Erinç Yeldan

Parti Bitti, Gençler Evi Temizleyin!

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Onların kuşağına farklı adlar veriliyor: Y kuşağı, Milenyum kuşağı, Küreselleşme kuşağı, Net kuşağı... Kabaca 1980 sonrası doğumlu gençler; farklı coğrafyalarda, farklı uluslardan geliyorlar. Ama “ortak” yönleri dikkat çekiyor: Narsisler (kendilerine taparcasına âşıklar); “ben-ben-benciler”; sabırsızlar; hiyerarşiye tahammülleri yok; piyasaya ve teknolojiye bağımlılar; toplumsal duyarlılıkları yok denecek kadar az; apolitikler; okumuyorlar; ilgilenmiyorlar; vs. vs. vs...
Y kuşağı geçen hafta Cumhuriyet Bilim ve Teknik dergisinin de gündemindeydi. “Günümüz Gençliği Uygarlığı Yıkar mı? başlığı altında neo-liberal küreselleşmenin yeni kuşak mağdurları olan 1980 sonrası gençliğinin özellikleri, davranış kalıpları ve gelecek beklentileri ayrıntılı olarak tartışılmaktaydı.
Y kuşağı üzerine yapılan anket ve araştırmalar, bu kuşağa mensup gençlerin çoğunlukla teknoloji ve sosyal medya bağımlısı olduğuna vurgu yapmakta. “Piyasa” ve “zenginleşmek” , kuşağın ana dürtüleri arasında yer alıyor. Örneğin ABD’de Michigan Üniversitesi tarafından yürütülen bir araştırmada “servet sahibi olmanın hayatlarındaki önemi” sorusuna Y kuşağı gençlerinin yüzde 75’i “son derece önemli” diye yanıt vermiş. Oysa kendilerinden sadece iki kuşak öncesinden gelen ve “bebek çoğaltan” (baby boomers) diye anılan “papatya çocukları kuşağı” (1950-60 doğumlular) için aynı sorunun yanıtı yüzde 45 düzeyinde kalmış. Para kazanma ve yükselme hırsı, acımasız rekabet, narsisizm ve toplumsal duyarsızlık sözcükleriyle betimlenen bu kuşaktan peki başka ne beklenilebilirdi ki?
Y kuşağına bir de karşılaştıkları ekonomik koşullandırmalar açısından bakalım: İnsanlık tarihinin belki de en yüksek genç işsizlik sorunuyla karşı karşıya olan, esnekleştirilmiş, parçalanmış ve güvencesizleştirilmiş bir işgücü piyasasına adım atmak üzereler. Kapitalizmin hegemonik merkezlerinden ABD ve İngiltere’de yüzde 19.1 olan genç işsizlik oranı, çevre ve yarı çevre ekonomilerinden İspanya’da yüzde 40, Yunanistan’da yüzde 66, Türkiye’de ise yüzde 22 düzeyinde seyrediyor. Avrupa’da bir yandan da “asgari ücret düzeyine” yapılan atıflar ile anılmaktalar. Örneğin, kendilerinden Yunanistan’da 700 Avro kuşağı; İtalya’da 1000 Avro kuşağı diye bahsediliyor. Esnek, yarı zamanlı, süreli işler tek umut kaynağı; bir yandan da bu koşullandırmaları “serbest piyasa” kurgusunun karşı konulamaz kuralı olarak benimsemek zorundalar.
Bir
“teknoloji ve çağdaşlık” projesi olarak sunulan neo-liberal küreselleşme mitinin, aslında çokuluslu şirketlerin ve finansal spekülatörlerin, emeğin ve gezegenimizin kaynaklarının acımasız sömürüsüne dayalı bir kolektif emperyalist saldırısı olduğunun algılanmasını engellemek için yürütülen bir büyük medya tasarımının ana öğeleri konumundalar.
“Piyasa her türlü sorunu çözer” fetişleri altında, sevgili Ergin Yıldızoğlu’nun deyişiyle tüketim hummasına tutulmuş ve örgütsüz, parçalanmış ve yalnızlaştırılmış ebeveynlerin çocukları olarak insanlık tarihinin yarattığı en büyük israf ve borç ekonomisinin yeni tüketicilerini oluşturmaktalar.
Y kuşağı çocukları, kapitalizmin acımasız sömürüsünün sonuçlarını doğrudan yaşamak zorundalar: İklim değişikliği ve küresel ısınma tehditlerini yaşayan dünyamız; işlevsizleştirilmiş bir küresel ekonomi; yoksulluğunun sorumluluğunu “başkalarında” gören şiddet eğilimli siyasi sistemler.
Gençler, parti bitti, evi temizlemek size düşüyor.

\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları