Yanan bir orman için ağıt

12 Eylül 2021 Pazar

“Güzel ve uzun bir ömür sürdüm.” 

Orman önce derin uykusundan kuşların çığlıklarıyla uyandı. Ve o zaman ormanın tüm börtü böceği, ormanı evi bilmiş tüm hayvanlar, tüm ağaçlar ormanın derinliklerinden gökyüzüne doğru uzanan ölümcül alevleri gördüler.

Ağustosböceği usulca kendi kendine mırıldandı, “artık son şarkımı söylemenin zamanı” ve o güne kadar söylediği şarkıların hiçbirine benzemeyen bir ağıta başladı.

Yavru ceylan şaşkınlıkla annesine baktı. Anne ceylan, alevler böyle yüksekliğindeyken koşmanın, kaçmanın çare olmadığını bilirdi, yavrusunun az sonra şaşkınlıkla bakan gözlerinin kapanacağını bilirdi, gene de “Sen kaç!” dedi ve yavrusunun uzaklaşmasını yaşlı gözlerle izledi, az sonra gözyaşlarına alevlerin sıcaklığı ulaştı.

Kovandaki arılar alevlerin sıcaklığını hissettiklerinde artık çırpınmanın, kaçmaya çalışmanın anlamsız olduğunu düşünüp derin bir yas sessizliğine büründüler, alevler onları delicesine sevdikleri çiçeklerle birlikte sonsuzluğa gönderdi.

Yaşlı kaplumbağa bir kayanın üstüne çıkıp kendine doğru gelen alevleri izlemeye başladı. Güzel, şenlikli, uzun bir ömür geçirmişti, usulca alevlerin onu almasını bekledi.

Anne tilki yavrularını karşısına aldı, yavrular tir tir titriyorlardı, anne tilki en iyisi bir masal anlatmak diye düşündü ve aklına herkesin bildiği bir masal geldi. Başladı anlatmaya: “Bir gün bir karga kocaman bir peynir kalıbı ağzında, bir ağacın dallarına konmuş, karnının iyice acıkmasını bekliyormuş, tam o sırada bir tilki oradan geçiyormuş, peynir kalıbını görünce ağzı sulanmış, ‘ne yapıp ederim de bu peyniri ham yaparım’ diye düşünmeye başlamış.” Masalın tam burasında yavrular heyecanla “ne yapmış, ne yapmış” diye incecik sesleriyle bağırmaya başladılar. Anne tilki tam masala devam edecekti ki alevler anne tilki ve yavrularını sarıp bilinmeyen bir cennete götürdü.

Alevler ahırlara yaklaştığında çocukları Hafize kadına yalvardılar: “Anacığım yapılacak hiçbir şey yok. Yanacaklar, kaçmamız gerek!” Hafize kadın bu çağrıları duymamış gibi öyle kıpırdamadan durmaya devam edip yanan yavru kuzuların çıkardığı sesleri dinlemeye başladı, “bu kınalının sesi”, “bu benim doğurttuğum oyuncu şebeğim”, “bu benim karam”. Çocukları baktılar ki Hafize Hanım kıpırdamıyor, başka çare yok diyerek onu kucaklayıp alevlerin ulaşamayacağı makiliğe doğru koşmaya başladılar. Hafize kadın o günden sonra hiç konuşmadı.

Yaşlı örümcek, alevleri gördüğünde ağaç dalları arasında kendi kurduğu ve uzundur yatmadığı salıncağına bacaklarının ağrısına rağmen ustalıkla yerleşti ve usul usul sallanarak alevlerin onu kucaklamasını beklemeye başladı, bir süre sonra uykusu geldi ve rüyasında binlerce genç örümceğin ağaç dallarına salıncak kurup neşeyle sallandıkları gördü. Neşeyle sallandıklarını. 

Sincaplar, gecelerin bekçisi baykuşlar, alev alan ağaçlardan bir diğerine atlarken soluksuz kalıp tek tek kararan toprağa düştüler. Tüylerin yanık kokusu yere göğe yayıldı.

Göklerdeki kartal çaresizlik içinde oradan oraya uçuyor ve yanan ağaçların çığlıklarını duymamak için kanatlarını hiç durmadan, hiç durmadan çırpıyordu. Birden onları gördü, kadınlar, çocuklar, yaşlı erkekler itfaiye erleri ellerinde damacanalar, baltalar, hortumlar alevleri söndürmek için ölesiye çabalıyorlardı. En çok da kadınlar! Tıpkı ülkenin kurtuluşu sırasında mermi taşıyan analarımız gibi.

Kartal sevindi ama sevinci uzun sürmedi, onu gördü. On yaşlarında bir çocuk elinde su şişesi, bacakları, o bembeyaz tüyleri yanmış bir yavru kuzuya su içirmeye çalışıyordu. Kartal çığlık atıp çocuğa “Uzaklaş, uzaklaş!” diye bağırmaya başladı. Çocuk onun sesini duymadı ve alevler bir anda çocuğu alıp götürdü. Çocuğu yavru kuzuya sarılmış buldular.

Kartal artık dayanamadı, dağlardaki yuvasına dönerken kederler içinde ormana son kez baktı. O güzelim ağaçların incecik, simsiyah görüntüsünden başka hiçbir şey kalmamıştı. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Su da yanar 26 Eylül 2021