Duvar Yazıları

Özel'e en acı travma tekzibi

23 Ağustos 2015 Pazar

Genelkurmay Başkanlığı görevini kısa bir süre önce devreden Orgeneral Necdet Özel’in veda konuşmasının detayları yeni yeni tartışılmaya başlandı. Dün Hürriyet konuşmayı analiz eden bir haber yayımladı. Özetle şöyle diyordu haber:

Özel, görev yaptığı dört yılın, yalnızca ülkenin güvenliği değil aynı zamanda “TSK’nin kurumsal kimliği” bakımından da “zor bir dönem olduğunu” vurguladı. “Genelkurmay Başkanlığı şerefini devraldığım dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri muvazzafıyla, emeklisiyle tam anlamıyla bir travma yaşıyordu” diye söze girdi ve “Personelimize yönelik sürdürülen davalarla ve kurumsal itibarımızın sorgulandığı bir gündemle karşı karşıya bulunuyorduk” diye ekledi. Özel, bu süreç nedeniyle TSK’nin dayanışma ruhu, birlik ve bütünlüğünün muhafazasında “bazı tereddütlerin hasıl olduğunu” gizlemedi, hatta şöyle konuştu: “Personelimizin moral motivasyonu zayıflamış, kamuoyu nezdindeki kurumsal itibarımız ve güvenilirliğimiz zedelenmiş, hatta kimi çevrelerin haksız ithamlarıyla TSK’nin görev etkinliği sorgulanır hale gelmişti.” Özel, bu süreçteki önceliğini de şöyle anlattı: “Öncelikle bu durumun düzeltilmesini ve iç bünyedeki çöküntünün ortadan kaldırılmasını amaçladık. Personelin kendilerine olan güvenlerinin yeniden kazandırılması, kamuoyu algısının, kurumsal itibarımızın arzu edilen düzeye ulaştırılması için hep birlikte çalıştık.”

Dün eski komutanın “travma atlatıldı” konuşması Hürriyet’te çıktığında, Osmaniye’den tüm Türkiye’ye üniformalı bir isyanın haberi yayılıyordu.

Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde cuma gecesi Ayvalık Jandarma Karakolu’nda şehit olan Yüzbaşı Ali Alkan’ın cenaze törenine üniformasıyla katılan ağabeyi Jandarma Yarbay Mehmet Alkan şöyle diyordu: “Düne kadar ‘çözüm’ diyenler ne oldu da ‘sonuna kadar savaş’ diyor. Saraylarda 30 tane korumayla gezip, zırhlı arabalara binip ‘Şehit olmak istiyorum’ diye bir şey yok.”

Cenaze sırasında aile AKP’li vekilleri göstererek “Bunların olduğu yerde cenazemizi istemiyoruz, verin bize Alay’a gidelim” diye bağırıyor, halk Cumhurbaşkanı’nın gönderdiği çelengi parçalıyordu. Türkiye’de acılı sivil anaların, babaların isyanının yanına üniformalı bir yarbay ağabeyin de isyanı ekleniyordu. Hem sivilde hem askerde travma azalmıyor, bitmiyor, aksine katlanıyor. Özel’e en acı travma tekzibi dün bir süre önce üniformasını çıkardığı TSK’nin bir Yarbayı’ndan geliyor.

Vali’nin kirli savaş dili

Adı Musa Işın; Ağrı Valisi. Bir süredir “açıklamalarıyla” gündemde. Önce Diyadin’de öldürülen 2 çocuk için “silahlarıyla birlikte ele geçirilen teröristler” demişti. Açıklamadan sonra öldürülenlerin; 15 yaşındaki Muhammed Aydemir ile 16 yaşındaki Orhan Aslan olduğu, her 2 çocuğun da ekmek fırınında işçi olarak çalıştığı ortaya çıkmıştı. İki çocuk çatışma seslerinden korktukları için odunluğa girmişler, orada öldürülmüşlerdi.

Şimdi aynı Vali bu kez farklı bir şekilde ama ne yazık ki bu topraklarda uzun süre iş yapan kirli bir savaş diliyle konuşmakta. “1990 model” jargonla diyor ki Vali: “Bir ilçemizde kadınlar gece vakti toplantı var diyerek evlerinden alınıyor, kocaları karşı çıkınca da ölümle tehdit ediliyor.”

Yeni Şafak’taki habere göre Vali hızını alamıyor, ekliyor: “Bir ilimizde 40’a yakın kız dağa kaldırıldı, iğfal edildi, ‘bu halde ailelerinize dönemezsiniz’ diye zorla tutuluyor.” Yeni Şafak spotta “evlere gece vakti baskın yapan terör örgütü PKK, Kürt kadınlarını kocalarının gözü önünde kaçırıyor” diye yazıyor.

Vali’nin söylediklerinin, gazetenin yazdıklarının insanların onurlarıyla oynamak olduğu açık. Ve tabii “bu akılla-bu dille” barışın zor geleceği de...

Günlük hedef bülteni çıkarıyorlar

Yan yana dizmişler yine. Aydın Doğan da var, Cem Boyner de, Fazıl Say da var, Orhan Pamuk da... işadamı, gazeteci, yazar, sanatçı...

gazeteci, yazar, sanatçı... Hepsi aynı listede fotoğrafları ile Takvim’in manşetinde. Demiş ki iktidarın sesi “Kandil sizi çağırıyor”... Diğerleri durur mu? Güneş olanı misal. “Teröre destekten yargılanacaksınız” diye yine aynı isimleri hedef tahtasına koyuyor. Star’da “derin Cem Küçük” köşesinde aylardır listeler yayımlıyor. Etik, vicdan, gazetecilik hepsi unutulmuş durumda. Bel altı vuruşta sınır tanımıyorlar. Kimi örnek aldıkları, kimin yönlendirmesiyle çalıştıkları, bir uçağa binmek uğruna nelerden fedakârlık ettikleri herkesin malumu. Malumu ilan da bizim işimiz tabii. Bu arada Cem Boyner, Takvim’in manşeti için “mecburen hukuk” diye bir tweet atmış. Belki usul doğru ama ona da bir soru? “Hangi hukuk?”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Gargaraya getirmek 28 Haziran 2016
Bir velinin hatıra defteri 25 Haziran 2016