Ortadoğu’da yeni hesap zamanı

15 Temmuz 2015 Çarşamba

“Viyana’daki Coburg Sarayı’ndan beyaz duman yükseldi.” İsveçli siyasetçi Carl Bildt, dün dünya güçleriyle İran arasında kıran kırana müzakerelerin yürütüldüğü otelde varılan tarihi anlaşmayı, papalık seçimlerindeki uzlaşmaya atıf yapan bu tweet’iyle duyurdu. Viyana’daki “beyaz duman” Ortadoğu ve küresel dengeler açısından “rengini henüz seçemeyeceğimiz” yeni bir dönemin başlangıcı desek yeridir.
Anlaşma; İran’ın tartışmalı nükleer programının, BM yaptırımlarının aşamalı olarak ve hızlı biçimde kaldırılması karşılığında, atom silahı edinememesini garantileyecek şekilde sınırlandırmasına dayanıyor. Müzakerelerin uzamasına yol açan BM’nin silah ambargosu aşamalı olarak beş yıl, ABD’nin füze teknolojisine yönelik yaptırımları yine sekiz yılda kalkacak. Anlaşmanın ihlali halinde yaptırımlar rejimi, eski haline dönecek.

***

Teknik detaylarını Cumhuriyet’in sayfalarında bulabileceğiniz bu anlaşma, İran ve Batı açısından kazan-kazan halini ifade ediyor.
İran, tavizleri karşısında Ortadoğu’nun “nükleer gücü” olarak tescillenecek. Ekonomisini berbat eden yaptırımlardan kurtulacak. Diplomatik tecridi kıracak. Batı dünyasıyla barışmasının yolu açılacak. Rusya ve Çin’e mahkûm olmaktan kurtulacak, manevra alanı genişleyecek. Teknoloji ithal ederek zengin enerji kaynaklarını geliştirebilecek. Ortadoğu’da yumuşak güç kullanarak ‘emperyal etkisini’ ABD ve AB’nin onayıyla açığa çıkartma fırsatı elde edecek.

***

Anlaşma Batı için de güçlü güvenlik ve garanti mekanizmaları içeriyor. En başta İran’ın atom silahı geliştirmesi engelleniyor. AB açısından başta enerji olmak üzere 80 milyon nüfuslu İran pazarının kapıları aralanıyor.
ABD Başkanı Barack Obama, nihai anlaşmayı Kongre’ye onaylatabilirse, bu Küba’dan da öte öneme haiz olacak biçimde dış politika mirasını teşkil edecek. İran’ın bölgede etkinliğini asıl açığa çıkartan, neocon Bush yönetiminin çatışmacı/müdahaleci politikalarıydı. Bu politikaların başarısı, Amerika’ya ve bölgeye maliyetleri hepimizin malumu. Obama, tam da zıddı bir yolla “dizginleme/dengeleme” siyaseti için alan açmış oldu. Görev süresi bittiğinde ABD kurumsal yapısının tercihleri elbette belirleyici olacak.

***

Anlaşma ABD ile İran’ın aniden dost olması anlamına gelmiyor. Ancak ABD yönetimi artık Ortadoğu’da Suud’un başını çektiği Körfez’in Sünni monarşileri ile İsrail’den “bağımsız” duruş sergileyebilir. İpuçlarını IŞİD’e karşı savaşta gördüğümüz üzere birlikte hareket edebileceği aktörleri çeşitlendirmiş olacak. Suudi Arabistan’ın Amerikan kaya gazı-petrolü sektörünü hedef alacak şekilde geçen yıl başlattığı petrol savaşında “yeni enstrüman” edinecek.

***

Obama’nın Körfez monarşileriyle güçlü mali bağları bulunan Amerika’daki lobilere aldırmadan yöneldiği İran politikası, Ortadoğu’daki Sünni ortaklara duyulan güvensizliğin de tezahürüydü. Paranoya düzeyi Başbakan Benyamin Netanyahu’nun “İran dünyayı ele geçirecek” türü tweet’lerine dönüşerek alay konusu olan İsrail, ayrı bir yazının konusu.
İran’ın bölgede ehemmiyetini artıracak bu anlaşma ilk bakışta Türkiye açısından “olumsuz”. Ancak fırsata çevrilme potansiyeli var. En başta Suud’la girişilen ve Türkiye’nin temsil ettiği tüm değerlerin zıddı olan mezhepçi, radikalliğin ötesinde bir şey üretmeyen ittifaktan çıkış ve soğukkanlı dengeleme siyasetine dönüş için... Türkiye, İran’a karşı düşmanlaştırıcı/ çatışmacı pozisyon yerine İran ile Körfez/İsrail hattını dengeleyebilirse ekonomik ve siyasi açıdan kazançlı çıkabilir.
Kıssadan hisse... İranlılar zeki ve vizyoner yöneticileri sayesinde dünyaya açılmayı kutluyor. Kendi hayalleriyle sarhoş olmayan zeki ve donanımlı yöneticiler herkese lazım. Darısı başımıza...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

ABD’de darbe tehdidi 7 Eylül 2018
Zaharçenko darbesi 5 Eylül 2018

Günün Köşe Yazıları