Erinç Yeldan

#DirenMetal

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Bursa, Eskişehir ve Gölcük’te on binlerce otomotiv işçisi iş bırakma eylemlerine devam ediyor. Bu yazının kaleme alındığı günlerde Bursa Renault, Gölcük ve Yeniköy Ford, Türk Traktör Ankara ve Sakarya fabrikalarında işçiler üretimi durdurmuş idi.
İşçileri direnişe yönlendiren neden ilk başta sadece basit bir geçim mücadelesi gibi gözükebilir: Türk Metalİş Sendikası’na üye işçiler daha önce bağıtlanan toplusözleşmenin sendika tarafından kendilerine hiç danışılmadan iki yıldan üç yıla uzatılmasına hakları yendiği gerekçesiyle karşı çıkmışlar ve direnişe geçmişlerdi. Önceleri basit bir “hak arama” mücadelesi gibi gösterilen direniş, giderek sınıfsal bir niteliğe büründü ve sadece geriletilen ücretlere karşı değil, taşeronlaştırılmış/parçalanmış işgücü piyasalarındaki sömürü düzenine ve esnekleştirme adına güvencesizleştirilmiş istihdam biçimlerine de bir karşı mücadele çağrısına dönüştü.
Nitekim Birleşik Metalİş Sendikası uzmanlarının işyerleri bazındaki hesaplamalarına göre sömürü oranları Ford fabrikalarında yüzde 314, Tofaş’ta yüzde 551, Türk Traktör’de ise yüzde 587’ye ulaşmaktaydı. Bu gözlemler kuşkusuz şaşırtıcı değildir ve Türkiye’yi enformalleştirilmiş ve taşeronlaştırılmış bir sanayi sektörüne mahkûm ederek, bir ucuz emek ve ucuz ithalat cennetine dönüştürmeyi hedefleyen politikaların doğrudan sonucu olarak görülmelidir. Adına şimdilerde “Yeni Türkiye” denilen bu neoliberal proje aslında 1980’lerde 12 Eylül faşizminin karanlık günlerinde yürürlüğe konulmuş olan ve Türkiye’yi uluslararası işbölümüne bir “üçüncü dünya kapitalizmi” olarak eklemlemeyi amaçlayan projenin devamı niteliğindedir.
“Piyasa her şeyi çözer” dayatması altında, fetişleştirilmiş “rekabet gücü” ve “ihracat” kavramlarıyla birlikte “dibe doğru yarışın” bir unsuru haline dönüştürülmüş çağdışı bir üretim modeline dayandırılan bu projenin 2000’li yıllarda yürütücülüğünü, sermayenin en gözde partisi olarak AKP hükümetleri devir almıştır.

***

Bursa, Gölcük ve Eskişehir’de otomotiv işçilerinin eylemleri bu projeye karşı çıkan ve yakın tarihimize damgasını vurmuş olan bir dizi direnişin devamı niteliğindedir. Bu mücadele tarihinin önemli dönüm noktalarını anımsayacak olursak, 1989’da Zonguldak maden işçilerinin kesilen toplusözleşme görüşmelerini ve iş koşullarını protesto amacıyla başlattıkları Bahar Eylemlerini ve Ankara yürüyüşünü not etmemiz gerekecektir.
2005 Ocak ayında bir teknoloji devi olan SEKA İzmit işletmesinin Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 8 Kasım 2004 tarihli kararı ile bir oldubittiye getirilerek ve gerekçesiz olarak kapatılmasına, fabrikanın arazisinin ise belediyeye tahsis edilmesine karşı çıkan kâğıt işçilerinin direnişleri de bu mücadele tarihinin devamı niteliğindedir. Daha sonra 2009 kış aylarında AKP hükümetinin uygulamaya geçtiği meşhur 4C maddesi ile “bir hizmet akdine bağlı olarak çalışan” ancak “işçi ya da memur olmayan” kişiler tanımına dayanarak işlerinden atılan Tekel işçilerinin mücadelesine tanık olduk.
Bu mücadele ve direnişler, Türkiye’yi Avrupa’nın en fazla iş cinayeti yaşanan ekonomisi olduğunu bizlere hatırlatan Soma cinayeti ile baş başa sürdürülmekteydi.

***

AKP üst yönetimi otomotiv sanayi işçilerinin direnişine “işçilerin sorunlarını anlıyoruz; ancak bu ideolojik bir eylem ise müsaade edemeyiz” şantajıyla müdahale etme telaşında. Direniş, elbette ideolojiktir. Bursa direnişi, Türkiye işçi sınıfının “sınıf olma” bilincinin gelişmesinde yepyeni bir tarihçe olarak anılacaktır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları