Celal Üster

Bir ‘gazete’, bir ‘düşünce’ demektir

18 Ocak 2016 Pazartesi

Geçende, milliyet. com.tr’de bir haber çıktı: “Türkiye’de ilk kez Milliyet gazetesinde bağımsız ekonomi sayfası hazırlayan usta gazeteci Ali Gevgilili, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Meslekte İz Bırakanlar toplantısında anıldı.”
Gevgilili’nin “Milliyet’te ilk kez bağımsız ekonomi sayfası hazırladığı” doğruydu. “Usta gazeteci” olduğu da doğruydu. Ne ki, Milliyet’e uzun yıllarını veren Gevgilili ölmemişti ki anılsın!
Pek çok gazeteci ve yazarın katıldığı toplantıda, Gevgilili’nin 78. doğumgünü kutlanmıştı. Gevgilili’nin bu kutlamaya katılamamasının biricik nedeni, yaşamakta olduğu rahatsızlıktı.
Abdi İpekçi ve Gevgilili’nin Milliyet’inin yerinde yeller estiği, bırakın gazetenin gerçekleri örtbas eden bugünkü iktidar bağımlısı tutumunu, bu haberdeki özensizlikten bile belliydi.
Bu haber, henüz hayatta olan biriyle ilgili olarak İpekçi ya da Gevgilili’nin önüne gelseydi, kimbilir yüzlerinde nasıl bir ifade belirirdi ya da ne derlerdi?
Ben, Memet Fuat’ın Yeni Dergisi’ne yeni yeni çeviri yapmakta olduğum günlerde Gevgilili’nin sinema yazılarının hastasıydım. O yazıların beni en çok etkileyen yanı, tek bir filmden söz ederken bile, sinema sanatının bütününe bir bakış, bir yaklaşım sunmasıydı.

Düş kırıklığı
Kuşkusuz, bir de, dile, Türkçeye gösterdiği özendi beni o yazılara çeken. Kaldı ki, ekonomiyle pek ilgili olmamama karşın, onun ekonomi sayfasındaki köşesini dilin tadını çıkarmak, Türkçeyi öğrenmek için okuduğumu anımsıyorum.
Ve o kılı kırk yaran Türkçesiyle, “Bir ‘gazete’, bir ‘düşünce’ demektir. Bir demet gül, bir tutam haz ya da bir avuç ihtiras değil... İşte gazete denilen şey, düşünceyi bir kişinin ya da grubun malı olmaktan alır çıkarır. Onları, bilgi, emek ve teknolojinin hamuruyla kararak, büyük sayılara çarpar Bu, aynı zamanda, belli bir dönemin ve o dönem içinde yer alan bütün bir toplumun, güncel düzeydeki ‘yaşama tarihi’ de demektir...” diyordu Gevgilili.
Abdi İpekçi’nin öldürülüşünün ve 12 Eylül askeri darbesinin ardından gazeteciliği bırakışının temelinde, bu uğraşın gerçek anlamda ancak bağımsız olarak yapılabileceğine inanan gerçek bir gazetecinin düş kırıklığı yatıyordu.
O günlerden bugünlere, ülkemizde gazeteciliğin en temel sorunu hâlâ bağımsızlık.
İngiliz bilgin, vaiz ve yazar Thomas Fuller, ta 17. yüzyılda, “Gerçek, bugünlerde en büyük haber!” diyordu.
Biz, üçüncü binyılın on altıncı yılında, gerçekleri haber yapanların hâlâ hapse atıldığı bir toplumda yaşıyoruz...  


Yazarın Son Yazıları

Irgat’ın Türküsü 14 Mayıs 2018
Kâr ve kapital 14 Nisan 2018
Orwell yaşasaydı... 5 Ekim 2017
Kitapla 1 dakika! 1 Ekim 2017
Konuş, belleğim! 6 Eylül 2017
‘Hayır’ diyen insan... 21 Ağustos 2017