Nefesimizi tuttuk, bekliyoruz

18 Mart 2020 Çarşamba

Geçen hafta sonundan başlayarak yaşamımız koronavirüsün egemenliğine girdi: toplumsal etkinlikler, konserler, konferanslar, geziler, hatta yakın dostluklar bile durduruldu. Bir dolu önlem alarak evlere kapandık. Şimdilik bütün dünya nefesini tuttu, etkinlikleri durdurdu ve sessiz bir bekleyiş içine girdi. 

Ortalık kapanmadan önce son izlediğim konser, İşSanat’taki Camerata Royal Concertgebouw Orkestrası’nın dinletisiydi. Programda eski ile yeni harmanlanmış, 18. yüzyıl ve çağımızın bestecileri bir araya getirilmişti. Program Hitchcock filmlerinin ünlü bestecisi Bernard Herrmann’ın (1941-1975) Psycho Süit’iyle başladı. Topluluğun enerjisi harikaydı. Ardından Beethoven’in 1775’te (program notlarında yazıldığı gibi 1875 değil) tamamladığı İkinci Piyano Konçertosu olarak bilinen, aslında birinci olan konçertosunu dinledik. Piyanist Jean-Efflam Bavouzet’in solistliğinde ve şefliğindeki yorum çok başarılıydı. Onu İstanbul Resitalleri’nin yeni başladığı dönemde, 2007’de tanımıştık. O günlerden bu yana zengin bir kayıt arşivine sahip oldu. Debussy, Ravel, Prokofiyef ve Bartok’un yanı sıra Haydn, Mozart ve Beethoven konçertolarını da kaydetti. Teknik açıdan müthiş bir kolaylığa sahip. Sahnede piyanoyu 18. yüzyıl piyanistleri gibi orkestraya çevirmiş, kendisi de hem solist hem orkestra şefi olarak sırtı seyirciye, yüzü orkestraya dönük olarak yer almıştı. 

İkinci yarı da yine bir 20. yüzyıl bestecisi, Samuel Barber’in (1910-1981) ünlü Yaylı Çalgılar Adagio’suyla başladı. Bu kez de topluluğun derinden gelen mistik yorumuna hayran kaldık. Konserin sonunda Mozart’ın en ünlü senfonilerinden 40. Senfoni’yi dinledik. Amsterdam’ın tarihi orkestrası Royal Concertgebouw’ın üyelerinden oluşan oda orkestrası Camerata, 20. yüzyıl yapıtları kadar Klasik Dönemin başyapıtlarını da şefsiz ama başkemancılarının yönetimindeki bilge yorumla seslendirdi. 

Yıldız Dağdelen’in ardından

Bir dönemin değerli operacısı ve eğitimcisi olan “lirik mezzo sopranoYıldız Dağdelen’i yitirdik. 1929’da dünyaya gelmiş, bir süre Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nde ve İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda eğitim görmüş. Müziğe piyanoyla başlamış, şan eğitimiyle devam etmiş, konservatuvarı bitirip Almanya’ya giderek Frankfurt’taki Hochschule für Musik’de okumuş ve 1960’ta mezun olunca Lübeck Operası’nda solist olarak göreve başlamış. İlk rolü Mozart’ın Cosi Fan Tutte operasındaki Dorabella olmuş. Rigoletto’daki Maddalena, Butterfly ve R. Strauss’un Güllü Şövalye’sindeki Anina’nın yanı sıra 20. yüzyıl yapıtlarında da başroller almış. 1962’de İstanbul’a dönüp yeni kurulan Şehir Operası’nın solist sanatçılarından biri olmuş. 1964-67 arasında Ankara Devlet Operası’ndaki temsillerde oynamış. 1968’den sonra eğitimciliğe başlamış, İstanbul Belediye Konservatuvarı, Mimar Sinan Konservatuvarı ve Yıldız Teknik Üniversitesi Konservatuvarı’nda profesör olarak görev yapmış. 

Yıldız Dağdelen’in iz bırakan en büyük ayrıcalığı ve öğrencilerine kazandırdığı en önemli eğitim “Diksiyon” dersleridir. Pan Yayıncılık tarafından 2011’de basılan “Diksiyon” adlı kitabı Türkiye’de eşi olmayan bir çalışmadır. İtalyanca, Fransızca ve Almanca dillerinin ses bilgisini içerir: Diksiyon kurallarını açıklayan, fonetik eğitimi veren, bir harfi, heceyi, sözcüğü nasıl seslendireceğimizi gösteren bir çalışmadır. Operacılara değişik dillerin telaffuz kurallarını öğretir. Yıldız Hanım, Önsöz’de yalnız operacılara seslenmez: “Fonetik eğitimi kendi başına bir amaç değil, bir dili öğrenmek, o dili yaşayabilmek için aşılması gereken bir süreçtir. Dilin ses ve ton eğitimini; dil ritmi ve konuşma dinamizmini öğretir” diyor. “Diksiyon” kitabı, özellikle genç operacılar için her zaman başvurabilecekleri bir başucu kaynağı.


Yazarın Son Yazıları

Davuldan Kahveye Kadar 27 Mayıs 2020
Helikopterler ve müzik 20 Mayıs 2020
Sessizlik ve müzik 13 Mayıs 2020
Acılar ve müzik 6 Mayıs 2020
Bitmeyen senfoniler 11 Mart 2020