Boğaziçi Üniversitesi’nin zenginliği

10 Şubat 2021 Çarşamba

Şu sıralarda Boğaziçi Üniversitesi, mezunları, hocaları ve öğrencileriyle bir tarih yazıyor.

Biz bu okulun Robert Kolej olduğu dönemi de Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüştüğü yılları da yaşamış kuşağız. Yalnız üst düzey hocalarıyla değil, öğrencilere verilmiş özgürlükle yaratıcılığı zenginleşmiş bir kurumun çocuklarıyız. Hocalarla öğrencilerin arasında derin bir saygı, karşılıklı sevgi ve arkadaşlığın yer aldığı; spor etkinlikleri, öğrenci kulüpleri ve İzlerimiz, Spectrum gibi yayın organlarıyla ülkenin en değerli yazarlarının ağırlandığı ortamlarda kimliğimizi kazandık. Robert Kolej’in Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’yle birlikte düzenlediği kültür aktivitelerini öğrenci kulüpleri düzenlerdi. O toplantılarda kimleri ağırlamamıştık ki! Yaşar Kemal, Necati Cumalı, Behçet Necatigil gibi.

Binaların, kampusun görkemi gibi hocalarımız da müdürlerimiz de kendini eğitime ve kültüre adamış insanlardı. Okulun 1863’teki kuruluşuna Harvard Üniversitesi 200 kitaplık bir bağış yapmış. İlk kütüphane Albert Long Hall’ün alt katındaymış. Sonra Hamlin Hall’e taşınmış. Uzun yıllar bugün rektörlük olan binadaydı, sonra Apdullah Kuran tarafından Kuzey Kampus’ta inşa ettirilen bugünkü binasına yerleşti.

Bu binada günümüzün çağdaş birikiminin yanısıra el yazması antika kitaplar, eski yıllarda Amerikalı profesörlerin ülkelerine dönerken bağışladıkları kütüphaneler ve Audio Visual (Görsel-İşitsel) birimindeki Long Play kayıtlar, yalnız öğrenciler için değil, müzik araştırmacıları için de birer hazinedir. Birçok yerli ve yabancı hoca veya yazar gibi Adalet Ağaoğlu da kütüphanesini buraya bağışlamıştı.

Okulun Robert Kolej olarak kurulduğu 1863 yılından bu yana gelişen koleksiyonlarıyla 700 bin materyali barındıran, 10 bin metrekarelik kapalı alanda bin kişilik oturma kapasiteli, açık raf sistemine göre çalışan akademik bir kütüphane. Kütüphanede günde ortalama olarak 700’e yakın kitap ödünç verilmekte. Her yıl yaklaşık 10 bin yeni kitap satın alınıyor 15 bin kitap da bağış olarak koleksiyona katılıyor.

Kütüphane, Görme Engelliler için “Braille” alfabesindeki kitaplarıyla, “Nadir eserleri” ve “Görsel İşitsel” bölümüyle de ayrı bir önem taşıyor.

Beni en etkileyen koleksiyon ise ciltler halinde basılmış, Mozart’ın babasıyla ve Constanze ile mektuplaşmaları olmuştu. Mozart’ın Avrupa’daki gezileri sırasında babasına ve ablasına yazdığı mektuplar. Ausburg’dan, Venedik’ten, Münih’ten, Paris’ten mektuplar. Karşılaştığı tipleri alaya alıyor, bazen kendi müziğindeki muziplikler gibi bir ifadeyle onları ailesine anlatıyor.

Ayrıca Saygun’un Nazariyat kitaplarını ve Yunus Emre Oratoryosu’nun ilk LP kaydını da o kütüphanede tanışmıştım.

Boğaziçi Üniversitesi’nde sadece bir birimini, “Kütüphane”sini anlatmaya kalkıştım, satırlarım yetmedi.

Bu yazıyı yazdığım sırada caddede sıra sıra TOMA’lar, silahlarını kuşatmış polisler Boğaziçi Üniversitesi’nin ve Kütüphane’nin kapısı önünde konuşlanmışlardı. Oysa ne zengin bir donanımla yetişmiş Boğaziçi öğrencisinden ne de orada ders veren değerli öğretim üyelerinden bir zarar çıkabilirdi. Endişeye mahal verecek ne vardı ki!


Yazarın Son Yazıları

Şita (kış) esinleri 24 Şubat 2021
Ayla ve yaşama coşkusu 17 Şubat 2021
Yeni yıllar eskirken 30 Aralık 2020
Kayıtlardaki emekler 23 Aralık 2020
Kadife sesler 16 Aralık 2020
Başkentte müzik zirvesi 2 Aralık 2020