Bu felaket doğal değil, bir sorumlusu var!
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Bu felaket doğal değil, bir sorumlusu var!

05.08.2021 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Bu rejimin tarihinde ülke topraklarını talan etmenin dışında bir başarı bulamazsınız. Dış politika fiyaskoları bir yana, eğitim, sağlık, ekonomi yönetimi çöktü. En son olarak orman yangınları karşısında, çaresizliğini açıklama çabaları da iflas etti. Bu fiyaskoları esas olarak iki etkene bağlayabiliriz: “Dünya görüşü” ve devleti “bir”leştirme çabası.

ŞİZOFREN - PARANOYAK 

Siyasal İslamın AKP rejiminin “dünya görüşünü”, esas olarak iki vektörün bileşkesi olarak düşünebiliriz. Birincisi, kendi projelerini, arzularını, verili gerçekliğin yerine koymak. İkincisi, bu dünyayı tanrının, öncelikle de erkeklere, arzuları doğrultusunda kullanmaları ve tüketmeleri için bahşettiği geçici bir “durak” olarak görmek. 

Birinci durumda, projeleri, arzuları gerçekliğin duvarına çarpınca, projelerini, arzularını boşa çıkarmak için komplolar kuran, onları kıskanan şeytani (çünkü, tanrı onlardan yanadır) emellere sahip dış güçler aramaya başlıyorlar. Verili gerçeklik ile akıllarındaki tasarımlar, beklentiler arasındaki uyumsuzluk, şizofren-paranoyak ve hemen her düş kırıklığında, yakıp yıkmaya öldürmeye, tecavüze eğilimli kafalar yaratıyor.

İkincisi, bu “dünya görüşü”, erkeğin, doğal kaynakları sınır tanımadan tüketme, kadınları ve çocukları, tanrının bahşettiği nesneler olarak, hazlarının doğrultusunda kullanma hakkına sahip olduğunu söylüyor. Bu hakkı sınırlayan yasalar, ahlaki kurallar ise kolaylıkla yok sayılarak aşılabiliyor. 

Bu “dünya görüşünün”, iki unsurunu bir araya koyduğumuzda, siyasal İslamın “bu dünyanın”, ekonomi (üretim ve kaynak dağılımı), küresel ısınma, çevre kirlenmesi gibi sorunlarını, toplumsal ve insani öncelikler yerine, kendi arzularının gereğine göre değerlendirmesini, kaynakları ve kurumları da çözüm çabalarından, tüketime yönlendirmesini bekleyebiliriz. 

İstanbul Sözleşmesi”nden çıkıştan bu yangın krizi sırasında devletin araçlarının ve kurumlarının sefilliğine, AKP liderliğinin çay paketi atmaktan  “gelip yağmur duasına çıkma” niyetine, hemen şeytani aktörlere aramasına, “Keşke benim evim yansaydı diyecekler” saçmalığına kadar, modern aklın kavraması olanaksız tepkilerine bakarak, bu beklentilerin doğrulandığını söyleyebiliriz.

KAPİTALİST DEVLET BU!

Kapitalist devletin en verimli biçimi olan parlamenter demokrasinin doğuş sürecini, kapitalist ekonominin ve toplumun, aristokrasinin /sultanlıkların merkezi yapısı ile yönetilemeyecek, bir kişinin iradesine bağlanarak “bir”leştirilemeyecek kadar karmaşıklaşmasıyla ilişkilendirebiliriz. Bu, kapitalist sınıfların geliştiği, birbirleriyle rekabet ve mücadele etmeye, toplumun çelişiklerinin toplumun dokusunu çözmeye başladığı bir süreçtir. Parlamenter demokrasi, bu rekabet ve mücadeleyi, barış içinde pazarlık yapma olanağına dönüştürmenin, sınıf çelişkilerini bir hukuksal kurumsal çerçeve içine hapsetmenin (olmazsa şiddetle bastırmanın) biçimlerini ararken şekillendi. 

Kapitalist devletin, bir taraftan, bu rekabetin ve pazarlığın sinyallerini yansıtan, diğer taraftan toplumun gittikçe çeşitlenen ve karmaşıklaşan sorunlarına uygun biçimde uzmanlaşmaya başlayan kurumları birbirine bağlayan ve bu kurumları, çalışmaları için gerekli bilgiyi ve değerleri üreten entelijansiya örgütleriyle (“epistemik” topluluklarla) ilişkilendiren bir örüntü (network) olarak şekillendiğini düşünebiliriz. 

Siyasal İslamın, “dünya görüşünün” devleti, liderinin, partisinin ve hareketinin “birliği” olarak tasarlaması, uzmanlığın yerine “davaya” sadakati koyması, bu örüntüyü çözmeye, adeta “elle tutulabilen”, hatta bir kişinin bedeninde maddeleşecek kadar basitleştirilmiş bir devlet yaratmaya başlamıştı. Bu süreçte, eğitim, sağlık ve ekonomi yönetimi çöktü, kadınlar çocuklar erkeğin arzularına terk edildi, ülke mekânları adeta “sultanın” dağıttığı “iltizam” ünitelerine dönüşmeye başladı, ülkenin kaynakları çoğu kez israf edilerek tüketilir oldu. Bu süreçte, son yangınlar, rant alanı açmak için ağaçları kesen, ormanları yok eden talancı kafa iklim krizini daha da ağırlaştırırken patlak verdi.

Şimdi yaşanmakta olan felaket bir “rastlantı” değil, bu rejimin “doğasında” var.

Yazarın Son Yazıları

Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026