Gazetecilik Sınavda

28 Mart 2016 Pazartesi

Geçen hafta gazeteler ve gazeteciler için sınav haftasıydı desek yanlış söylemiş olmayız. İki önemli gelişme karşısındaki tutum gazetelerin gerçekten gazetecilik yapıp yapmadıklarını net bir şekilde gösterdi. Bunlardan birincisi Rıza Sarraf’ın ABD’de Miami’de tutuklanması, diğeri Can Dündar Erdem Gül davası idi. Rıza Sarraf’ın tutuklanmasını Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin’ine hızla duyuran ve onun talimatı ile sıcak takip altına alan Hürriyet Washington muhabiri Tolga Tanış gelişmeyi ayrıntılı bir şekilde duyururken, Cumhuriyet, Sözcü, Habertürk de habere aynı gün birinci sayfalarında yer vermeyi başardılar. Ertesi gün ise BirGün, Evrensel haberin takibine katıldılar.
Peki, bu önemli haberi görmezden gelen, ertesi gün Sarraf’ın avukatlığına soyunanlar kimlerdi? Doğal olarak havuz medyası gazetecilik dışı faaliyetini bu haberde de kararlı bir şekilde sürdürmeyi başardı. Köşe yazarlarına diyecek bir sözümüz olamaz; nasıl görüyor, nasıl yorumluyorlarsa öyle yazdılar; bulguları dikkate almak yerine savunma güdüsünün peşine takıldılar, olabilir; ama haber niyetlerden öte bir şeydir ve okur ne olup bittiğini, gerçeğin ne olduğunu olabildiğince kanıtlarıyla öğrenmek ister. Havuz medyasından öğrenmesi mümkün olmadı. Neyse ki haber, adını saydığım gazeteler ve sosyal medya aracılığı ile okura ulaştı. Sıcak haberdir ve gerçek gazeteciler olayın peşini bırakmaya niyetli değiller.
İkinci olayımız ise gazetecilerin yargılanması olayıdır. Burada da gazeteler duruşma öncesinde ve duruşmada neler olup bittiğini anlatma konusunda ikiye ayrıldılar. Bir kısım medya adeta “müşteki” sıfatıyla “haberlerini” yazarken, olup biteni olduğu gibi aktarmayı seçenler, gazeteciliğin içinde bulunduğu durumu, haberciliğin karşı karşıya kaldığı baskıyı öne çıkarmayı tercih ettiler. Duruşma öncesi meslek örgütlerinin düzenlediği Habere Özgürlük toplantısı ise tahmin edileceği gibi havuz medyasında yer almadı.
Habere ve haberciliğe pek yüz vermeyen gazeteler, Cumhurbaşkanı’nın Dündar- Gül davasını izleyen yabancı misyon temsilcilerinin duruşmayı izlemeye haklarının olmadığı yönündeki açıklamasını duyururken de gerçeğin peşine düşmediler. Oysa okur, yabancı ülke temsilcilerinin hakları, görevleri konusunda aydınlanmak, böyle bir hakları olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Haberciler, konuya ilişkin temel belge Viyana Sözleşmesi’ni okura duyurmakla yetinmediler, uzman görüşlerine de başvurdular. Türkiye’nin dış ülkelerdeki misyonunun da aynı haklara sahip olduğunu dikkate aldılar, duyurdular. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde mahkûm olduğu davanın da yabancı diplomatlar tarafından izlendiğini ve Erdoğan’ın dönemin ABD İstanbul Başkonsolosu tarafından ziyaret edildiğini ortaya çıkardılar. Gazetecilik böyle bir şey ve ancak nesnel olanın, gerçeğin peşine düşmekle yapılabiliyor.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başarı Ödülleri
TGC’nin Gazetecilik Başarı Ödülleri açıklandı. Ödül alan ve övgüye değer bulunan tüm arkadaşlarımızı kutluyorum. Bu arada gazetemizden iki arkadaşımız Ali Açar “Altın İtiraflar” başlıklı haberi, Erkan Akdoğan birinci sayfa düzeni ile ödül aldılar; iki arkadaşımızın, Hilal Köse ve Ceren Çıplak’ın çalışmaları da övgüye değer bulundu. Cumhuriyet’in internet sitesi cumhuriyet.com. tr en iyi internet sitesi ödülüne layık görüldü. Arkadaşlarımızı içtenlikle kutluyorum.

