Meriç Velidedeoğlu

‘Fiyasko bir cumhurbaşkanı’

18 Mart 2016 Cuma

“Cumhuriyet” hafta başında, gerek “ABD”nin, gerekse “AB” ülkelerinin önde gelen gazetelerindeki, “R.T. Erdoğan”la ilgili değerlendirmeleri topluca yayımladı.
Başlık “ABD”den, ayrıca “fiyasko”dan önce bir niteleme daha var, “otoriter” oluş; bütünlersek “otoriter ve fiyasko”, “Başkan Obama” böyle değerlendirmiş Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını “The Atlantic”de.
“The Telegraph” ise, “Tehlikeli Bir Tiran” başlığıyla yer vermiş, metin bölümünde de, “Erdoğan Anayasa’ya ‘kişisel oyuncağı’ muamelesi yapıyor!” dedikten sonra da şöyle sürdürüyor: “Onlarca yıl hükmetmeyi planlıyor. Bu nasıl tehlikeli olmaz!” diyerek de kaygısını açıkça ortaya koyuyor.
Böyle haykırıyor “ABD” ve “AB” basını. “Haklılar!” demeden önce insan: “Şimdi yakındığınız bu kişinin o tepelere çıkmasında ‘payınız’ yok mu? ‘Obama’ seçildiğinin -neredeyse- ertesi günü, Türkiye’ye gelip, ‘Erdoğan’ı pohpohlayarak, ‘Ilımlı İslam Devleti’ni perçinlemedi mi? Hele, ‘BOP Eşbaşkan’ı yapılarak, uçurtmadınız(!) mı?” diye sormak istiyor...
Ne var ki, bırakalım “siyaset”le ilişkisi, ilgisi olanı; böyle hiçbir bağlantısı olmayan bile bilir -özellikle dış siyasette- “kullanılmanın” geçerliliğini; ilk önce göklere çıkarıp zamanı gelince de silkeleyip çöpe atmayı...
Günümüzde, “Erdoğan”a uygulanan da bu yöntem değil mi?
Bu duruma gelmesinde, yetiştiği ortamın, hemen hemen yalnızca “din” öğretimiyle sınırlı yetersiz eğitiminin yanında, “narsist” kişiliğinin payından söz edilip bu yapısı açıkça ortaya konuyor ve ne yazık ki bize yaşattığı, olumsuz onca örnekle birlikte...
Öyle görünüyor ki, Erdoğan -“bu narsist yapısının dürtüsüyle de”- cumhurbaşkanlığını kendisi için yeterli görmeyip “Başkanlık” istiyor; böylece “yürütme”yi, “yasama”yı, açıkça “yargı”yı, bu “üç erk”i -ayırmak bir yana- avcunun içine almak için dayatıyor.
Hep olduğu gibi, yine bir ayraç açıp, tarihsel bir durumu da anımsayalım diyorum; çünkü bu “Başkanlık” konusunu daha önce de yaşadık biz “93 yıl” önce; sanırım böylece Erdoğan’ın dayatmasını oluşturan temel bir boyuta da değinmiş oluruz.
Dört yıl süren “Ulusal Kurtuluş Savaşı”nın, “Lozan Antlaşması’yla” noktalanmasının ardından, kurulacak yeni yönetimin yapısı gündeme gelir; bir “Meclis”, bir “Meclis Hükümeti”, “Meclis” adına imza atmaya ve “Bakanlar Kurulu”nun doğal başkanı olarak kararlarını onaylamaya yetkili olan bir “Meclis Başkanı” da vardı, ama bu yapının dolaysiyle “Meclis Başkanı”nın “Devlet Başkanı” olduğunu belirten bir yasa kuralı yoktu.
“Atatürk”, bu belirsizlikten “Padişah” taraflısı milletvekillerinin nasıl yararlandığını “Söylev”de (Nutuk), “Padişahlık kaldırıldıktan sonra ‘Devlet Başkanlığı’nın ‘Halifelik’ mevkiinde belirdiğini görüyorlardı (...) ‘Halife’nin bütün Müslümanlarca sevildiği Asya’nın en ücra köşelerine varıncaya dek Müslüman ülkelerinden binlerce mektup ve telgraf aldığı; birçok yerden kendisini görmeye kurullar geldiğini” yazan gazetelerden söz ederek dile getirir.
“Atatürk” ayrıca, “Milli Mücadele”yi -hemen hemen- birlikte başlattıkları “Rauf Bey’in bile, “en doğru yönetim biçiminin ‘Başkanlık’ ve Başkan’ın da ‘Halife’ olduğu” görüşünde direndiğini vurgular. Ne ki, “Cumhuriyet”in ilanının kabul edilmesinin hemen ardından “Cumhurbaşkanı”nın da seçilmesi, “Başkanlık” sisteminin dolayısiyle de “Halife”nin “Devlet Başkanı” olmasını isteyenleri öyle bir umutsuzluğa düşürür ki, “Atatürk”e bile “Halife” olmasını önerirler...
Bu kısacık alıntılar bile “AKP” iktidarının, “Cumhuriyet” döneminin “reklam arası” ya da “enkaz” olarak görmesinin temel nedeninin “Halifelik” ve “Halife” ile bağlantılı olduğunu ortaya koyduğu gibi, “Erdoğan”ın “Başkanlık” dayatmasının temel nedenini de gözler önüne sermiyor mu?
Değerli dostlar, bugün “Çanakkale Savaşı”nın “101. Yıllı”; Anafartalar’da düşman ordusunun karaya çıkmasını engelleyen, “Atatürk”ün komutasındaki “57. Alay”ın hemen hemen “Şehit” düşen tüm erlerinden biri olan dedem “Er Afiyetullah” ile birlikte, bu savaşta şehit olan yüz binlerle insanımızı, gencimizi; ayrıca “Atatürk”ün söylemiyle “Artık bizim evlatlarımız” olan yabancı gençleri de anıyor, ışıklar içinde olmalarını, sizlerle de paylaşarak, diliyorum.
Yarın da, “Şehitler Günü” dolayısiyle tüm şehitlerimizi hem de “Ankara Katliam”ında kaybettiklerimizi anmak üzere Beşiktaş’ta olalım!  


Yazarın Son Yazıları

Siyasal terör! 22 Ocak 2021
‘Geleceksizlik!’ 15 Ocak 2021
İlk gün 1 Ocak 2021
İsmet İNÖNÜ 25 Aralık 2020
‘Şikâyetname’ 18 Aralık 2020
‘Kıht-ı Rical’ 23 Ekim 2020
‘Quo vadis?’ 16 Ekim 2020