Enver Aysever

Seçimin galibi kim?

21 Mart 2019 Perşembe

İnsanlar; o kadar yorgun, yılgın, umutsuz ve kaygılı ki; ya siyasetten tamamen elini eteğini çekerek kendini koruyor ya da “RTE gitsin de nasıl olursa olsun” diye düşünerek olan biteni görmezden geliyor. Seçimlerin ertesi günü de yaşam akacak, yoksulluk, işsizlik, her açıdan düşkünlük daha görünür olacak. Seçimin galibini şimdiden ilan edelim: Faşizm!

Aklı başında biri siyasete girer mi?
Okuryazar, düşünen, yetkin, memleketini seven pek çok yurttaş için siyasetin yapılış biçimi/dili o kadar bayağı ki, uzak durmayı tercih ediyorlar. Bir sabah kalkıp, söylemediğiniz sözlerden/yazmadığınız yazılardan dolayı iftiraya uğrayabilirsiniz örneğin; adına gizli denen, yalancı tanıklarla hakkınızda dava açılabilir, içeri de düşebilirsiniz.
Sanırım en korkuncu; inandığınız sözleri/ değerleri ertelemek, popülizm bataklığında boğulmak olur. Yaşamınızda hiç yapmadığınız halde, kendinizi halay başı olarak bulabilirsiniz, yetmez “materyalist/ ateist” olarak, cumalarda saf tutmak zorunda kalabilirsiniz. Ucuz milliyetçi söylemlere alkış tutmak, sığ dinci kalabalıkların gönlünü hoş etmek gibi görevleriniz de olabilir! Bunu niçin yapar insan?

İlkeniz yoksa hayat kolay
Eğer topluma karşı ödevimiz/sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorsak, ilkelerimizi/ doğrularımızı ortaya koymak, inatla savunmak değil midir dürüst olan? Seçim kazanmak için, her tür yan yola sapan, kolayca yalan söyleyen biri, yönetimi ele geçirince neden doğruları yapsın ki, nasıl güvenelim ona? Kimilerine boş gelecektir bu sözler. “Önce seçimi alalım, ardından düşünürüz” tezi haklı değildir. Konuyu laikliğe getirmek istiyorum. Bu seçimde laiklikten, aydınlanmadan, bilimden söz açan düzen partisi sözcüsü gördünüz mü hiç? Gericilik rekabetinden ne tür sonuç umuyoruz?
AKP ülkeyi öyle bir hale düşürdü ki, iktidarı yitirse ve devretme yüce gönüllüğünü (!) gösterse de, ortadaki enkazı kaldırmak hiç kolay olmayacak. Toplum bu seviyede iletişim kurmaya, ilişki geliştirmeye alıştı. Yararcı, ilkesiz, incelikten yoksun kaba yığın halini aldı. Tehlikeli olan budur! Kolayca yapılan silahlanma çağrısı, idam edilecekler listesi yayımlayacak hale gelinmesi, günlük sıradan olaylar artık. Yadırganmıyor, ayıplanmıyor, suç sayılmıyor bunlar. Soyut “millet”, “ümmet”, “beka”, “bayrak”, “din”, “mezhep” tartışması hakikati gölgeliyor.

Ya laiklik ne olacak?
Ankara’da Mansur Yavaş’a kurulan tuzak, AKP’nin seçimi kaybettiğinin belgesi. Yandaş kanalların birinde İmamoğlu’na açıkça yapılan ekran saldırısı, seçimin İstanbul’da garanti olmadığının kanıtı. Bunu görüyoruz. Haliyle, bu iki ismin maruz kaldığı durum karşısında, öncelikler değişiyor. Oysa aydınların, sanatçıların görevi, bu gürültü/kalabalık içinden sağduyulu ses vermek, eleştirel bakışla toplumu/siyasileri doğruya yönlendirmektir. Yazık ki olamıyor! Yavaş’ın; “HDP’lileri topluma kazandırmalı” söylemi, İmamoğlu’nun Eyüp Sultan’da “Yasin” okurken görüntü vermesi, eğer siyaseten söylendi/yapıldıysa düşündürücüdür, inanarak söylendi/yapıldıysa korkutucudur! Her tür ayrımcılığa, dinin siyasete alet edilmesine karşı çıkmalıyız.
Siyasiler günlük tavır alıp, biçimden biçime girmek zorunda sayar kendini. AKP’nin yarattığı bu düzen çöktü çoktan. Meydanlarda insanlara söyleyecek sözü kalmadığı için iktidar ve ortağı, işi çatışmacı dile taşıdılar. Kuşkusuz bu tutuma; öteki yanağı uzatarak yanıt vermek, teslimiyetçi olmak doğru değildir. Ancak aynı yerden karşı çıkış çözüm değildir, düzeni yeniden üretmek anlamına gelir.
Birileri de çöken Cumhuriyet yerine, nasıl yenisinin inşa edileceğine kafa patlatmalı, onlara da “Neden şimdi konuşuyorsun?” diye kızmamalı.


Yazarın Son Yazıları

Tuz koktuktan sonra! 31 Aralık 2020
Değişim hamaseti! 24 Aralık 2020
Kullar ve yurttaşlar! 21 Aralık 2020
Modern gericilik! 14 Aralık 2020
Paranın dini imanı 3 Aralık 2020