Hikmet Çetinkaya

Miray bebeği öldürdüler...

29 Aralık 2015 Salı

Silahlar susmuyor, şiddet, dehşet, çaresizlik yarınlarımızı karartıyor...
Ölüm haberleri geliyor Güneydoğu’dan, çatışma giderek büyüyor...
Şehit cenazeleri, keskin nişancılar, bölgeden kaçış...
Bu sivil halk ne yapsın?
PKK’nin ve devletin güvenlik güçlerinin ateşi arasında kalmış halk, umutsuzluğun resmini çiziyor kendi kendine.
Üç aylık Miray bebek, evinde vuruluyor dedesiyle birlikte...
Hastaneye yetiştiriliyor ama kan yitiminden dedesi Ramazan İnce’yle birlikte can veriyor...
Genç, yaşlı, hasta!
Kadın, erkek, çocuk!
Polis, asker!
Göz gözü görmüyor.
Havada barut kokusu var!
Söyleyin bana bu yangın daha ne kadar sürecek?
Can yitimleri, sayıları giderek artan ölüler, yaralılar, çaresizlik içindeki sivil yurttaşlar.
Silopi, Cizre, Nusaybin, Sur...
Alev alev yanan kentler, duvarları delik deşik edilmiş binalar, kültürevleri, camiler, okullar.

Yaşadıkları ilçeleri terk eden, bilinmezliğin içindeki acıyla kaçan insanlar.
Sırtlarında yatakları, yorganları...
Çatışma görüntüleri, korku, harabeye dönüşmüş yerleşim birimlerinin sokakları...
Hendekler, barikatlar!
Erdem Gül’ün zindandan gönderdiği mektubu okurken yüreğimden bir şeyler kopuyor.
Yurttaşlık bilinci, insanca bir yaşam...
Oysa hüzünlüyüz, ağlıyoruz, yüreğimiz yanıyor hep!
Neden, niçin sorularına bir türlü yanıt veremiyoruz, bir kör dövüş, terör belası insanlığımızı alıp götürüyor...
Medyaya baskı yoğunlaşırken, tetikçi kalemler özgür medyayı savunanlara saldırıyor sabah akşam!

***

Erdem Gül, Silivri zindanında, tek başına kaldığı tecrit odasında yazmış o mektubu...
“Ben şimdi durup düşünebilme imkânının fazladan verildiği bir yerde olmanın bencilliğini de göze alarak söylüyorum” deyip ekliyordu:
“Bu yangın hemen söndürülmeli!”
Yangını söndürmeye PKK yanaşmıyor, çocuk yaştaki militanları ölüm tarlalarına sürüyor.
Aklı başında herkes, nutuk atmayı bırakıp bu yangını söndürmeli, Kürt yurttaşlarımızı ateş çemberinden kurtarmalı.
Ortada gözle görülen acı gerçekler var...
PKK’nin iç savaş isteği, Kandil’in hükümdarlığını sürdürmesi için yaptığı eylemlerin faturası sivil Kürt yurttaşlarımıza çıkarılıyor. En büyük zararı onlar görüyor.
Üç aylık Miray bebek öldürüldü. Kör kurşunla katledildi dedesiyle birlikte...
Suçsuz insanları korumak, onların canını yakmamak, her Kürt yurttaşımızı potansiyel terörist görmemek hem devletin hem bizim, hepimizin görevi değil mi?
Ölüm acısını çeken bilir...
Şehit cenazelerine bir bakın isterseniz...
Acı ve gözyaşı var!
Aşkın kanatlanıp uçuşunu, sevginin genç ormanlarda çoğalışını yaşama geçirmek, toplumu ötekileştirmemek gerekir.
Güneydoğu’da ölüm tarlaları giderek genişlerken birliğe, bütünlüğe gereksinim var, kana değil...

***

Can Dündar’ın yazdığı gibi mahpusluk çileli iştir, koşulları zordur.
Hele hele tek başına hücrede yatıyorsan...
Sarp Kuray’ın bana Sincan zindanından gönderdiği fotoğraf duruyor masamın üzerinde.
Sarp, kaç yıldır içeride? Can ve Erdem, şu saatlerde ne yapıyorlar acaba?
Düş kırıklığı içindeyim...
Keskin nişancıların öldürdüğü Miray bebeği ve dedesini düşündüm uzun uzun...
Yine şehit, ölüm haberleri geldi...
Acı, gözyaşı, hüzün!
Bir bulut içindeyim, anıların arasındayım...
Silah kılığına bürünmüş ölümü görüyorum apaçık...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018