Issızlığın Dinmeyen Islığı

07 Ağustos 2011 Pazar
\n

Taşra kentlerinin sokaklarına akşam erken düşer. İlk karanlıkla birlikte yollar ıssızlaşır, kapılar kilitlenir ve televizyon bütün hayallere, bütün iç dünyalara el koymaya başlar. Onun televoleler ve diziler aracılığıyla sunduğu parıltılı, tasasız, çekici dünya, taşra kentlerinin ıssızlığıyla alay edercesine gencecik insanları baştan çıkarır. Artık tek bir amaç vardır; bu parıltılı dünyanın bir parçası olmak.

\n

Issızlıkta yol almak zordur. Onları bekleyen okullar, işyerleri yoktur. Onlar özellikle de genç kızlar taşranın silik dünyasında tek bir çıkış yolu bulurlar. Taşraya büyük kentlerden gelmiş beyaz yakalıların herhangi biriyle evlenmek. Bunun için yapmayacakları fedakârlık yoktur. Bu onların hayallerini en çabuk yoldan gerçekleştirecekleri tek şeydir.

\n

Bunun için stratejiler saptanır, giyim kuşam belirlenir, ayna karşısında saatler geçirilir ve amaca adım adım yaklaşılır. Sonunda bir beyaz yakalıya, büyük kentlerden gelmiş bir kurtarıcıya ulaşılır.. Sürekli beyaz bir gelinlik düşü kurularak.

\n\n\n

Töreler, ana-baba baskısı, çevre ne derkaygısı bir süre için anlamını ve gücünü yitirir. Şimdi televolelerin, dizilerin sunduğu parlak, tasasız yaşama geçmek için verilen bir mücadele vardır. Bu, gencecik bir kız için neredeyse bir ölüm kalım mücadelesidir. Bu bir reddediştir! Bir başkaldırıdır! Yerleşmiş ahlak değerlerini yeni bir yaşam için terk etmek demektir!

\n

Bunu başarır. Ona çocukluğundan beri öğretilen en değerli şeyi, bekâretini beyaz yakalıya yaygın deyimiyle sunar. Bedeninin bütün sırlarını ona açar. Bunu yaparken samimidir. Karşısındaki erkek sonuçta kocası olacaktır, onu bu taşra ıssızlığından çıkarıp parıltılı bir yaşama geçirecektir. Konfetiler ve komparsita eşliğinde.

\n

Ama rüya birdenbire biter. Beyaz yakalı kurtarıcı ya başka bir yere tayin olmuştur ya da ansızın nişanlı çıkmıştır. Genç kız şaşkın, öylece bakakalır. Bütün düşler bir anda yıkılmıştır. Geriye ıssızlığın dinmeyen ıslığı kalır.

\n

İşte o zaman intiharın büyüsü başlar. Babanın, annenin, komşuların aşağılayıcı bakışları karşısında sığınılacak tek yer ölümün sakin soğukluğudur. Ölüm siyah tüllere bürünmüş bir beyaz atlı kadar çekicidir artık. Genç kız yaşadığı bölgelerde, yeryüzü tarihi kadar uzun bir çaresizliğin bir parçası olmayı şiddetle arzulamaya başlar. Böylece yaşamının bir anlamı olacağını hisseder. Her şeye rağmen başarmış olacağını.

\n

Ve bir sabah vakti, aptes aldıktan sonra o yörede yaygın olan intihar biçimini seçer. Tarım ilacının kapağını açar ve yüzünde garip bir gülümseme.. ilacı içer. Ölüm az sonra onun morarmaya başlayan yüzünü okşar. Geriye ıssızlığa karışmış sözcükler kalır.

\n

Beni bağışlayın.” “Kardeşlerim benim için ağlamasın.” “Bazen çok mutlu oldum, teşekkürler hayat!

\n

Ben ne yapıyorum böyle. Bir hikâye mi anlatmaya çalışıyorum. Her yanı kuşatmış ıssızlıktan, sözcükler mi çalmaya çalışıyorum? Oysa bu anlattıklarım gerçek, yıllar önce Batmanda yaşandı; şimdilerde Urfada. Onların hayalleri, düşleri, sevdiklerine söyledikleri sözler, yıkanırken mırıldandıkları türküler hepsi ıssızlığa karıştı.

\n

Bütün bunlar benim de türküler mırıldandığım, neşesini ve hüznünü bildiğim bu topraklarda oldu. Taşra kentlerine ve kasabalarına akşam erken iner, diye başlamışım onların hikâyelerini anlatmaya. Ama bitmeyen ıssızlık duygusu, bir bitmeyen örselenmişlik duygusu peşimi bırakmıyor. Tanrım, sen bana güç ver. Moraran genç kız cesetleri karşısında aklımızı yitirmeyelim.

\n

Issızlığın sesi işte böyle bir şey..

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020