Benden sonra tufan

31 Ağustos 2019 Cumartesi

Bağımsızlığı yeniden diriltmenin, onun önemini duyumsamanın tam zamanıdır.
Dün, Malazgirt törenleri ile gölgelenmek is­tenen unutturulamaz kurtuluş günü 30 Ağustos’tu. Yoksul, düşkün, dışlanmış, yönetenlerince horlan­mış, dahası yurdu satılmış bir halkın, gözü pek bir önder ile birlikte yürüttüğü bağımsızlık savaşının ka­zanımlarının ufacık da olsa tortusunun kalmaması için didinenlerin dönemini yaşıyoruz.
Saray düzeni, tıpkı hayranı olduğu Osmanlı hane­danı gibi, emperyalist ülkeler arasında ödüncü den­ge politikaları ile günü idare etmeye çalışıyor.
Fırat’ın batısında Rusya, doğusunda ABD ile yapı­lan pazarlıklarla “akıllı” dış politika yürüttüğünü sa­nan Saray’ın, iki büyük gücün çıkarları arasında kal­dığı ortada.
Kurulmuş saat sarkacı örneği, bir ABD, bir Rusya yönüne salınan Saray’daki AKP’li, Türkiye’yi içinde savaş, kan, acı, göç, iç düşmanlık ve ekonomik bu­nalım bulunan bir bağımlılık batağına doğru sürükle­miş bulunuyor.
Sözgelimi, Rusya dönüşü, “Rus yapımı savaş uça­ğını, Amerikan yapımı uçağa seçenek olarak alacak mısınız” diye sormuşlar.
Biz” demiş, “Hiçbir zaman kendi bağımsızlık mü­cadelemizi birilerinin dudaklarının arasına bırakama­yız.
Ruslara karşı Amerikalılara, Amerikalılara karşı da Ruslara sığınmayı bağımsızlık sanıyorlar açıkçası...
Tarihe dönüp baktığımızda da, “Egemenlik be­nimdir” hastalığına kapılanların kendi toplumunu ve dünyayı sanrılarla onarılması zor yıkımlara sürükledi­ğini görüyoruz.
Örneğin, Hitler. Sebastian Haffner Hitler Üze­rine Notlar” kitabında, Nazilerin lideri için şu sapta­mayı yapıyor:
O her şeyi son derece bilinçli bir şekilde tama­men kendi ikame edilmezliği üzerine bina etmişti, sonsuza dek sürecek bir ‘ya ben ya kaos’, hatta ne­redeyse ‘benden sonra tufan’ düsturu üzerine. Bir anayasa yoktu, bir hanedan da, ama hakikaten dev­leti sırtlayacak, liderler ortaya çıkaracak ve onlar sah­neden çekildikten sonra da yaşamaya devam ede­cek bir parti de yoktu. Parti, Hitler için sadece kişisel olarak iktidarı ele geçirmesini sağlayacak araçtı. Ken­di hayatının ötesinde düşünmeyi ve geleceğe yönelik tedbirler almayı reddetti. Her şey onun eliyle, onunla vuku bulmalıydı.
Ulusal kahramanlar vardır; bağımsız düşünce üzerinde temellenen utkuları; barışa, kardeşliğe ve esenliğe ulaştırır. Halk önderleridir onlar.
Kimileri de vardır; kör kuyularda kaos ve tufana doğru yol alırlar. Onlar da, “halk kandırıcıları” olarak anılıyorlar.

İmsakçı TÜBİTAK
Avrupa’da matbaanın bulunduğu, Reform ve Rö­nesans hareketlerinin başladığı, aydınlanmanın in­sanlığın ufkunda belirdiği dönemde, Osmanlı’da Ka­nuni Sultan Süleyman sultandı ve saray çevresi şu konuları tartışıyordu:
Firavun, Tanrı’ya inanmış mı, inanmamış mı? Hı­zır Aleyhisselam yaşıyor mu, yaşamıyor mu? Ruh gövdenin neresindedir? Cehennemde ceza görecek olan ruh mudur, gövde mi?
Bugünkü sultanlık döneminde de Sanayi ve Tek­noloji Bakanı, bilimsel araştırmalar için kurulmuş olan TÜBİTAK’ın, teleskop ve görüntüleme kamera­ları ile kameri ay başlarının, imsak ve yatsı zamanla­rının belirlenmesi için sürdürülen çalışmaların başa­rıya ulaştığını övünçle duyurmuş bulunuyor.


Yazarın Son Yazıları

Ördek Hüsnü 9 Ocak 2021
Alanım Ekonomi 2 Ocak 2021
Önümüz Bahardır 26 Aralık 2020
AB - AKP Ortaklığı 12 Aralık 2020
Çöküşe Doğru 14 Kasım 2020
Olacaksın Şehnameci... 7 Kasım 2020
Yargı Didişmesi 17 Ekim 2020