Çeviri haber daha çok dikkat ister
Yurtdışında yaşayan bir okurunuzum; gazetenizi internet ve tablet uzerinden takip ediyorum. Özellikle son zamanlarda, haberlerinizde çok sayıda imla hatası ve anlatım bozukluğu ile karşılaşıyorum. Web sayfalarının çok kısa sürede hazırlandığını tahmin ediyorum ama her gün bu tip hatalarla birçok haberde karşılaşmak gazete okumayı güçleştiriyor. Bir örnek vermek isterim: Haber, sanıyorum yabancı bir kaynaktan tercüme edilmiş (google translate bile kullanılmış olabilir) ve ikinci kez okunmamış bile. İşte “Suudi prense nişan ülkeyi karıştırdı” başlıklı haberden birkaç örnek:
Fransa Cumhurbaşkanımız”, “Benzer gün”, “Toplumsal basın”, “Alanda ve yeryüzünde terörizme karşı savaşta gösterdiği büyük gayret”, “Olaya tepki verici Fransızların karşı çıktığı bir puan da Suudi Arabistan’ın en fazla idam cezası verici ülke olması.” Bu arada önemli bir yazım hatası: Legion d’Honneure değil, Légion d’honneur. Sizden ricam, gazetenizi internet uzerinden takip eden bizleri biraz daha ciddiye almanız ve editor süzgecinden geçmiş haberler sunmanızdır. İyi çalışmalar. Saygılarımla... Dr. Zeynep Serinyel

‘Kürt illeri’
Güneydoğu’dan gelen haberleri acıyla, derin üzüntüyle okuyorum. Gazetede haber ve yazılarda zaman zaman “Kürt illeri” ifadesinin kullanıldığını görüyorum. Bu ifadeyi gerçekten bölücü-ayrıştırıcı buluyorum. Neden mi? Bu ifadeyi kullanıyorsak Türkiye’de hangi iller Türk illeri sorusuna da bir yanıt verebilmek gerekir. Örneğin, İstanbul Türk ili mi, ya İzmir, Adana, Mersin? Böyle bir yargı olabilir mi? Bir siyasetçi bunu söyleyebilir belki, çünkü onun ideolojisinde o illerde kurulacak bir özerklik ve/veya bağımsızlık vardır, o illeri öyle adlandırmak fikrinin bir parçasıdır. Ama bir gazeteci? Bir gazeteci bunu yapmamalıdır. Böylesi ifadeler gazetecinin nesnelliğini, tarafsızlığını zedeler kanısındayım. Saygılarımla... Meral Ciyan Şenerdi

Cumhuriyet’in hafızası
Gazetemden bir isteğim var. Türkiye Cumhuriyeti’nin hafızası siliniyor. Bu konuda sanki George Orwell’in “1984”ünü yaşıyoruz. Anılması, hatırlanması, kutlanması gereken çok önemli tarihsel olayları, gönül borcumuz olan Cumhuriyet aydınlarını atlamaya başladık. Böyle giderse 30 Ağustos’u, 23 Nisan’ı, 29 Ekim’i bile unutmamız şaşırtıcı olmayacak. Bir Aziz Nesin, bir Nâzım Hikmet, bir Mustafa Necati, bir Hasan Âli Yücel sanki hiç yaşamamış gibi olacak. Nazım Arslan  


Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018
Burjuvazi Mon Amour! 29 Ağustos 2018
Haftanın Dökümü 27 Ağustos 2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz? 26 Ağustos 2018
Unutma Yarın Cumartesi 24 Ağustos 2018
Geleceği Kurtarmak 22 Ağustos 2018
Gazetecilik ölüyor mu? 17 Ağustos 2018
Kim Kriz İster? 15 Ağustos 2018