Satın Alma Gücü Paritesi ile ölçüldüğünde Çin dünyanın en büyük ekonomisi, ABD’den sonra da “ikinci köşesi”. Financial Times, Wall Street, Forbes, South China Morning Post gibi yayınlarda aktarıldığına göre, geçen hafta toplanan Çin Kalkınma Forumu’nda (China Development Forum) yapılan tartışmalarda ortaya çıkan tema kısaca şöyle özetlenebilir: Çin daha düşük oranlı bir büyüme dönemine geçiyor. Çin yönetimi, geçişi “Yeni Normal” olarak tanımlıyor. Diğer bir deyişle, Çin ekonomisi, bir sert iniş riski yaratmadan olgunlaşıyor.
Ben “Yeni Normal” kavramının 1990’ların sonunda, “Yeni Ekonomi”, “Goldilocks (ne çok sıcak, ne çok soğuk) Ekonomisi” kavramlarıyla birlikte kullanıldığını anımsıyorum. Sonrasını biliyorsunuz. 2002-3’te çok sert bir resesyon, kapasite fazlası/ talep yetersizliği sorununun dayanılmaz düzeye yükselmesi, buna cevap olarak tarihin en büyük ve hızlı mali genişlemesiyle resesyonun yarıda kesilerek temizliğin (siyasi istikrarsızlık korkusuyla) engellenmesi izledi. O zaman sorunların ertelenerek büyümeye bırakıldığını vurgulamıştık. Nitekim 2007/08 döneminde bu tutumun sonucunu hep birlikte gördük.
“Kaba iktisat”, “piyasa iktisadı” da diyebiliriz. Kapitalizmin yaşadığı krizlerin rastlantısal, dışsal olduğuna inanmaya, her krizde şaşırmaya devam etsin, biz Çin ekonomisine, krizlerin kapitalizmin kendi iç çelişkilerinden kaynaklandığını bilerek yaklaşırsak kolayca şunu söyleyebiliriz: Hiçbir kapitalist ekonomi, kendi krizini üretmekten kaçınamaz.
‘Yeni Normal’, bildik hikâye...
Geçen hafta, “Yeni Normal” tartışmalarını izlerken rastladığım üç grafik, Çin’in de “Yeni Normal” olarak nitelenen durumun bildik kriz dinamikleri içerdiğini gösteriyordu.
CNN Money’de yayımlanan Sophia Yan imzalı bir yazı, Çin borsa indekslerinin bu yıl çok hızlı artmakta olduğuna dikkat çekiyordu.
Yıl başından bu yana Şengen İndeksi yüzde 47, Şangay Bileşik İndeksi de yüzde 19 yükselmiş. Bloomberg’de Qilai Shen imzalı bir çalışmada yer alan, bu indekslerin performansına ilişkin grafiklerde iki nokta dikkat çekiyordu. Birincisi borsada açılan yeni hesaplar bu yılın başından bu yana adeta bir patlama yaşıyor.
Yıl başından bu yana her işlem gününde ortalama 170.000 yeni hesap açılmış. Bu yıl, borsada yeni oynamaya başlayanların sayısındaki artış, geçen yılın aylık ortalama artışından 10 kat daha fazla. İkincisi, Şangay Bileşik İndeksi’nin büyüme hızıyla, Çin ekonomisinin büyüme hızı arasındaki fark hızla açılıyor.
Bu ikisini bir araya koyduğumuzda, ekonomi yavaşlarken spekülasyon heyecanının küçük yatırımcıyı da etkileyerek artmakta olduğunu söyleyebiliriz.
Bu noktada “reel” ekonomiye de bakmamız gerekir. Forbes’te Jian Gan “Yeni Normal” üzerine çalışmasında, geçen yılın 4. döneminde bir iyileşme olsa da kapasite fazlası sorununun varlığını koruduğunu gösteriyor. Üretim Eğilimi Araştırması’na göre aynı dönemde, üretimin önündeki engellerin başında yüzde 58 ile talep yetersizliği geliyor. İlginç bir biçimde, finansman sorununun bu engeller içindeki payı yalnızca yüzde 2. Firmaların yüzde 44’ü bankalardan kolaylıkla kredi alabildiklerini söylüyorlar. Belli bir zorluk yaşadığını söyleyenlerin oranıysa yalnızca yüzde 3. Reuters’in aktardığı veri de resmi tamamlamaya yardım ediyor. Üretici fiyatları indeksi 13 aydır sürekli düşmeye devam ediyormuş. Reuters bunu deflasyon riski olarak aktarıyor.
Bunlar kapitalist ekonomilerin dinamiklerine yabancı olmayanlar için çok bildik bir görüntü oluşturuyor: Hızlı büyüme, ardından talep yetersizliği, fazla kapasite sorunu, kredi hacmi büyürken sermayenin üretimden spekülasyona kaçmaya başlaması, devletin kriz eğilimine, likidite genişlemesiyle direnmeye, sorunu ötelemeye çalışırken bir köpük oluşması ve sonra bir mali kırılma.
Bu sürecin bir boyutu daha var: Sermaye, mal ve sermaye ihracı yoluyla, yeni mekânlara kaçabilir. Devlet bu “kaçışı” kolaylaştıracak politikalar izlemeye başlar... Bu da bizi Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın hikâyesine, modern emperyalizm gibi unutulmak istenen bir konuya getiriyor...
Dünyanın Öbür Köşesi
Yazarın Son Yazıları
7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu
Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.
Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.
Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!
İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.
Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.