Neo-liberalizm geride kalıyor

15 Mart 2021 Pazartesi

Çoktan ölmüştü neo-liberalizm, ama cesedi şimdi Covid-19 krizi içinde kaldırılabiliyor, hem de ilk doğduğu, zamanla sosyal demokratları bile peşine taktığı yerde.

‘REFAH DEVLETİ’ YENİDEN…

Biden yönetimi geçen hafta Kongre’den 1.9 trilyon dolarlık bir Covid toparlanma paketi geçirdiğinde, Prof. Krugman’ın New York Times’da, Clinton’un ‘Bildiğimiz refah devletinin sonu geldi’ dediği sürecin sonu geldi” diyordu.

Covid-19 krizi, sağlık sisteminin performansının, test, aşılama süreçlerinin yönetiminde serbest piyasa modelinin ve özel sektörün tüm yetersizliklerini gözler önüne serdi, hem de küresel çapta 2.6 milyondan fazla insanın canı pahasına… 

Halk da hızla neo-liberal ideolojinin etkisinden kurtulmaya, sorunlarına çare olacak güçlü devlet aramaya başladı. 1980’lerde Reagan’ın “En korkutucu şey, federal hükümetin ‘Size yardıma geldim’ demesidir” sözleri artık unutuluyor, vatandaş zor zamanlarda devletin yardımına gelmesini istiyor.

ABD de Biden yönetimi bu isteğe cevap veriyor: En yoksul ailelerin gelirlerini yüzde 20 artırıyor, dört kişilik ve yalnızca bir ferdi çalışan hane halkına ek 12.460 dolar yardım getiriyor; çocuk yoksulluğunu da yüzde 50 azaltacağı hesaplanıyor. Paket, düşük gelirli Amerikan vatandaşlarının büyük çoğunluğuna ek 1400 dolar veriyor. Sağlık sigortaları primlerine çocuk yardımına ek destek geliyor. Siyah çiftçilere yönelik 4 milyar dolarlık desteğin de köleci geçmişin yaralarını sarmaya doğru bir adım olduğu düşünülüyor. 

The Economist’in hesabına göre, kriz başladığından bu yana devreye giren destek paketleri toplamı 6 trilyon dolara ulaşıyor. Federal Rezerve de bu yıl banka sistemine 2.5 trilyon dolar enjekte edecek. Faizler sıfır düzeyinde kalmayı sürdürecek. Enflasyon korkusu da artık yalnızca neo-liberal dinozorlarda görülen bir hastalıktır.

2008 mali krizi sonrası bankaları kurtarmaya giden ve ekonomiyi canlandıramayan desteklerin yerine, bu kez mali yardımlar en yoksul, dolayısıyla en çok gereksinimi olan, gelirine kıyasla harcama-tüketim eğilimi en yüksek kesimlere yöneliyor. Böylece yardımların toplam talebi güçlendirmesi, işletmeleri daha fazla üretim, yatırım yapmaya ve daha fazla istihdam yaratmaya yönlendirmesi bekleniyor. Neo-liberalizmin aksine, ekonomi yönetiminde merkez bankasının ve para politikasının önemi gerilerken hükümet ve maliye politikaları öne çıkıyor.

Bu gidişten, Biden yönetiminin özellikle orta ve alt sınıfları destekleyecek olan yardım paketinden, vatandaşların yüzde 75’inin, Cumhuriyetçi seçmenin yüzde 60’ının hoşnut olduğu anlaşılıyor. Yardım paketine Senato’da oy vermeyen Cumhuriyetçilerin (GOP) eleştirileri de bu nedenle düşük düzeyde kalıyor. GOP’nin, ekonomik tartışma alanını terk ederek “hızla kültür savaşları” alanına çekilmeye, çocuk kitaplarına, TV dizilerine odaklanmaya başladığı görülüyor. 

Bu noktada iki gözlem yapılabilir: Seçmen, ekonomik önlemlere ilişkin vaatler karşısında, bunları uygulayabilecek bir güç görebilirse tercihini değiştirebiliyor. İkincisi, eğer Biden yönetimi, bu yardım paketinin getirdiği ilgiden yararlanabilir “kültür savaşlarını” da yönetebilirse “süreç olarak faşizme” büyük bir darbe vurma şansını yakalayabilir.

VE KÜRESEL ETKİLERİ…

Neo-liberalizmin kalesi The Economist başyazısında, ABD’de istihdama, talebi canlandırmaya, gelir dağılımını düzeltmeye yönelik sosyal demokrat politikaların küresel düzeyde de olumlu eki yapmasını bekliyor.

Bu politikaların ABD’nin güçlü bir ekonomik büyüme sergilemesine bağlı olarak da ithalatının artması, küresel düzeyde ekonomik büyümeye önemli bir destek sağlayacak. Diğer taraftan. Neo-liberalizmi geride bırakan politikaların sonuç vermeye başlaması, diğer gelişmiş ekonomilerde de benzer kriz yönetim modelinin benimsenmesini kolaylaştıracak. Böylece, belki yeni bir sermaye birikim rejimi şekillenmese bile yeni bir kriz yönetim modeli şekillenebilecek. 

Bu madalyonun öbür yüzünde, ekonomik canlanmadan, olası faiz artışlarından yararlanmak isteyecek uluslararası sermayenin, çevre ülkelerden merkeze geri dönme eğiliminin güçlenmesi var. Financial Times’a göre, dolar cinsinden borçları yüksek, bütçe dengeleri bozuk, rezervleri zayıf yoksul ülkelerin ekonomileri çok zorlanacak. Türkiye gibi rezervleri negatif alanda gezen bir ülkeyi bekleyen zorluklarıysa düşünmek bile istemiyorum…


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları