Barış Doster

Türkiye’nin asıl büyük sorunu ne?

24 Mart 2021 Çarşamba

Türkiye’de gündemin hızına yetişilmiyor. Son bir haftada ekonomide ve iç siyasette yaşananlar, birbirini besleyip tetiklediğinden, bunların da mutlaka toplumsal hayatta ve dış politikada yansımaları olduğundan, önümüzdeki dönemde siyasi tansiyon daha da yükselecektir. İçerideki gerilimin, dışarıya nasıl yansıyacağını tartışalım.  

Birincisi, Türkiye’nin ABD’yle ilişkilerinde, görünür gelecekte büyük bir iyileşme beklenemez. ABD Başkanı Joe Biden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı henüz aramadı. ABD’nin Doğu Akdeniz, Libya, Suriye politikalarında bir değişim yok. FETÖ, PKK-PYD-YPG terör örgütlerine verdiği destek aynen sürüyor. Buna karşın Türkiye, ülkemizi çevreleyen denizlerde ABD’yle doğrudan veya NATO kapsamında işbirliği yapmayı sürdürüyor. ABD’nin, Rusya’dan alınan S-400 hava savunma sistemi konusunda da tavrı değişmediğine göre Washington, Ankara’nın geri adım atmasını bekleyecektir. Bu amaçla takım çantasındaki araçları kullanacaktır.  

İkincisi, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri sorunlu. AB; ABD’nin de uyarısıyla her ne kadar Türkiye’ye karşı yaptırımları askıya aldıysa da bu yaptırımlar tamamen masadan kalkmış değil. Türkiye’ye karşı bir koz olarak elinin altında duruyor. AB liderlerinin, 25-26 Mart tarihlerinde Brüksel’de yapacakları zirvede; Türkiye’den beklenen yeni ödünler, Türkiye’yle yapılacak görüşmelerde nelerin gündeme getirileceği, Türkiye’nin içişlerine yönelik yeni talepler de konuşulacağından, zirve sonrasında AB ile ilişkilerin daha da gerilmesi beklenebilir.  

Üçüncüsü, Türkiye’nin Mısır’la ilişkilerinin düzelmesi yönünde, gecikmeli de olsa attığı adımlar olumlu. Bunun devamının İsrail’le geleceği de anlaşılıyor. Lakin Suriye’yle ilişkiler normalleşmediği sürece, bu adımlar yetersizdir. Hem Türkiye’nin güvenliği hem Doğu Akdeniz’deki konumu hem de komşu ülkelerin ve Ortadoğu’nun istikrarı açısından, 911 kilometre sınıra sahip olan Ankara ve Şam’ın doğrudan görüşmesi zorunludur.  

İç cephenin önemi  

Önümüzdeki günlerde ABD ve AB’nin, mevcut konu başlıklarına ilaveten HDP’ye açılan kapatma davası ve iptal edilen İstanbul Sözleşmesi üzerinden de Türkiye’ye yönelik baskıları artacaktır. Nisan ayında ise zaten her yıl olduğu gibi sözde soykırım iddiaları üzerinden de Türkiye’ye çullanacaklardır. Ülkemizin siyasal ve toplumsal yapısındaki derin fay hatları, ekonominin olumsuz gidişatı, hukuk devleti ve demokrasiye ilişkin sorunların ağırlığı düşünülürse, Türkiye’ye yönelik baskıları göğüslemenin zorluğu daha iyi görülür. Asıl sorunumuz budur.    

Bu zorluğu aşmanın yolu; iç cepheyi güçlendirmekten geçer. Toplumcu ve katılımcı bir demokrasiden, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığından, üretim ekonomisinden, hakça bölüşümden, adil paylaşımdan, gelir dağılımı adaletinden, planlamadan, bütüncül kalkınmadan, halkçılıktan, kamuculuktan geçer. Mustafa Kemal Atatürk’te buluşmaktan, Cumhuriyet Devrimi’ni savunmaktan geçer. Kimseyi ötekileştirmeyen, dışlamayan, düşmanlaştırmayan, şeytanlaştırmayan bir siyasal dili, üslubu benimsemekten geçer. Akıl ve bilimi, çağdaş eğitimi, özgür düşünceyi savunmaktan geçer.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları