Erinç Yeldan

Bölgesel Eşitsizlikler Türkiye’yi Aşağı Çekiyor

04 Aralık 2013 Çarşamba

“Yüksek gelirli Türkiye”, “yoksul Türkiye’yi” sürekli yeniden üretiyor... Geçen haftaki yazımızı bu tümceyle sonlandırmış idik. 2012’de uygulamaya konulan Yatırım Teşvik Sistemi’nin ilk yıl sonuçlarını değerlendirdiğimiz yazımız “salt piyasa sinyalleriyle yönlendirilmiş teşvik sistemi aracılığıyla, ulusal ekonomide hüküm süren ikili yapının (dualite) aşılmasının mümkün olamayacağı çok net anlaşılıyor” gözlemine dayandırılmış idi.
Pazartesi günkü Cumhuriyet’teki söyleşisinde değerli çalışma arkadaşımız Özlem Yüzak, TÜRKONFED (Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Süleyman Onatça ile görüştü. Onatça, Türkiye’de şu anda son derece gündemde olan orta gelir tuzağına düşme riskini değerlendirirken, sorunların kaynağının sadece orta gelirde tıkanıp kalmakla sınırlı olmadığını, Türkiye’de “orta gelir demokrasi tuzağı da, eğitim sorunu da, hukuk sorunu”nun da var olduğunu belirtiyor ve “bölgesel eşitsizlikleri azaltmadığımız sürece kalkınmamızın mümkün olamayacağı” endişesini dile getiriyordu.
TÜRKONFED tarafından 2012 Aralık ayında yayımlanmış olan “Orta Gelir Tuzağı Sarmalında Türkiye” başlıklı rapor da Orta Gelir Tuzağı kavramını Türkiye’nin bölgesel kalkınma yolundaki farklılıkları sorunu çerçevesinde ele almakta ve Türkiye’de “birden fazla Türkiye ekonomisi” olduğu gerçeğinin altını çizmekte idi. “Orta/ yüksek gelirli Türkiye” ile “Yoksul Türkiye” birbirinden kopuk görünmesine karşın, aralarındaki işgücü ve sermaye göçü, finansal bağımlılık, ulaştırma ağlarındaki grift yapılaşma ve benzeri mekanizmalarla sürekli olarak birbirini besleyen ve yoksul Türkiye’yi kalıcı olarak yoksulluk tuzağına hapseden bir ikili tuzak (duality trap) yapısı sunmaktadır. Nitekim, Latin Amerika ekonomileri ile birlikte Türkiye, hem kişiler arasında gelir dağılımı hem de bölgeler arasında gelişmişlik farklarının en yüksek olduğu ülkeler arasında yer almaktadır
Bu gözlemlerden hareketle, Türk ekonomisinin 2025 yılına kadar tarafımızdan yürütülen projeksiyonları ulusal gelirin (2010 sabit fiyatlarıyla) 1,200 milyar TL’den, 2,100 milyara çıkmakta olduğunu; ancak zengin ve yoksul bölgeler arasındaki katma değer üretimi farkının daha da genişleyeceğini göstermektedir. Bir başka deyişle, yoksul bölge katma değeri giderek bir tuzağa dönüşmekte ve giderek tüm ulusal gelirin de yavaşlamasına neden olmaktadır. Dolayısıyla, yoksul ve orta/zengin Türkiye’nin bir arada varlığı giderek sertleşen bir bölgesel farklılık sergilemekte; söz konusu ikili tuzak birbirini besleyerek tüm ulusal ekonominin potansiyel büyüme hızının durgunluğa itilmesi tehdidini doğurmaktadır
Bu olgu her iki bölge arasında yılların getirdiği zayıf bağlantıların doğrudan bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, üretkenlik arttırıcı reform sürecinin ve teknolojik anlamda emeğin üretkenliğini arttırmaya yönelik kazanımların elde edilmediği bir ortamda, salt üretim teşvikleri kısa dönemde yoksul Türkiye bölgesinde sermaye birikimini hızlandırmakta; ancak uzun dönemde büyüme temposunun gerilemesine engel olamamaktadır.
Sorunun temelinde salt piyasa fiyat sistemine müdahaleye dayanan bir teşviklendirmenin, verimlilik kazanımları ile desteklenmediği sürece kalıcı sonuçlar elde edilemeyeceği; var olan kazanımların ise sadece kısa süreli bir canlılık ile sınırlı kalıp ekonominin bütününe yansımasının sağlanmasının mümkün olamayacağı gerçekleri yatmaktadır.
Çözüm, bölgesel eşitsizlikler ile mücadeleyi ana eksenine koyan, devletin de aktif katılımı olan bölgesel kalkınma planlarına dayalı, eşitlikçi ve demokratik katılımlı bir bölgesel kalkınma projesinden geçmektedir. Yoksa, bir yanda teknik beceri ve modern eğitim olanaklarıyla donatılmış yüksek gelirli Türkiye ile diğer yanda ortalama eğitim süresinin 3.5 yıl olduğu (ilkokuldan terk) ve asgari üç çocuk sahibi olarak bir oy deposuna dönüştürülmüş inançlı nesiller barındıran yoksul Türkiye arasındaki genişleyen uçurum tüm Türkiye’yi aşağıya çekmeye devam edecektir.


Yazarın Son Yazıları

Türkiye’nin enerji sorunu 26 Ağustos 2020
Döviz sorunu 5 Ağustos 2020
İstihdamın Çöküşü 15 Temmuz 2020