Doğan Satmış

Ha Aziz Yıldırım Ha Erdoğan

24 Ekim 2015 Cumartesi

Aziz Yıldırım gazetecileri kastederek şöyle dedi:
“Bundan sonraki maçlarda, hem Avrupa hem Türkiye’deki bütün akreditasyonları ben yapacağım. Aleyhte yazan hiç kimseyi sokmayacağım.”
Aziz Yıldırım kim? Fenerbahçe Kulübü’nün seçilmiş başkanı.
Bırakın başkanlığını, kulübe el koyduğunu, tapusunu çıkardığını varsayalım, hatta daha ileri gidelim, kulübün İngiltere Kraliçesi yetkilerine sahip kralı olsun.
Kral olsa bile, böyle demeye hakkı var mı?
Eğer pespaye bir Ortadoğu ülkesindeyse var, İngiltere, İspanya dahil, hiçbir çağdaş ülkedeyse yok.
Bir kral çıkıp, “Aleyhte yazanı sarayıma sokmayacağım” derse, pişman ederler.
Mesela, Türkiye’nin en büyük işadamı Mustafa Koç da, “Bundan sonra aleyhimize yazan gazetecileri şirketlerimize sokmayacağım” demez. Çünkü sonuçta şirketleri halka açık. Müşterileri var, ortakları var. Eğer Mustafa Koç, gazetecileri şirketlerine sokmayacağını açıklarsa, ilk akla gelen “Acaba neyi saklıyor” olur.
Böyle bir riske girmez.
Peki, tüm bu gerçekler ortadayken Aziz Yıldırım böyle deme hakkını kendinde nasıl görüyor?
Çünkü burası Türkiye. Bizde, gücü yeten çıkıp “Gazetecileri sokmayacağım” diyebilir.
“Gazeteciyi sinek gibi ezerim” diyeni de gördük, gazete basıp cam çerçeve indirip, “Bunlar korkaktır” diyeni de ve gazeteci dövdüreni de...
Şimdi soralım: Aziz Yıldırım’ın, “Aleyhte yazan hiç kimseyi sokmayacağım” sözleri ile Erdoğan’ın, “Aleyhte yazanı işten atın” demesi arasında ne fark var?
Bütün dünya, niye Erdoğan’ı basına karşı bu tutumundan dolayı eleştiriyor.
Aziz Yıldırım bu sözleriyle ve Ajax maçına 5 gazeteciyi sokmayarak, 13 yıllık AKP iktidarının yaptığını yapmadı mı?
Erdoğan da istemediği şeyleri yazıyorlar diye gazetecilere yasaklar koymuyor mu?
AKP iktidarına “Gözünün üzerinde kaşın var” diyen bir gazetecinin, Erdoğan’ın uçağında, Davutoğlu’nun yanında, Beştepe resepsiyonunda, bakan davetinde gördünüz mü?
Bunun bir adım ötesi, gazetecileri tutuklatmak, işten atılsınlar diye “Alo Fatih” hatları kurmak, sadece işlerine gelenleri yazdırmak ve havuz kurmaktır.
Aziz Yıldırım da, bir adım daha atarsa, bunları yapmaya başlar.
Gazeteciler, AKP’ye, Beştepe’ye karşı nasıl direniyorsa, Aziz Yıldırım’a karşı da öyle direnmelidir.
Yoksa ne mi olur? Bir şey olmaz.
Alışkınız, Türkiye zaten böyle...
Ama dün toprağa verdiğimiz Çetin Altan’ın kemiklerini sızlatırız.
Oğlu Ahmet Altan şöyle anlatıyor babasını: “Cebinde 50 kuruş varken gazeteden istifa ettiğini gördüm. Demir kafesin ardından ilk torununa bakarken yüzünde beliren gülümsemeyi gördüm. Doğru bildiğini söyleyebilmek için bütün taraftarlarını ve dostlarını kaybetmeyi göze aldığını gördüm.”
Haa şunu da ekleyelim. Gazeteciler arasında asparagas yazan yok mu? İnsanlar, bu haberleri görünce çıldıramaz mı?
Olabilir. Pespaye haberler yazana biz gazeteciler de kızarız.
Ama birileri işini kötü yaptı diye, “güce”, “şiddete”, “zor kullanmaya” başlarsak, bunu yapanlara diyecek sözümüz kalmaz.


Yazarın Son Yazıları

Volkan nasıl patladı? 21 Haziran 2016
İspanya fark yaptı 18 Haziran 2016
Cenazeler 11 Haziran 2016
Hoca ve cemaat 2 Nisan 2016