Kendini gerçekleştiren kehânet ve Antigone
Deniz Ülkütekin
Son Köşe Yazıları

Kendini gerçekleştiren kehânet ve Antigone

23.02.2025 16:55
Güncellenme:
Takip Et:

Almanya, bugün hem kendi hem de dünya tarihi açısından oldukça önemli bir seçim yaşayacak. Elbette seçim sonuçları açıklandığında dünya bir günde değişmiş olmayacak ama birkaç ayda, yılda yavaş yavaş etkilerine tanıklık edeceğimiz köklü bir değişimin öncesinde olabiliriz.

Beyaz Saray’ın ikinci adamı JD Vance geçtiğimiz günlerde Münih’teki güvenlik konferansında bir konuşma yaptı. Özetle Avrupa Birliği’ni ve eski kıta medeniyetini Ukranya üzerinden sahte bir ahlak satmakla suçladı. Amerika ve Avrupa’nın artık aynı liberal değerleri paylaşmadığını söyledi.

Bu gelişme çoğunlukla Rusya-Ukrayna savaşı özelinde ve ABD’nin veya Trump’ın Putin’ yanında yer alması olarak değerlendirilse bile aslında çok daha derin ve ideolojik bir anlam taşıyordu.

KÜLTÜREL HEGOMONYA

20. yüzyılın ilk yarısında özellikle Avrupa Marksiszm'ini derinden etkileyen İtalyan düşünür ve siyasetçi Antonio Gramsci’yi diğer sosyalist aydınlardan ayıran en önemli özelliği “kültür”e olan bakışıydı. Sosyalist düşünce pratiğinde kültür iktidarı köklendirmenin önemli bir aracı olarak görülürken Gramschi için iktidarın bizzat (hegomonya) temeliydi.

Ona göre kapitalizm ve liberalizm sırf baskı ve sömürü yoluyla değil aynı zamanda belli bir sınıfın değerlerinin tüm dünyanın değerleri olarak görülmesini sağlayan küresel bir rıza da üreterek güç kazanmıştı.

Bu kütlürel hegomonya “en başarılı” sınavlarından birisini McCarthy ABD’sindeki “komunist cadı avı” sırasında vermişti.

Liberal değerlerin özgürlük için farklı düşünceleri şeytanlaştırma gücü ve kitlelerin buna göz yumma eşiği hayranlık uyandırıcıydı.

Bunun çözümü ise sosyalistlerin kendi öz değerlerini güçlendirmesiydi. Bunun için de sayısal egemenliği alamıyorsa bile ahlaki ve entelektüel egemenliği ele geçirmeliydi. Bu işlevi görmek için küresel ölçekte görevli bir “tarihsel blok” oluşturulacaktı.

Aydın ve birikimli bir zümreden oluşacak bu sınıf modern Batı toplumunda işlev görecek biçimde hareket edecek ve medya, akademi gibi toplum biçimlendirme aygıtlarına “sızarak” ideolojik propogandanın bir parçası haline gelecekti.

Alman bir üniversite öğrencisi olan Rudi Dutschke’nin bu fikirlerden esinle ürettiği “Kurumlara doğru uzun yürüyüş” sloganı Grmaschi’nin fikirlerinin gayriresmi doktrini oldu.

Bu uzun yürüyüş, bugün Vance’in “artık ortak değerleri taşımıyoruz” sözünün altında yatan gerekçeleri de açıklıyor.

Büyük ölçüde Avrupa’da ve bir ölçüde de ABD’de başarıya ulaşan solun liberal düşüncelerle örtüşerek sandık iktidarında olmasa bile zihinsel iktidarda bir paydaş olması tıpkı Gramschi’nin öngördüğü gibi akademi ve medya odaklı bir yolculuktu.

Ancak fikir sentezleme pratiği en iyi ölçülebileceği şekliyle siyasi partilerde yaşandı. Kültürel liberalizmin sola çeken düşünce dünyası ile ekonomik liberalizmin sağa meyilli hareket örgüsü aslında günümüzde yaşadığımız pek çok düşünsel kaosun da temelindeki ikilem.

Bugün iktidarda olan Trump ile Vance, Musk gibi isimlerin saldırı altına aldığı Avrupa değerleri olarak görülen sol-liberal kültür inşasının temellerinin ABD’deki Demokrat Parti çevrelerinde atılmış olması ne kadar ilginç değilse günümüzde bu değerlerinin “Avrupalılık” fenomeni ile örtüşmesi de bir o kadar ilginç.

Üstelik AB eliyle inşa edilen bu kültürel hegomanyanın ABD kanalıyla gelen yaklaşık iki aylık saldırı sonucu Alman diplomat Christoph Heusgen’i ağlatacak derecede kırılganlık göstermesi "AB hikâyesinin sonuna mı geldik" sorularını sorduruyor.

Günümüzde herhangi bir baskıcı uygulama veya panoptikon türü bir gözetleme gündem olduğunda George Orwell’ın “1984” romanına atıf yapmak artık alışıldık bir refleks. Ancak söz konusu roman, öngörüler anlamında bununla sınırlı değil.

Romanın politik haritası Oceaina isimli büyük bir hiperdevleti içeriyordu. Söz konusu devlet ABD ve Büyük Britanya’nın birleşmesi ile kurulmuştu ve iki Amerika kıtası ile okyanus adalarının birleşiminden oluşuyordu.

Trump’ın Grönland, Kanada ve Panama’yı ABD sınırlarına katmak istemesini karikatürize bir diktatörün emperyal düşleri gibi algılayabilirsiniz.

Gramschi ekolündeki düşünürler için de ekonominin tek belirleyici olduğu tarih okumaları eleştiriye fazlasıyla açıktır ancak haritaya ve küresel Güney’i bekleyen geleceğe bir göz atarsanız bir adım sonrasına ilişkin gözlemleriniz daha keskin olabilir.

Nitekim bu çatışma iklimini tarihsel açıdan modernizm-postmodernizm çatışması olarak konumlamak mantıklı görünse de aslolanın Avrupa üzerinde artık işlevsiz kalan II. Dünya Savaşı sonrası barış ve refah anlatısı yerine yeni bir rıza üretimi oluşturmak olduğunu söylemek daha doğru gibi geliyor bana.

Bugün yapılacak seçimlerde bir oy patlaması yaşaması beklenen AfD’yi klasik bir marjinalizasyon ile "Nasyonel Sosyalist Parti"nin devamı olarak görmek isteyenler çok da olsa bu oluşumun ABD’deki Cumhuriyetçilerle yakın bağları ve Gazze Savaşı’nda İsrail’e destekleri bizi farklı bir okumaya mecbur kılıyor.

Avrupa’nın "cici" müesses nizamı ne kadar görünmez kılmaya çalışırsa çalışsın birçok gerçekçi akıl için AfD, Meloni ve Le Pen artık yaşanması kaçınılmaz ve gerekli de olacak bir deneyim.

Bunu alçak sesle de olsa söyleyenler mantıklı insanlar olmalı. Avrupa’da aşırı sağın yükselişini görebiliyor. Batı demokrasisi içinde aşırıların sisteme entegre edilerek sönümlendirilebileceğini düşünüyorlar ki sosyal demokratlar konusunda haklı çıktıkları söylenebilir.

CUMHURİYETİN SINIRLARI

Kısa süre önce ülkemizde yayıma giren bir dizi pek çaktırmasa da bu konuya eğildiğini iddia ediyordu. TRT’nin Tabii platformunda yer alan "Cihangir Cumhuriyeti" isimli yapım en azından iddia ettiği biçimiyle "ülkemizde süregelen kültürel bir hegomonya"ya parmak basma amacıyla çekilmişti.

Avrupa’nın deneyimlemeye hazırlandığı kültürel değişim evreninde 25 yıllık böylesi bir içeriğe maruz kalmak var mı bilinmez ama ülkemizde Batı’dan siyasi argüman devşirerek pozisyon kazanmaya çalışan tiplemeler giderek daha da gerçekdışı bir nitelik kazanıyor.

Gerçekdışı veya gerçekötesi olmanın da günümüz siyasi ikliminde bir yeri var ancak Netflix’İn antigonisti olma hedefiyle ortaya çıkan Tabii’nin “propoganda” becerisi hasmının yanında oldukça sönük kalıyor.

Sonuçta izleyenler propogandanın taşıdığı iletinin yanında kurgu, oyunculuk, çekim kalitesi gibi ölçütlerle de epey ilgileniyor... Hem televizyon başında hem de siyasette.

Yazarın Son Yazıları

Çocukları kim yetiştiriyor?

Çocukları kim yetiştiriyor?

Devamını Oku
18.04.2026
Bağ kurmanın anahtarı: Kırılganlık

Bugün size futboldan söz edeceğim. Daha doğrusu futbolda gözünüzün önünde olan ama iş dünyasının bir türlü kopyalayamadığı o devasa güçten: Hikâyenin saf kudretinden.

Devamını Oku
05.04.2026
Duygular öğretilir mi?

Bir insan gerçekten ne hisseder? Öfke, suçluluk, sevgi… Hemen soralım: Bunlar bize ait duygular mı yoksa bize öğretilmiş tepkiler mi?

Devamını Oku
28.03.2026
'Ben'siz bir yaşam

Bir sabah uyanıyorsunuz. Telefonunuzda birkaç haber, birkaç mesaj… Gün daha başlamadan zihniniz dolmaya başlıyor. Ekonomi, siyaset, gündelik tartışmalar… Hepsi birbiriyle iç içe geçmiş halde.

Devamını Oku
21.03.2026
Yeni nesil hayatta kalma rehberi

ABD’de büyüyen “prepper” hareketi olası bir sistem çöküşüne karşı hazırlık yapan insanlar olarak tanımlanıyor.

Devamını Oku
14.03.2026
Görünmek neden bu kadar zor?

Son günlerde sıkça tartışılan bir argüman var: İş dünyasında psikopatların daha başarılı olduğu. Hatta bu iddia bir adım daha ileri taşınıyor; dünyayı yöneten elitlerin önemli bir bölümünün empati yoksunu, soğukkanlı ve gerektiğinde acımasız davranabilen kişiler olduğu öne sürülüyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Gizliliğin tiksindirici gücü ve "doğrulama" yanılsaması

Epstein belgeleri uykularınızı mı kaçırıyor? Haklısınız ama tüm bu gerçeklik bunca zamandır orada, bakmadığınız yerde duruyordu.

Devamını Oku
07.02.2026
Bu hayatı bir daha yaşar mıydın?

Bir gün birisi size şu soruyu sorsa: Bu hayatı, baştan sona, hiçbir şey değişmeden bir kez daha yaşamak ister miydiniz?

Devamını Oku
31.01.2026
Kullan-at düşünce iklimi

Fikirler artık birer katalog gibi. Sosyal medyaya girip istediğinizi seçebilir, kendinize göre uyarlayabilirsiniz. Bir görüşü benimsemek için uzun uzun düşünmeye, tartmaya ya da bir fikri zaman içinde inşa etmeye gerek yok. Zaten hazırlar, seçmenizi bekliyorlar.

Devamını Oku
24.01.2026
Gündemin son kullanıcısı

Günümüzde yaşanan gelişmelerin ne kadar önemli olduğuna ve ne kadar konuşulması gerektiğine kim karar veriyor?

Devamını Oku
17.01.2026
Görünürlük paradoksu

Görünürlük paradoksu

Devamını Oku
27.12.2025
Öfke Yemi

Oxford Sözlüğü tarafından yılın sözcüğü seçilen kavram, sırf dilsel bir yaklaşım değil, aynı zamanda dijital çağa yönelik önemli bir teşhistir.

Devamını Oku
06.12.2025
Pandeminin mirası bir sessiz salgın: Gooning

Pandeminin ardından yalnızlık yeni bir biçime büründü. Ekranların ritmiyle biçimlenen çağda “gooning”, sırf bir cinsel pratik değil, dijital odak ekonomisinin bir yansıması.

