Barış Doster

Türkiye, oyun kurucu devlet mi?

11 Mart 2020 Çarşamba

Dünya koronavirüs salgınını ve petrol fiyatlarındaki sert düşüşü konuşurken, bunlara ilaveten, Türkiye’de gündemin ilk sıralarında hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, Suriye sorunu ve sığınmacılar var. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’deki durumu görüşmek üzere 5 Mart’ta Moskova’ya gitmişti. Önceki gün de sığınmacılar konusunu müzakere etmek için Brüksel’e gitti. Rusya ziyaretinin sonuçları malum. Brüksel’deki temaslardan da umulan sonuç çıkmadı. Ve her iki ziyaret de, Türkiye’nin gücünün sınırlarını ve izlediği siyasetin başarısızlığını gösterdi. Sonuçları birlikte tartışalım.

Birincisi, iç kamuoyuna mesaj verirken, dış dünyaya, başka ülkelere ve liderlerine yönelik tehditler işe yaramıyor. Caydırıcılık sağlamıyor. İçerideki tehdit, dışarı çıkınca tavize dönüşüyor. Bu durum ABD ve Rusya ile ilişkilerde açığa çıkıyor.

İkincisi, ABD’yle sorun yaşayınca Rusya’ya yönelmek, Rusya’yla sıkıntı çıkınca ABD’ye dönmek, iç siyasette Avrupa’ya çatarken, dış siyasette sıkışınca Avrupa’ya gitmek, ne Rusya’da, ne ABD’de, ne Avrupa’da karşılık buluyor. Bu strateji inandırıcı, saygın, tutarlı olmadığı gibi, sağlıklı, sürdürülebilir, sonuç alıcı da değil.

Üçüncüsü, Rusya ve İran’ın Suriye’de Esad’dan vazgeçmeyeceğini anlamamak da, ABD’nin “kara gücüm” dediği, eğittiği, donattığı, desteklediği PKK - PYD - YPG terör örgütünden vazgeçmeyeceğini anlamamak da büyük hata. Bu hatada ısrar ediliyor.

Vekâleten savaşın araçları

Dördüncüsü, büyük devletler, diğer nitelikleri yanında, farklı coğrafyalarda ve farklı sorunlarda kullanmak üzere, takım çantalarında çok ve çeşitli araçlara sahip olan devletlerdir. Rusya ve ABD’nin vekâleten savaş yürüttükleri Suriye’de kullandıkları, el altında tuttukları çok sayıda örgüt var. Bunlara terör örgütleri de dahil. Türkiye’nin ise sahada kullandığı vekil güç, eski adı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olan Suriye Milli Ordusu. Onun da ölçeği belli. Moskova ve Şam’ın ona nasıl baktığı da biliniyor.

Beşincisi, dış politikayı, dış politikadaki hedeflere ulaşmak, bu alandaki sorunları çözmek için değil, iç siyasete yönelik kurgulamanın, bu amaçla dış politika söylemleri geliştirmenin diplomaside karşılığı yok. İnandırıcılığı da azaltıyor. Dışarıdaki muhataplarımız akılcı, gerçekçi, deneyimli, menfaatçı siyasetçiler ve diplomatlar. Türkiye’yi yakından izliyor, devlet kapasitesini biliyorlar.

Altıncısı, iktidarın, tabanını tahkim etmek için kullandığı, “Bölgede bizden habersiz kuş uçmaz”, “Oyun kurucu devletiz” gibisinden sözlerin içi boş. Çünkü değil orta büyüklükte bir devletin, büyük güçlerin bile tek başına oyun kurucu olamadığı bölgeler, sorunlar var. O nedenle sorunun çapına, hasmın gücüne, kuvvet, zaman, mekân dengesine, ittifak ilişkilerine bakarak çözüm ortakları arıyorlar. Geçici veya kalıcı işbirliklerine, stratejik ya da taktik ortaklıklara yöneliyorlar. Örneğin ABD, dünya üzerinde iki stratejik ortağı olan İngiltere ve İsrail dışında, Ortadoğu’da Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye gibi ülkelerle; Rusya küresel ölçekte Çin, Ortadoğu’da İran’la; Çin Rusya’yla ve büyük ekonomik gücünü, yardım ve yatırım kapasitesini kullanarak pek çok ülkeyle ilişkilerini geliştiriyor. Bölgesinde yalnızlaşan Türkiye ise bunu yapamıyor.   

Kısacası, strateji yanlış olunca, gecikmeli gelen bazı doğru taktikler çok etkili olmuyor.


Yazarın Son Yazıları