Hastanede vezne kuyruğundayım...
Önümde ellili yaşlardaki adam sağ elini “biometrik kimlik doğrulama cihazı”nın üzerine koyuyor. Görevli ona bir şeyler söylüyor, adam başını sallıyor. Sonra gülümseyerek yanındaki arkadaşına yöneliyor:
-Sistem beni tanıdı!
Yüzünde bir mutluluk ifadesi var. Yanındaki arkadaşı da gülümsüyor:
-İyi ki tanıdı.
Ya tanımasaydı?
Dijital dünyada hangi kayıtlarımız tutuluyor,
“sistem” bizi ne ölçüde tanıyor diye düşünüyorum.
Yaşımızı, cinsiyetimizi, adresimizi, nerede doğduğumuzu, medeni halimizi biliyor sistem. Tüm aile bireylerini tanıyor. Biz bilmesekde o, soyağacımızı biliyor. Ödediğimiz vergi, üstümüze kayıtlı taşınmazlar, eğitim durumumuz, ceza aldık mı, davamız var mı hepsi kayıtlı. Elektronik posta adresimiz, kan grubumuz, geçirdiğimiz hastalıklar, kullandığımız ilaçlar...
Türkiye’de psikolojik şikâyetlerle doktora başvuranların sayısı son dört yılda üçkat artmış. Üç milyondan dokuz milyona yükselmiş. Bu insanlar kim? Sistem biliyor.
İnternete bağlandığımızda hangi sayfalara baktığımız biliniyor. Bu kayıtlar doğrudan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na iletiliyor.
Telefonla hangi saatte kimi aradık, o sıra neredeydik, ne kadar süre konuştuk, kayıtlı... Kredi kartı harcamalarımız da öyle... Dinlenen, kimi zaman kayda alınan telefon görüşmeleri, sokaklarda giderek artan kameralar...
Farklı kurumların, şirketlerin veritabanlarında yer alan bilgiler birleştirilir ve büyük bir sistem haline gelirse ne olur?
Sistem bizi, bizden daha iyi tanımayabaşlar. Özel yaşam kalmaz. Ortaya bir “gözetim toplumu” çıkar.
Avrupa Konseyi daha 1981 yılında tehlikenin farkına varmış. “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması”na ilişkin 108 sayılı sözleşmeyi imzaya açmış.
Ardından pek çok Avrupa ülkesi ciddi yasal düzenlemeler yapmış. Kişisel verilerin “en üst seviyede” korunması sağlanmış. Kurumlar arasında veritabanlarının aktarımı yasaklanmış. Bilgilerin kimler tarafından nasıl kullanılacağı konusunda sıkı kurallar konmuş.
1981 yılındaki sözleşmeyi ilk imzalayan ülkeler arasında yer alan Türkiye, 33 yıl boyunca sözleşmenin gereğini yapmamış. Türkiye sözleşmeyi imzalayıp bugün onay sürecini işletmeyen “tek ülke”. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin bir yasamız hâlâ yok.
Hazırlanan son yasa tasarısı 2008 yılından beri beklemede. Tasarı bir çerçeve oluşturacak. İlkeleri belirleyecek. Ardından bu ilkeler mevzuata uygulanacak. Tasarı ne zaman yasalaşır? Yasalaştığında bu ilkelerin mevzuata uygulanması ne kadar sürer?
Bugün pek çok kamu kurumunda veri güvenliği sağlanamadığı için kişisel verilerimiz ortalığa dökülmüş durumda.
George Orwell’in 1984’ündeki “Büyük Birader” geliyor aklıma. Sonra Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya”sı... Rastlantıya bakın ki, her iki kitap da Le Monde’un “Yüzyılın 100 kitabı” listesinde arka arkaya yer alıyor. Biri 20. diğeri 21. sırada.
Hastanenin vezne kuyruğundan ayrılırken ellili yaşlardaki adam şöyle diyor arkadaşına:
“Çok kolaylaştı canım bu işler. Avuç içini okutuyorsun iş bitiyor.”
Sistem Seni Tanıyor!
Yazarın Son Yazıları
Önce Cumhuriyet!
İklim için ses ver!
Özel yaşamın sonu mu?
Çatılar boş mu kalacak?
İklim değişikliğine hazır mıyız?
Limitleri yine aştık
Balinaların şarkılarına ne olacak?
Katil robot uyarısı
Normal(!)
Yapay zekânın kahkahası
Ütopyalar zamanı…
Uygarlığımızdan geriye ne kalacak?
Çölleşme
Oyuna sahip çık
Plastiğe boğulmak…
Dünyayı kim kurtaracak?
Adalet yürüyüşçülerini kim dinledi?
Dünya Göçmen Kuşlar Günü
Rengimiz kararmadan
Yapay zekâ yargıçlar...
Dünya Günü
Geleceğin jurnalci nesneleri
Hedeflenmek
Son gergedan
Serçesiz olmaz!
İnternet, hayaller ve gerçekler
Artırılmış gerçekliğin büyülü kentleri…
Spartaküs’ün öcü...
Dünya daha büyük!
Suçla mücadeleyi oyunlaştırmak
Ne oluyor bu robotlara?
Bataklık diye diye...
Neden öldürüyoruz?
Biz değil, algoritmalar suçlu
Nefesinizi ne kadar tutabilirsiniz?
Dünya 3.2 derece ısınırsa...
Dünyanın tüm dillerini anlamak
Gölge etme…
İnternetin babası Mustafa Akgül...
‘Soluk Mavi Nokta’