Devamını Oku
08.11.2025
Zamanın parçalanmış belleği

Zaman artık yalnızca ölçülebilir bir akış değil belleği, siyaseti ve ekonomiyi biçimlendiren bir iktidar aracı

Devamını Oku
25.10.2025
Samimiyet çağında samimiyetsizlik

Samimiyet, insanlık tarihi boyunca güven ve içtenliğin karaktere yansımış bir göstergesi olarak tanımlanırdı.

Devamını Oku
05.10.2025
Diziler, şarkılar, davalar: Kimin sahnesi?

Diziler, şarkılar, davalar: Kimin sahnesi?

Devamını Oku
21.09.2025
Gündem zehirlenmesi

Artık “Yine ne oldu?” hissiyle uyanmak, politikleşmiş bir yorgunluğa dönüştü.

Devamını Oku
17.08.2025
Kamusal şizofreni

Söylenemeyenlerin çoğaldığı, herkesin birden fazla benlik taşıdığı bir çağda yaşıyoruz. “Kamusal şizofreni” artık siyasetçilerin değil hepimizin hastalığı.

Devamını Oku
26.07.2025
Makbul queer

Makbul queer

Devamını Oku
12.07.2025
Düşünüyorum, öyleyse susayım!

Düşünce artık içerikten çok niyetiyle, sahibinden çok kökeniyle yargılanıyor. Bu sessizlik çağında en büyük özgürlük, hâlâ düşünebiliyor olmak.

Devamını Oku
28.06.2025
1000 > 100 bin

İnfluencer dünyasında artık takipçileriyle derin bağlar kuran içerik üreticileri yani mikro etkileyiciler yüz binlere ulaşan hesaplara göre markaların çok daha fazla ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
16.06.2025
Gülerken kızmak: Türkiye’de ofansif mizahın sınırları

Gülerken kızmak: Türkiye’de ofansif mizahın sınırları

Devamını Oku
25.05.2025
Kodlarda gizli erkek bakışı

Kodlarda gizli erkek bakışı

Devamını Oku
10.05.2025
Ne diyorsunuz? Anlamıyorum!

Ne diyorsunuz? Anlamıyorum!

Devamını Oku
03.05.2025
Elveda özgür Avrupa

Elveda özgür Avrupa

Devamını Oku
20.04.2025
Gerçeğin yokluğu

Gerçeğin yokluğu

Devamını Oku
12.04.2025
Umudu yaratanlar

Umudu yaratanlar

Devamını Oku
28.03.2025
Aklın çölleşmesi

Aklın çölleşmesi

Devamını Oku
15.03.2025
Korku ve ecel

Korku ve ecel

Devamını Oku
01.03.2025
Kendini gerçekleştiren kehânet ve Antigone

Kendini gerçekleştiren kehânet ve Antigone

Devamını Oku
23.02.2025
'Yapay zekâ kullanıyorum'

'Yapay zekâ kullanıyorum'

Devamını Oku
08.02.2025
Dünyanın en büyük sorunu (şimdilik)

Dünyanın en büyük sorunu (şimdilik)

Devamını Oku
01.02.2025
İhmalkâr

Bolu’da 78 yurttaşımızı yitirmemizle sonuçlanan otel yangınından beri sık duyduğumuz ve sürekli zihnimde tekrar eden kelime: İhmalkârlık.

Devamını Oku
25.01.2025
Ucubelerin sanatı

Ucubelerin sanatı

Devamını Oku
18.01.2025
Kaliforniya’da suyun başını tutanlar

Kaliforniya’da suyun başını tutanlar

Devamını Oku
10.01.2025
Genel izleyicinin tragedyası

Genel izleyicinin tragedyası

Devamını Oku
02.01.2025
Düş adacıkları

Düş adacıkları

Devamını Oku
30.11.2024
Tepkisiz toplum etkisiz siyaset

Tepkisiz toplum etkisiz siyaset

Devamını Oku
23.11.2024
Tekinsizliğe karışan deli

Birkaç farklı yerde, farklı tonlarda ve farklı cümlelerle bilgi sahibi olduğum bir anektod:

Devamını Oku
17.11.2024
Çaresizliğin zorbalığı

Çaresizliğin zorbalığı

Devamını Oku
08.11.2024