Tüm araştıran ve üreten insanlara saygım sonsuz

11 Kasım 2020 Çarşamba

Geniş kitlenin popüler müzikçisi olarak bilinen, hele İspanyol Meyhanesi ile yeni bir çığır açan Timur Selçuk, aslında sağlam bir klasik eğitim almış; klasik Türk müziğinden Akdeniz’in popüler müziğine, cazdan polifonik Türk müziğine kadar geniş bir yelpaze içinde bestelerini zenginleştirmişti. Sonuçta tiyatro, film, sahne müziklerinden senfonik yapıtlara kadar çok yönlü bir Timur Selçuk vardı karşımızda. Klasik Türk müziğinin yirminci yüzyıldaki ustalarından Münir Nurettin Selçuk gibi bir babaya sahip oluşu; Galatasaray Lisesi gibi sanata açık bir okulda eğitim görmesi; Paris Ecole Normale de Musique gibi sağlam bir kurumda önce piyano, ardından kompozisyon ve orkestra şefliği okuması; Saadet İkesus Altan gibi ülkemizin değerli bir eğitmeni ile uzun yıllar şan tekniği çalışması, onun zenginlikleriydi. Beş yaşında piyanoya başlamıştı. 1951’de Galatasaray’ın ilkokuluna girdiğinde müzik de onun ayrı bir dünyası halinde ilerliyordu. Bir yandan Belediye Konservatuvarı’na yazıldı. Son sınıfta Galtasaray Vokal Grubu’nu kurduğu yıl, grup nice profesyonelleri sollayarak Boğaziçi Müzik Festivali’nde birincilikler kazandı. Okulda ve dışarıda İngilizce ve Fransızca şarkılarla konser vermeye başladılar. Orkestra üyeleri arasında müdürün vokal yapan oğlu ve başmuavinin gitar çalan oğlu da vardı. Böylece okuldan kaçmak pek sorun yaratmıyordu. Galatasaray’da özellikle edebiyat hocalarının etkisinde kalmıştı: Zeki Ömer Defne, Muvaffak Benderli, Rıfat Necdet Evrimer gibi. Timur için Galatasaray ona “seçici, ayırt edici bir dünya görüşü” vermişti. O yıllarda İstanbul’un konser yaşamı da doruktaydı. Fournier, Casals ve Richter gibi nice ünlü klasik müzikçiyi Saray Sineması’nda izledi. Şan Sineması’nda ise pazar günleri babası Münir Bey’in konserleri ile Cemal Reşit Rey’in Şehir Orkestrası, dönüşümlü yer almaktaydı. Timur hiçbirini kaçırmıyordu.

Kendi pop şarkıları ve klasik yapıtlarının yanı sıra babasının eserlerini orkestraya uyarlaması, onlara yeni bir derinlik getirdi: “Klasik eserleri çok seslendirmeyi Türkiye’deki bestecilerin ikincil görevi olarak kabul ediyorum. Zor, sorumlu bir iş. Örneğin 3. Selim’in eserlerini orkestraya uyarlarken o padişahın sorumluluğunu taşıyorsun.” Tutucu çevreler Timur’a karşı çıksalar da o, kulak asmadan bu uyarlamalara devam etmişti.

Babası, 1920’li yıllarda Paris’te okumuş, zamanın önemli hocalarıyla Batı müziği çalışmıştı. İçinde yetiştiği kültürle o tekniğin sentezini aramıştı. Onun bestelerini ve şarkı söyleme üslubunu da şöyle anlatır Timur: “Türk insanının Osmanlı’dan gelen, alışık olduğu bir gırtlak yapısı var. Bağırmamak, tüm nüanslara uyarak, abartmamak gerek. Babamdan önce hafız üslubu ile okunurdu. Sesi uzağa götürerek, altçene titreyerek vibrato yapılması, larenksin serbest bırakılmasıyla sağlıklı titreşim sağlanır. Ülkemizde en önemli temsilcisi babamdı. Göğüs ve kafa sesinin birleşimi olan bir teknik getirdi.

1975’te AST’ta sanat yönetmeni olur. Tiyatroda müziğin yeri Timur için bir aksesuvar değil, sahnenin vazgeçilmez bir etmenidir. İlk film müziği Sarıpınar 1914, bir televizyon dizisidir. “Film müziği yapınca kendimi ticari bir tezgâhın parçası gibi hissediyorum… Müziğimi hiçbir zaman elektronik ortam üstüne kurmadım. İnsanın sıcaklığını, çalanın nefesini, telin ucundaki parmağın sıcaklığını ya da davulcunun ateşini duymalıyım.” Ticari kaygılar deyince reklam müziği geliyor gündeme: “Mozart da yaşasaydı bugün reklam müziği yapardı. Coşkuluydu. Para kazanmalıydı” diyor. Timur Selçuk’un bir yönü, daha doğrusu önemli bir hizmeti daha var Türk sanat yaşamına: 1977’de kurduğu Çağdaş Müzik Merkezi. Alçakgönülle burayı bir “hobi merkezi” olarak niteliyor. “Bir stüdyo. Öğrenci değil, katılımcılar var. Öğretmen değil, danışmanlar. Yetenekli çocukları yönlendirmek amacımız. Buradan hafif müzik konusunda profesyonel mesleğe atılanlar oldu. Müzik eğitimini çok ciddiye aldığım için burayı ancak bir hobi merkezi olarak düşünüyorum. Burası bir cimnastik salonuna gidip ter atmak gibi mütevazı bir stüdyo.

Not: Timur eski bir arkadaşımızdı. Onunla 1996’da yaptığım bu konuşmanın aslı “Aydınlanmanın Işığında Sanat İnsanlarımız” serisindeki Timur Selçuk kitabı için yazılmış, İDE Yayınları tarafından 1997’de basılmıştı.

Düzelti: Geçen haftaki yazımda Itri’nin şarkısı “Tut-i Mucize Guyem/ Ne Desem Laf Değil” yanlışlıkla Hacı Arif Bey’in eseri olarak yazılmış. Özür dilerim.


Yazarın Son Yazıları

Filarmoni ve senfoni 7 Ekim 2020
Gönlü Yüce Türk 23 Eylül 2020
Müzik ve politika 2 Eylül 2020
Bülent Tarcan 106 yaşında 19 Ağustos 2020
Müzik sizi ortada bırakmaz 12 Ağustos 2020
Sanat çağını yansıtır 5 Ağustos 2020
Kusura bakma Beethoven 29 Temmuz 2020