İzmir, kurtuluşun ve kuruluşun kentidir. 9 Eylül, İzmir’in kurtuluşu olduğu kadar aynı zamanda ülkemizin de kurtuluşudur. Bir kentle bir ülkenin kaderinin bu denli iç içe geçtiği, bütünleştiği örnek çok azdır. İzmir, ülke ve halk olarak herkesin, hepimizin adeta üstüne titremesi gereken özgün ve özgür bir kenttir.
Kurtuluşu anlatan ve yüreklerimizde titreşimler yaratan o güzelim “İzmir Marşı”; nerede olursak olalım her çalınışında bütün yurttaşlarımızın gönlünde, yüreğinde çiçekler açtırır: “İzmir’in dağlarında çiçekler açar/ Altın güneş orada sırmalar saçar/ Bozulmuş düşmanlar, hep yel gibi kaçar/ Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa/ Adın yazılacak mücevher taşa”
KURTULUŞUN SİMGESİ
Bugünlerde üstüne fırtınalar estirilen İzmir Meslek Fabrikası binası, işte bu anlamlı kurtuluşun simge mekânlarındandır. 9 Eylül 1922 sabahı, işgal altındaki İzmir’e ilk giren kurtuluş güçleri, Halkapınar dolaylarında ateşle karşılaşırlar. Yolun sol yanındaki büyük bir yapıdan ateş açılır. Ateş açılan yapı, o dönemde Tuzakoğlu’nun fabrikası olarak bilinen yapıdır.
Burada İzmir’in kurtuluş gününün ilk şehitleri toprağa düşer. Onların anısına binanın yanında şehitlik yapılır. İşte bu şehitlikte “vatan ve namus” yazısı alında yatan şehitler; Akşehirli Mehmet Çavuş, Antalyalı Hakkı Çavuş, Nevşehirli Er Seyyid Ahmet’tir. Bu şehitlik ve mekân, İzmir-İzmirli için çok derin anlamlar taşır.
FABRİKANIN ÖYKÜSÜ
İşte 9 Eylül kurtuluş gününün ilk vuruşmasının yapıldığı ve ilk şehitlerinin verildiği bu yapı, Cumhuriyetin ilk yıllarında dönemin Cumhuriyet hükümetince kamulaştırılır ve İzmir Belediyesi’ne verilir. 6 Nisan 1926 tarihli kararın altında cumhurbaşkanı olarak Mustafa Kemal’in ve başbakan olarak İsmet İnönü’nün imzaları vardır.
2017’de, Aziz Kocaoğlu’nun başkanlığı döneminde, İzmir Büyükşehir tarafından restorasyonu yapılarak meslek fabrikası olarak kullanılmaya başlanır. O günlerden bu yana binlerce genç buradan yararlanır. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın verdiği bilgiye göre, toplamda 200 bine yakın İzmirli burada meslek sahibi olmuştur. Onlar da bir bakıma hayatın içinde açan İzmir’in çiçekleridir!
SİYASAL KUŞATMA
Bu bina ile ilgili yaşananlar, görünürde kamu kurumları arasında bir mülkiyet çekişmesi gibi görünüyor ve öyle gösterilmek isteniyor. Ama mesele o kadar basit ve sıradan bir konu değildir. Öyle olsa zaten şimdiye kadar pek çözüm bulunur ve uzlaşı formülü üretilirdi.
Meseleyi iktidarın muhalefeti ve muhalif belediyeleri kuşatması hedefi bağlamında değerlendirmek gerekiyor. Bir anlamda muhalif belediyelerin silkelenmesinin devamıdır. Muhalefetin ve muhalif belediyelerin hareket-hizmet alanlarının daraltılmasıdır. Ama sonuçta, bu çarpıcı örnekte olduğu gibi, kente ve kentliye verilen kamusal hizmet engellenmektedir.
AKIL TUTULMASI!
Bu işin ardında siyasi bir irade ve siyasal bir amaç olduğu çok açıktır. Yoksa kendi hallerine bırakılsa ilgili kamu kurumları, kendi aralarında pek çok uzlaşı seçeneği üretirler. Siyasi iktidar büyük bir hınçla ve öfkeyle muhalefete yüklenmektedir. Bunu yaparken de kamu gücünü yurttaşla karşı karşıya getirmekten ve kamu kurumlarını birbirine düşürmekten çekinmemektedir. Yaşananlar İzmir’in, İzmirlinin ve bütün Türkiye’nin gözleri önünde olmaktadır.
Yapılan zorlamanın tam bir “akıl tutulması” olduğunu düşünüyoruz. Bizce bu işten siyaseten en çok zararlı çıkacak da iktidar partisi olacaktır. Bir bakıma iktidar kendi ayağına kurşun sıkmaktadır! Bunu görememelerine doğrusu hayret ediyoruz. Halbuki iktidar mensuplarından ve siyasetçilerinden beklenen, sorunu tırmandırmak değil çözümü kolaylaştırmak olmalıdır. Eski bir İzmirli olarak buradan ilgililere ve yetkililere bir çağrıda bulunmak istiyoruz; “İzmir’in çiçeklerini soldurmayın” diyoruz.