Barış Doster

Türkiye, bu göçü kaldırabilir mi?

11 Ağustos 2021 Çarşamba

Türkiye; resmi verilere göre sayıları 3.6 milyon olan, pek çok uzmana göre ise 5 milyonu aşan geçici koruma statüsüne sahip Suriyeli sığınmacıya ek olarak sayıları hızla artan Afgan sığınmacıları konuşuyor son haftalarda. Görünen o ki bu konu önümüzdeki günlerde daha da çok konuşulacak. Çünkü hem muhalefetin konuya ilişkin duyarlılığı artıyor hem de iktidar partisine oy veren seçmenlerin bu konuda partilerine yönelik tepkisi yükseliyor. Ama asıl önemlisi, toplumun bu konudaki duyarlılığı. Artan yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı da bu duyarlılığı ve tepkiyi besliyor kuşkusuz.      

Türkiye’ye yönelik sığınmacı akınını, demografik yönüyle, toplumsal, siyasal, kültürel, ekonomik boyutlarıyla, güvenliğe ve diplomasiye olan etkileriyle tartışırken pek çok dış politika, ulusal güvenlik, uluslararası ilişkiler uzmanı, şu soruyu soruyorlar: Türkiye, acaba stratejik göç mühendisliğiyle mi karşı karşıya? İstanbul milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ, geçen yıl bu adla bir kitap da yazdı. Üzerinde durulması gereken bir soru. 

Göç, şüphesiz karmaşık, çok nedenli, çok boyutlu bir olgu. İşin elbette insani, vicdani, ahlaki boyutları var. Coğrafyayla, dış politikayla, iç siyasetle, güvenlik stratejileriyle, ekonomik tercihlerle, ucuz emek ihtiyacıyla, sanayi kapasitesiyle, nitelikli işgücü gereksinimiyle de yakından ilgili kuşkusuz. Tüm bunları yakından, derinden etkiliyor çünkü. 

Türkiye de coğrafyasından ötürü, komşuları açısından, bölgemiz itibarıyla yoğun göç alan bir ülke. Suriye’den Afganistan’a, Afrika’dan Orta Asya’ya dek, dünyanın çok farklı coğrafyalarından sığınmacı akınına uğruyor. Ülkemizde milyonlarca yabancı kaçak olarak yaşıyor, çalışıyor. Öyle ki sayıları 8 milyonu buluyor. Bu, Türkiye’nin kaldırabileceği bir yük değil, devlet kapasitesinin sınırlarını aşıyor. Ülkemizi her açıdan yoruyor, yıpratıyor. 

GÖÇ GEÇMİŞİMİZDEN DERS ALMALIYIZ 

Türkiye; hem göç alan hem göç veren bir ülke. Doğu’dan ve güneyden gelenlerin, Batı’ya ve kuzeye giderken bir durak, geçiş noktası olarak gördükleri bir coğrafya. Bu konuda deneyimli bir devlet. Cumhuriyet öncesindeki göç tecrübemiz de oldukça zengin. Osmanlı Devleti; 1492’de İspanya’da engizisyondan kaçan Yahudilere kapılarını açmış. 1800’lü yılların ortasında, kendisine sığınan Macarları ve Polonyalıları bağrına basmış. Bolşevik Devrimi (1917) sonrasında, Rusya’dan kaçanları misafir etmiş. Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra da çok göç almış, çok göç vermişiz. Yani, bu konuda deneyimli, hazırlıklı, örgütlü olmamız gerekiyor.  

Peki ya öyle miyiz? Değiliz.  

Neden?  

Çünkü iktidar, plan yapmayı sevmiyor. Geçmiş deneyimlerden ders almak şöyle dursun, bu tecrübeyi reddediyor, küçümsüyor. Dış politikada ilk düğmeyi yanlış ilikliyor. Yaşadığımız coğrafyada göçün, sığınmacı akınının en büyük sebebi olan ABD emperyalizmine ilişkin ezberini bir türlü bozamıyor. Batı’nın, Türkiye’yi göçmen deposu, sığınmacı kampı olarak görmesine karşı gerekli adımları atamıyor.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları