Müzede Katliam

23 Mart 2015 Pazartesi

Geçen hafta “Uygarlığa Savaş Açtılar” başlıklı yazımı gazeteye gönderdikten sonra, televizyonu açtım; karşıma Tunus’ta bir müzede 18 yabancı turistin, iki Tunuslunun, iki İslamcı militanın ölümüyle sonuçlanan katliamın görüntüleri çıktı. Uygarlığın mirasının örneklerini barındıran bir mekâna yönelik saldırının simgesel anlamı çok açıktı: Bizim tarihimiz, bizim dinimiz dışında, tarihsel ve kültürel miras tanımıyoruz, tüm örneklerini yok etmeye kararlıyız!
Perşembe yazımda vurguladığım gibi bu radikal tutumun arkasındaki mantık ne yazık ki salt IŞİD ideolojisine indirgenemiyor. Türkiye’de siyasal İslamın sözcülerinden birinin, “Bizim medeniyetimizin fikir, sanat, ahlak, siyaset ve hayat yolculuğunda ‘iyi’, ‘güzel’ ve ‘doğru’ tasavvurumuzun yegâne kaynağı Kur’ân olagelmiştir” iddiası ne yazık ki “İslam hoşgörü ve barış dinidir” iddiasıyla çelişiyor. Eğer özgün bir uygarlığınız olduğuna inanıyorsanız, bunun yegâne kaynağının bir kutsal kitap olduğunu savunuyorsanız buradan tek bir yere gidebilirsiniz: Kutsalınızı, kabul etmeyen tüm diğer dinler sizin uygarlığınızın can düşmanlarıdır, yok edilmeleri gerekir.
Tunus saldırısından iki gün önce yayımlanan IŞİD kaynaklı bir “tweet”, tam da bu noktayı vurguluyor, “inançsızlarda, kendini kültürlü sanan ikiyüzlülerde şok yaratacak bir eylemin gelmekte olduğunu” “muştuluyordu”. IŞİD saldırıyı üstlendi (CNN 19/03); böylece insanlığın, kendi “uygarlığı” ve “kültürü” dışında kalan mirasına ve güncel örneklerine küresel çapta savaş açtığını ilan etmiş, Tunus saldırısıyla bu savaşı başlatmış oluyordu. Şimdi artık insanlığın, İslama ait olanlar hariç, bütün kültürel mirası ve hazineleri tehdit altındadır!

Tunus dersleri
Bu saldırıdan çıkarılacak başka dersler de var. Örneğin ılımlı İslam, radikalizmi önleyemiyor; aksine gelişmesini kolaylaştırıyor. Geçen yıl, ABD State Department tarafından hazırlanan bir rapor, Tunus’tan yaklaşık 7 bin gencin IŞİD’e katılmak için Suriye, Irak ve Libya’ya gittiğini gösteriyordu. Hem bu gençlerin radikalleşmesi hem de Tunus’taki gibi radikal, silahlı İslamcı grupların ortaya çıkması, bunlardan kaynaklanan şiddet olayları, suikastlar, Tunus AKP’si Ennahda hükümeti döneminde gerçekleşti. Birçok laik politikacı, sivil toplum örgütü ve entelektüel, Ennahda’yı bu olayları ciddiye almamakla suçluyordu (Middle East Monior, 11/03/2015). Sonunda bu eleştiriler kitlesel ifadeler kazanmaya başlayınca Ennahda daha fazla dayanamadı ve erken seçime gitmek zorunda kaldı.
İkincisi, saldırıyı gerçekleştiren saldırganların IŞİD ilişkisi, güvenlik güçlerince bilinmiyormuş (New York Times, 19/03); güvenlik güçlerinin kayıtlarında yalnızca biri görünüyormuş (Tunis Times, 19/03). Bu durum, “IŞİD’in Tunus’ta “uyuyan hücreleri vardı” tezini destekliyor. IŞİD militanları Libya sınırından kolaylıkla Tunus’a sızabiliyorlar. Birçok Müslüman ülkede de IŞİD “uyuyan hücresinin” varlığı, sınır ötesindeki, yapılanmaların, çatışmaların içeri sızması adeta kaçınılmaz görünüyor.
Tunus deneyimi bu tür saldırıların ekonomi üzerindeki olası etkilerini sergilerdi. Saldırının olduğu gün Tunus Borsası yüzde 2.5’ten fazla değer kaybetti. Tunus ekonomisinin yüzde 12’sinin dayandığı turizm sektörünün olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz görünüyor.
Son olarak, Tunus’un “Arap Baharı” dalgasının tek “başarılı” demokratik ürünü olduğuna inanılıyordu. Tunus Müslüman bir ülke olmakla birlikte, siyasal İslamın iddialarına uymayan, projesini bloke eden güçlü bir laik geleneğe, toplumsal harekete sahip. Le Monde’un bir yorumuna göre, Tunus bu özelliğiyle İslamcılar açısından, yıkılması gereken bir “karşıt model” oluşturuyor.
Bir taraftan IŞİD saldırısı, ekonominin kırılganlığı, diğer taraftan devletin kaçınılmaz özgürlükleri sınırlama eğilimi (L’Economiste Magrebine, 19/03), bu demokrasi deneyimi, artık tek ülkede demokrasinin ne kadar zor bir proje olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.  


Yazarın Son Yazıları

Trump dersleri - II 26 Kasım 2020
Rejim ve realite 29 Ekim 2020
Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020