Tarikat ve cemaatlerle demokrasi olmaz!

Tarikat ve cemaatlerle demokrasi olmaz!

08.09.2020 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Kendilerine emanet edilen hem kız hem de erkek evlatlarımıza yapılan tecavüz ve istismarlarla sürekli olarak gündeme gelen tarikatlar ve cemaatler var oldukları ve iktidarlarca korundukları sürece, Demokrasinin işlemesi olanaklı değildir.

Çünkü tarikatlar ve cemaatler, sadece yaptıkları tecavüz ve istismarlardan veya başka yasadışı iş ve işlemlerinden dolayı değil, yapıları gereği de Demokrasiye, demokratik işleyişe, demokratik kurum ve kurallara karşıdırlar!

***

Tarikat ve cemaatler, bazı kötü niyetli yazarların, gazetecilerin veya politikacıların öne sürdükleri gibi Sivil Toplum Kuruluşu filan değillerdir:

En başta, örgütlenmeleri içinde, Sivil Toplum Kuruluşu olmanın birinci koşulu, yani seçime dayalı temsil yetkisi, yoktur...

İçlerinde demokratik seçim olmadığı gibi şeyhlik (liderlik) için verasete veya inanca, kimi zaman da doğrudan menfaata dayalı bir halifelik düzeni vardır.

İkinci olarak tarikat ve cemaatler içinde asla fikir ve ifade özgürlüğü, sorgulama, tartışma, müzakere gibi STK’lerin “olmazsa olmaz” ilke ve yöntemleri yoktur.

Tam tersine sert bir biat (kayıtsız, koşulsuz bağlılık) kültürü egemendir.

Sonuç olarak bütün yapıları, tam bir dogmatizme dayalı olarak, her türlü bilimselliği, sorgulamayı, soruşturmayı, eleştiriyi, bu nedenle de değişmeyi, ilerlemeyi, bütünüyle engeller.

Esas itibarıyla, (Batı’dakiler de dahil olmak kaydıyla) bütün tarikat ve cemaatler, bilime, bilimselliğe, çağdaşlığa ve özellikle de kendi içlerinde demokratik işleyişe karşıdırlar!

“Kendi içlerinde demokratik işleyişe karşıdırlar” ama içinde bulundukları toplumdaki demokratik kurum ve kuralları istismar ederek, demokratik rejimlerde siyasal güç sahibi olmaya çalışırlar.

Tarikat şeyhleri, henüz Din-Tarım Dönemi aşamasını geçememiş olan Ortadoğu Toplumlarında ise toprak ağaları, aşiret reisleri ile birlikte (zaten bazen hepsi aynı kişi, hatta devlet başkanıdır) siyasete doğrudan egemen bile olabilirler.

***

Tarikatlar ve cemaatler, bu nitelikleriyle sadece Türkiye Cumhuriyeti döneminde değil, Osmanlı döneminde de siyasete, ülke yönetimine sızmışlar, her türlü ilerlemeyi engellemişlerdir.

Örneğin Takiyüdin’in Rasathanesi’nin yıktırılması sarayda güç kavgası yapan farklı tarikatlar arasındaki rekabetin marifetidir.

***

Tarikat ve cemaatler, azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde, aynen din, mezhep, ırk, milliyet gibi bölücü kimlik siyasetinin temelinde yatan ayrışma ve kavgaların da bir parçası olmuşlardır...

Bu nedenle de bu ülkeleri istikrarsızlaştırarak sömürmek isteyen Emperyalizm tarafından sürekli olarak kullanılırlar.

Atatürk Devrimleri bağlamında yasaklanan tarikatlar, toprak reformu yapılamadığı, eğitim reformu yarım bırakıldığı, ekonomik/toplumsal olarak da sınıfsal gelişme tamamlanamadığı için Çok Partili Rejim bağlamında, 1946’dan itibaren yeniden siyaset sahnesine çıkmışlar ve 1950’den sonra yine devletin bir parçası haline getirilmişlerdir.

O zamandan bugüne kadar da sürekli olarak Demokratik Rejim’in temelini oymaktadırlar.

***

Bu son dönemde, cinsel saldırıların ve ahlaksızlıkların dikkati çekecek ve üzerine kitaplar yazılacak yoğunlukta ortaya dökülmesi, tarikat ve cemaatlerin iyice güçlenmelerinden ve “Şahıs Devleti” içinde hem siyasette hem de eğitimde fonksiyon sahibi olarak görev yapmalarından ve bu durumun yarattığı pervasızlıktan kaynaklanmaktadır.

Yeterince güçlendikleri zaman ne yaptıkları ise 15 Temmuz 2016 olayına bakarak anlaşılabilir.

Yazarın Son Yazıları

Yasaklanan 19 Mayıs!

19 Mayıs Bayramı, Atatürk’ün “Benim doğum tarihim olarak kabul edebilirsiniz” dediği, Samsun’a çıkarak İstiklal Savaşı’nı başlattığı günün kutlanmasıdır.

Devamını Oku
19.05.2026
Aptallığa övgü!

“İnsan Aptallığının Temel Yasaları” (The Basic Laws of Human Stupidity) İtalyan tarihçi Carlo Maria Cipolla’nın 1976’da yazdığı bir kitaptır.

Devamını Oku
17.05.2026
Alçaklığa övgü (!)

Alçaksın sen: Zalimsin... Kemirgen ve sömürgensin!

Devamını Oku
15.05.2026
Casusa kitakse!

“Hocaefendi’nin Sandukası” adlı romanımın yayımlandığı yıl “En çok satanlar” listesine girmesinden ve üzerinde edebi incelemeler yazılmasından cesaret alarak, ana karakterin bir kadın casus olduğu, ikinci bir tarihsel ve toplumbilimsel roman yazıyorum.

Devamını Oku
14.05.2026
Düşman hukuku

Son zamanlarda “İkinci Silivri Trajedisi” bağlamında, İktidar yanlısı olmayan medyaya, birtakım holdinglere, “Ana Muhalefet Partisi CHP”ye, CHP’li Belediyelere ve buralarda çalışanlara yönelik “İBB Davası”, “Casusluk Davası” gibi davalardaki uygulamaları eleştirmek için sık sık kullanılan “Düşman (Ceza) Hukuku” diye bir kavram var...

Devamını Oku
12.05.2026
Yanardağ davası: Casus belli

Merdan Yanardağ’ın, CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan ile birlikte yargılandığı “Casusluk Davası” ve Tele1 televizyon kanalına el konularak İstanbul’da iyi bir semtteki bir apartman dairesi fiyatına satışa çıkarılması...

Devamını Oku
10.05.2026