Lafı uzatmayalım. Erdoğan’ın 51.8 çoğunluk ile Çankaya’ya çıkmasının ana sorumlusu, aday belirleme sürecinde akla ziyan kararlar alan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. CHP Başkanı ve onun bu mantık dışı “Ekmeleddin” çıkışına kerhen bile olsa onay veren milletvekilleri, altın bir tepside koltuğu Erdoğan’a hediye etmişlerdir. Bahçeli ve MHP Kılıçdaroğlu’nun suç ortaklarıdır, ama esas vebal CHP Genel Başkanı’nın omuzlarındadır.
Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan ve AKP’ye yaptığı hediyeyi ancak şöyle özetleyebiliriz: Farz edin ki Futbol Federasyonu Başkanı halkın oylarıyla seçilecek. Ve Fenerbahçe Başkanı, doğduğundan beri Galatasaray camiası içinde yer almış, “İdollerim Ali Sami Yen, Metin Oktay ve Fatih Terim’dir”(!) diyen bir insanı aday gösteriyor. Mantık da şu: “Galatasaraylıların da böylece oyunu alabileceğiz, bizimkiler nasıl olsa tıpış tıpış gelip oy verirler.” Bu örnekte hiçbir abartı yoktur (G.Saraylılar kızmasın, tam tersi de geçerli). İşte bu durumun ardından F.Bahçe Başkanı’nın, yani gerçek yaşama dönersek Kılıçdaroğlu ve ekibinin “Yahu niye oy vermeye gelmediler, biz onlar yüzünden kaybettik” deme lüksü tabii ki yoktur. “Bu isim kitleleri, gençleri heyecanlandıramaz, dev mitingler için halkı sokağa dökemez” dedik, dinlemediler. Görüldü ki, ne CHP ne de MHP örgütleri, Ekmeleddin için meydanlara çıkmayı başaramadılar; ne beraber ne de ayrı ayrı... Dinlemedikleri gibi, can simidi olarak sunduğumuz Emine Ülker Tarhan B planının reddi için de CHP yönetimi tehditler savurdu! Şimdi artık bu fatura omuzlarından düşmez ve maalesef onları ezer. İkazı 3 Temmuz’dan önce ısrarla dile getirmiş ve hatadan dönmeleri için alternatifleri önlerine koymuş bir arkadaşları olarak, bu tespiti üzülerek yapıyorum. Her birimiz, adaylar üçe indikten sonra, acınacak derecede demode “Ekmek için Ekmeleddin” sloganının gölgesinde insanların oy sandıklarına yönelmesi için her çağrıyı denedik, ama sonuç bu kadar oldu... Ne yazık ki hiçbir “gündem değişikliği” bile artık CHP üst yönetimini kurtaramaz.
Sonuç ortada. Ekmeleddin projesiyle AKP’den CHP’ye oy kayması: Yüzde 0! Aynı proje yüzünden CHP’den kaçan oylar ise sandığa gitmeyen veya geçersiz yüzde 29’luk oylar arasında çok önemli bölüm. Bir projenin bu denli ağır iflası büyük şamardır. Bu projeyi öne sürenlerin, “Ben bu işi hiç bilmiyormuşum” diyerek koltuklarını acilen boşaltmaları gerekir.
Hadi zoraki aday Ekmeleddin Bey’in “Aldığım yüzde 38.5 oy, ‘hiç tanınmıyor’ diyenlere ithaf olunur” şeklindeki sözlerini, mahcup ve siyaset bilmez bir adayın nazik geri çekiliş sözleri olarak görelim. Ama CHP yöneticilerinin hâlâ bu söylemlere takılıp mağlubiyetlerini kabul etmemeleri evlere şenlik bir durum! Sanki CHP’nin ve siyasi ortamımızın yeterince handikapı yoktu, buna bir de Google arama motorlarına patlama yaptıracak Ekmel Bey mi eklenmeliydi? Hiç tanınmamasının ciddi bir handikap olduğunun farkında idiyseniz, neden aday gösterdiniz? Farkında değil idiyseniz, CHP’nin zirvesinde ne işiniz var?
Hiç kimse “Sanki başka aday çıksa farklı mı olacaktı?” saçmalığının arkasına saklanmasın. “Çatı Adayı” projesi, kesinlikle doğruydu. Bunu Bahçeli’den haftalarca önce ısrarla önermiş biri olarak net söylüyorum. Ama herhalde AKP arka bahçesinden ithal edilmiş bir adayla değil! Defalarca önerdik: Ankara’da sağ ve solda ortak heyecan yaratan Mansur Yavaş, İlhan Kesici, Deniz Baykal, Yılmaz Büyükerşen, Onur Öymen ya da onca başka alternatif vardı. Bu isimlerden biri aday olsaydı, Erdoğan kesinlikle ilk turda alamayacağı gibi, 2. turda da işi ciddi anlamda zora girerdi. Ama herhalde “kendilerinin altında” olan isimleri Çankaya zirvesine taşımaya gönülleri ve egoları evet diyemedi. Bu nedenle Mars’tan, pardon Mısır’dan, hitabet yeteneği düşük, ileride kendilerine rakip olamayacak bir isimde uzlaşmayı ancak göze alabildiler! Kendi koltuklarını koruma uğruna, Çankaya’yı Erdoğan’a hediye etmeyi tercih ettiler. Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi neredeyse Menderes’in DP’si çizgisine taşıyarak AKP’yi durdurmak gibi, hem merkez sağda geçen yıllarda başarısızlığını kanıtlamış, hem de ağır ihanet sendromu taşıyan projesi, artık geri dönülmez şekilde iflas etmiştir.
Yanıtı aslında Ersun Yanal vermiş oldu, 3 gün önce. Elinin tersiyle sıfatını ve 10 milyon lirayı itip Fenerbahçe’deki görevinden istifa ederken, “İlkelerimiz, daima kazandığımız paradan daha önemlidir” demecini vermişti. Şimdi umarım CHP’de bu iflasın tüm sorumluları “İlkelerimiz, onurumuz ve ülkemizin geleceği koltuklarımızdan daha değerlidir” diyerek gerekeni bir an önce yaparlar. CHP, kimseye ait bir şirket değildir. Partinin önü ancak böyle açılır...
Kılıçdaroğlu’nun İflası
Yazarın Son Yazıları
Her ölüm erken, her ölüm zamansız...
Hayatımız içeride de zor dışarıda da...
Savaşın en ağır bedelini anneler ve çocuklar öder.
Yeni Adalet Bakanı gelir gelmez, gerek mahkemelerde gerek yandaş basında CHP üzerine yeni senaryoların alevlendiğini belirtmiştim.
Türkiye yeni adalet bakanının kimliğini öğrenerek bir şok yaşadı.
Bu satırların sahibi, ailesinden kalan manevi mirasla 80 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nin yanında durmuş bir isimdir.
CHP, son dönemdeki çıkışlarıyla ana muhalefet partisinden birinci parti konumuna yükseldi.
Tandem, iki unsurun tek bir ritimle, birlikte hareket etmesi olarak tanımlanır.
Harika bir hafta yaşattın bize Zeynep! Çok teşekkürler!
Her biri olağandışı vakalar. İlki, gencecik bir çocuğumuzun Türkiye’yi giderek saran çocuk şiddetinin yeni hedefi olması…
İran’da yaşananlar gerçekten korkunç.
Venezüella haberleri üzerimize yağıyor; dünya gündemini unutulmaz bir şekilde değiştiren günler yaşıyoruz.
Yeni yıla günaydın sevgili okurlarım!
Geçen hafta detaylıca yazdığım, Twitter’ın (X demek bana çok anlamsız ve içeriksiz geliyor) siber zorbalarının dev bir ablukası ile karşı karşıyayız.
Merak ediyorum, özellikle Twitter’da cirit atan bu siber zorbaları kimler yetiştirdi?
İnsanlarımız şaşkın.
1970’lerde, İstanbul’da Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü’nde eski şampiyonlarımızdan Fehmi Kızıl vardı.
CHP kurultayı, bu hafta sonu her zamanki gibi büyük bir medya ilgisi altında yaşanacak.
İddianame açıklaması yüzünden geçen hafta yazamadığım konuya hemen giriyorum.
Pek de sürpriz olmadı.
Paranın sahtesi vardır, kalpazanlar basar.
Dün Cumhuriyet Bayramımızı kutladık.
Siyaset, insanların daha iyi yaşaması için yapılır, dünyanın neresinde olursa olsun.
Trump bozulmuş, “Nasıl olur da Nobel Barış Ödülü bana verilmez?!” “Ben yedi savaş durdurdum, gidip hiçbir şeyi yapamamış birine verecekler o ödülü” deyip duruyordu.
Sinan Ateş cinayetinin dumanı tütmeye devam ederken bu cinayetin bir numaralı sanığı 90’lı yılları anımsatan bir şekilde güpegündüz öldürüldü.
Bugünlerde, Trump ve Netanyahu’nun anlaşarak Ortadoğu’ya ve Filistin’e dayattıkları yeni düzenin ve “sözde” barışın hangi hızda yaşama geçip geçemeyeceğini öğreneceğiz, tabii yeni sürprizlerle karşılaşmazsak...
Fenerbahçe Spor Kulübü’nde nöbet değişimi oldu.
Daha iki yıl önce kazanması için elimizden geleni yaptığımız, uğruna 24 saat koşturduğumuz Kılıçdaroğlu’nun, o gece kendisine umut bağlayan milyonların neredeyse tamamını karşısına alacak pasif duruşu ve agresif sessizliğiyle, Vito’larına binip kaybolmasına şahit olmak bize nasipmiş...
Türkiye, darbe günlerinde gördüğü sahneleri yaşadı.
Bunu da gördük.
Dün aldığım bu mektubu sizlerle paylaşmak istedim.
Haftada bir köşe yazısı kaleme alarak gündemi yakalamak için, şapkadan üç değil, beş tavşan çıkarmanız lazım!
Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Erbaş...
Cumhuriyet Halk Partisi, tabanından ve partinin ileri gelenlerinden yapılan bütün uyarılara rağmen komisyona katıldı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve MYK’sının bu ikazları dikkatle değerlendirmeye alacaklarına inanıyorum.
Yıl 1955, genç gazeteci Altan Öymen ve iki polis Ankara kışının ortasında…
Gündem aşırı yoğun. Ekrem İmamoğlu’na açılan en akıl almaz davalardan biri dün karara bağlandı.
Gündem belli: AKP’nin “muhalefetsiz demokrasi modeli” için yaptığı çalışmalar...
Dün, 2 Temmuz’du… 32 yıl önce yobazların 35 aydınımızı yakarak katletmesinin yıldönümü...
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu sayesinde CHP’nin birinci parti konumuna yükseldiğini gören AKP, ne yapıp edip bu iki lideri durdurmak için her şeyi yaptı ve yapmaya da devam ediyor.