD’nin tezkere geçmeyince, “Türk ordusundan beklediğimiz liderliği göremedik” demesi, Türkiye’nin ise gereken yanıtı vermemesidir. Yani ABD; açıkça ordunun TBMM’de baskı kurup tezkerenin geçmesi için çabalaması gerektiğini söylemiştir. İşine gelince “askeri vesayete son” çağrıları yapan ABD, askerin siyasete müdahale etmesini savunmuştur. Tezkereye yanıtını da 4 Temmuz’da, Süleymaniye’de Mehmetçik’in başına çuval geçirerek vermiştir. Ulusal onurumuz kırılmıştır.  

Ülkemizde asıl mesele, 18 yıl önce tezkerede olduğu gibi ABD ile ilişkileri, Türkiye’nin büyük ödün vererek sürdürmesini isteyen zihniyettir. Türkiye’yle ABD’nin çıkarları çeliştiğinde, ABD’nin tarafını tutan gazetecilerin, bilim insanlarının, siyasetçilerin, diplomatların, askerlerin çokluğudur. Ne ABD’nin Türkiye karşıtı siyaseti uyandırmaktadır bu zevatı ne yakın çevremizdeki saldırı ve işgalleri. Ne ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in Türkiye’yle ilgili sözlerinin ne eski dışişleri bakanlarından John Kerry’nin “Başlangıçta Esad yönetimini devirmeye çalıştığı için IŞİD terör örgütüne müdahale etmedik” demesinin bir önemi vardır, ülkemizdeki ABD ve NATO hayranları için.   

ABD’DEN ORTADOĞU’YU KARIŞTIRACAK YENİ HAMLE  

Son haftalarda ABD’nin Ortadoğu’yu karıştıracak yeni hamlelerine tanık oluyoruz. Bölgeden asker çekmiyor. Hatta takviye yapıyor. Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ikilisini kullanarak askeri varlığını, üs sayısını artırıyor. ABD güdümündeki Arap ülkelerinin İsrail’le, “Arap - İsrail NATO’su” diye anılan bir askeri ittifakta buluşması için çabalıyor. Önceki yıllarda “İslam NATO’su”, “Arap NATO’su”, “Ortadoğu NATO’su” gibi projeleri gündeme getiren, bu amaçla öncelikle Mısır ve Suudi Arabistan’ı yoklayan ABD; bu yolla İran’ı kuşatmak, nüfuzunu kırmak, rejimini değiştirmek istiyor. İlk aşamada İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in katılımını öngören bu yapının, Türkiye’ye karşı olumsuz siyaset izleyeceğini tahmin etmek de zor değil. Bu yılın ocak ayında ABD’nin İsrail’i, Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı’nın (EUCOM) yetki alanından çıkarıp Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) yetki alanına alması da Arap - İsrail NATO’su fikriyle yakından ilgili. NATO’nun Brüksel’deki karargâhında İsrail’in temsilciliği olduğunu da unutmayalım.  

 ABD; gerek doğrudan gerek ABD’nin işgal ve saldırı aygıtı olan NATO eliyle Türkiye’yi Akdeniz’de, Karadeniz’de, Balkanlar’da, Kafkasya ve Orta Asya’da zor duruma sokan talepler, hamleler, kuşatma girişimleriyle çıkıyor karşımıza. PKK - PYD - YPG, FETÖ terör örgütlerine, darbelere, darbe girişimlerine destek veriyor. İçişlerimize müdahale ediyor. Yaptırım uyguluyor. En acısı da halen, ülkemizdeki yapısal Amerikancılık, NATO’culuk ve Atlantikçilikten destek alıyor.    


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları