‘Amirallerin beş çayı’ değil, sorun Montrö

13 Nisan 2021 Salı

Bir kaşık suda çıkarılan kavgadan kimler, nasıl yararlanacaklar? 2 Mart 2021’de bu köşedeki makalemin başlığı, “İstanbul Kanalı iktidarın güvencesi mi” idi. Çok çok uzun yıllar önce 12 Eylül dolayısıyla kimi Amerikancı askerler için yazdığım makalenin başlığı ise “Generallerin beş çayı” olmuştu. Ama bu seferki amiraller, ABD’nin Karadeniz ve Doğu Akdeniz’deki “taleplerine” taş koyan subayların çoğunluğundan oluşuyor. Ergenekon ve Balyoz’da olduğu gibi yine hırpalanmak isteniyorlar. Peki, bundan kimler yararlanacaktır:

Herkesin de en açık bir biçimde gördüğü gibi iktidar en başta geliyor.

Kurduğu otoriter ve tek adamlı rejimde, “darbe iması var, darbe geliyor gerekçesi ile çıtayı daha da yukarı çekmek için olanak sağlanıyor.” Dünya tarihindeki değişmeyen, “fiili üstünlüğünü sürdürebilmek için, çıtanın sürekli yükseltilmesi gerektiği” kuralını en başarılı bir biçimde uyguluyor. Amirallerin “ulusalcı açıklamasını ve tavsiyesini”, bu uygulamanın aracı haline getiriyor. Amirallerin iyi niyetle yaptığı açıklamalarının kullanılabileceğini görememelerinin getirisini kendi iktidarı hesabına yazıyor.

Yıllardır gördüğümüz gibi, “olumsuz gelişmelerin kamuoyunda tartışılmaması için” alternatif bir olanak, üstelik Atatürkçü ve ulusalcı amiraller tarafından iktidara sunulmuş oluyor, iktidarın “bu haftayı da nasıl geçiştirebiliriz” diye düşünmesine gerek kalmıyor.

Çok başlıklı bir füze gibi kullanılmak üzere piyasaya sürülmüş İstanbul Kanalı boyutuna da “dolaylı” destek sağlıyor. ABD, Katar ve Körfez Arap dünyasında “iktidarın amirallerle kavgası” bu dış çevrelerin iştahını artırıyor: askeri, siyasi ve ekonomik boyutları ile “Karadeniz’in kapalı bir iç deniz olmaktan çıkarılıp uluslararası, küresel boyuta getirilmesi tartışması, ABD’nin Ukrayna politikası açısından stratejik bir önem taşıyor”.

Erdoğan’ın “Daha iyisi bulununcaya kadar Montrö” sözü ilginç: Demek ki iktidarın kafasında, bir “daha iyisi olasılığı da söz konusu”. Tabii o zaman, “Kimin için daha iyisi” sorusu akla gelebilir. Örneğin AKP, “kendisi için” daha iyi yol olarak İstanbul Sözleşmesi’ni yok saydı, fiilen ortadan kaldırdı. Montrö de en azından, “sulandırılmaya” sunuluyor.

Zaten bu nedenle de Moskova’dan Ukrayna ve Montrö için sert tepki geldi. Ancak Ankara’da Çin’le bugünlerde süren görüşmeler, yeni sürprizler getirebilir!

Ankara sanki, “ABD-Rusya-Çin şeytan üçgeninin içinde kalmış gibi”: ABD’nin ambargosu, Rusya’nın tepkileri ve Çin’in finansman olanakları Karadeniz’de düğümlendiler.

2) İktidar ve amiraller kavgasında ABD’den Yunanistan’a, Katar’dan FETÖ’cülere herkes memnun. Hepsinin de çıkarı var: ABD için bulunmayan bir nimet: bir boyutunda ABD’nin canını sıkan ulusalcı ve Atatürkçü amirallerimiz bir daha hırpalanıyorlar: Montrö’yü savunan bu amiraller gözaltına alınıyorlar. FETÖ’cüler de “bizim yarım kalan işlerimiz tamamlanıyor” gözü ile bakıyor olmalılar. İçerideki dinci ve tarikatçı odaklar ise imam amiralleri serbestçe dolaşırken demokrasiyi ve Atatürk ilke ve devrimlerini savunanların hırpalanmalarını herhalde mutlulukla izliyorlardır.

Hele Yunanistan: Ege’den Kıbrıs’a ne çektiyse bizim deniz kuvvetlerinden (ve amirallerden) çekti. Gözaltına alınmalarına en fazla Atina sevinmiş olmalıdır.

İçimizde, “Keşke Yunan kazansaydı!” diyen şeriatçılar da tabii ki sevinenler arasındalar.

Amirallerimizin hırpalanma girişimlerinden en büyük zararı ise “Türkiye’nin ulusal çıkarları” görmüştür. İç cephemiz daha da zayıflatıldı.

***

Tek adam rejimi İstanbul Sözleşmesi’ni rafa kaldırınca, Avrupa Konseyi işi tam kavrayamamıştı ama geçen çarşamba günü Ankara ziyaretinde temsilcileri Ursula Hanım Saray’da sap gibi ayakta kalınca bizde, “Anayasanın değil Babayasanın” tercih edildiğini zınk diye anladılar; “aptal” Avrupa’ya, “ne olduğumuzu” ancak bu yolla gösterebilirdik…


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları