Hikmet Çetinkaya

Mustafa Kemal’in Çocukları...

15 Mart 2015 Pazar

Günbatımı güneş tutulmasına benzer. Kan kırmızı bir soluk alıp verme gibi bir şey işte...
O rüzgâra tutulmuş evlerimiz, kendi düşüncelerimizin yok oluşu, hoyratlık...
Bir tanyerinin hayatımıza eşlik etmesi, turunculaşmış o günbatımının ateş topunu andıran yalnızlığı kimileri için “hiçlik” olabilir.
Bir ülke düşünün... O ülkenin yoksullarını... Diz üstüne çöktürülmüş yoksulların başına indirilen ekonomik darbeyi...
Darbelerde umut arayan, çaresizliğin döngüsünde gidip gelen; bir devletin kasasını boşaltan yüzsüzleri anımsayın.
Bilmem sizin için halkın başkaldırması, sabaha karşı on binlerce insanın Boğaziçi Köprüsü’nü yürüyerek geçişi,
Beşiktaş’a gelip oradan Taksim’e çıkması...
Gezi Direnişi, Tahrir eylemi, Paris’te yüz binlerce üreticinin eylemi, kamyon şoförlerinin isyanı, komşudaki genel seçim sonuçları ne anlama geliyor?
Kimi zaman sandıkta olur bu başkaldırı, kimi zaman alanlarda!
Hayatın sayfalarında insan vardır!
İnsanın olduğu yerde umut sürekli çiçeklenir hiç farkında olmadan.
İktidar olmaktan başı dönenler o umudu bir türlü görmez...
Çünkü o, dağıttığı makarnayı, nohutu, bir çuval kömürü ve sandıktan çıkacak oyu görür. Bu sömürü ve vurgun düzeninin hep böyle süreceğini sanır.

***

Kendi halkına tepeden bakan o denli çok sağcı, solcu, muhafazakâr, milliyetçi liderler gördük ki bugüne değin...
Kendini solcu, devrimci sananlar!
Şimdilerde şöyle başımı çevirip sağıma soluma baktığımda hiçbiri yok!
Ne kurdukları partileri kaldı ne de kendileri...
Kibirleriyle birlikte çekip gittiler...
Çünkü sermaye-emek çelişkisini bilmiyorlardı... Hayatın o bin bir çiçekli dallarından habersizdi çoğunluğu...
Lamı cimi yok, din pazarlamacılığı yapanlar, kutsal din üzerinden siyaset cambazlığında kendilerini dev gibi görenler var ya hani!
13 yıllık iktidarlarının tadını çıkaranlar, halkı bir torba kömüre, nohuta, makarnaya tutsak edenler,
İşte onlar!
Rüzgâra açık evlerinin önünde oturan o halkın, tepeden baktıkları insanlarımızın, Cumartesi Anneleri’nin, Gezi Direnişi’nde ölen çocuklarımızın, gençlerimizin beddualarını aldıkları için çekip gidecekler bir gün.
O gün gelecek, bak günbatımı yakın, elini uzat yakalayacaksın o kıpkırmızı ateş topunu...
Günbatımı ya da uzun güneş tutulmasını bekliyor dünyanın yoksul halkları...

***

Bir duygu, düşünce, umut...
Poyraz Karadeniz’den esiyor!
İç Güvenlik Yasası çıktı çıkıyor ya hani! Özgürlükler kısıtlanıyor, özel hayat delik deşik ediliyor bu yasanın çıkmasıyla birlikte...
Gezi’de, Güneydoğu’da, Ege’de, ülkemin dört bir yanında insanları öldüren polislere bu yasayla af geliyor af, haberiniz olsun!
Bir bahar gecesinin odamıza gelmesini bekliyorum, çocukların gülmesini...
Çok şey mi istiyorum ben!
Bir şairin dizelerinde yaşamı kucaklamayı, içimizdeki savaş alanlarını yok etmeyi düşlüyorum bir pazar sabahı...
Bir dizeyi aklıma getirmeye çabalıyorum... Yeniden
korkudan ürpererek uykuya dalmak istemiyorum...
Savaşa “hayır” diyorum...
Barış istiyorum barış!
Bir çocuğun yüreğinin atışını duymak, karanlığın kapılarını kapatmak, aydınlığa açılan pencerelerden göğe bakmak...
Sonra dağlara, vadilere...
Denizlere bakmak uzun uzun, kanat çırpan kuşlara...
O dağların doruğunda mavi bir deniz buluşur muydu gökle?

***

Kendini sol, kendini devrimci, kendini muhafazakâr sanan, aynı telden çalan, halka tepeden bakanlar için yazılmadı bu yazı...
Gerçek solcular, gerçek devrimciler için yazıldı...
Mustafa Kemal’in çocuklarına; 1917 Rus Devrimi’ni yapanlara yazıldı...  


Yazarın Son Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018
Uçarı kaçarı... 1 Eylül 2018
30 Ağustos... 30 Ağustos 2018
Anımsayış... 19 Ağustos 2018
Kadın köle değildir... 18 Ağustos 2018
Yüreğim yangın yeri 16 Ağustos 2018
İsyan değil arzu... 12 Ağustos 2018
Utanç... 11 Ağustos 2018