Deprem
Mine G. Kırıkkanat
Son Köşe Yazıları

Deprem

26.01.2020 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

İlk sarsıntı olduğunda, tavla oynadıkları sehpa hafifçe yerinden oynadı, atılan zarların tıngırtısı biraz uzun sürdü, o kadar.

‘Şeş caar!’ dedi, dede.

‘Altı beş!’ dedi, baba.

Ve devam ettiler.

Ataerkil bir aileydi. Orta halli bir evde, ana baba, dede torun, dayı yenge birlikte otururlardı. Hırlaştıkları olurdu, ama seviştikleri günler de vardı.

İkinci sarsıntı ile duvardaki Ata portresi yan yattı. Tepedeki lamba şöyle bir gidip geldi, atılan zarlar çalkalandı.

‘Yahu ben penci düş atmıştım, dü beşe döndü!’ diye şaşırdı, dede. 

‘Yer sarsılıyor!’ diye bağırdı, torun.

Dayı yerinden fırlayıp Ata portresinin yanında asılı duran mavzerini kaptı, pencereye seyirtip mevzilendi:

‘Kimse kıpırdamasın, yakarım!’

Ana çığlık çığlığaydı:

‘Oğlum, oğlum! Kirişin altına gir, koru kendini!’

Baba, ilk şaşkınlıktan sonra tüfeği sokağa doğrultan dayıyı sakinleştirmeye çalıştı.

‘Sokak kıpırdamıyor birader, kendine gel, yer sarsıntısı oluyor, yer sarsıntısı!’

Dede, ‘Bizim zamanımızda yerler böyle sarsılmazdı!’ dedi.  

‘Bırakın yakayım bu evi sallayanları!’ diye bağıran dayı ile tüfeği onun elinden almaya çalışan baba, pencere kenarında boğuşuyorlardı.

Kuran okumakta olan yengenin tiz sesi, işaret parmağını havaya dikip ‘Dinsizler imansızlar, kıyamet günü geldi işte, hesabını verin günahlarınızın bakalım!’ diye çınladı.

Üçüncü sarsıntıyla birlikte, Ata’nın sureti yere düştü, tavla devrildi, zarlar ortalığa saçıldı. Dayı, tüfek elinde hazırola geçti.

‘Saat dokuzu beş geçe, Atam Dolmabahçe’de gözlerini kapadı, bütün dünya ağladı, doktor doktor kalksana, lambaları yaksana, Atam elden gidiyor, çaresine baksana!’

‘Elektrik kesik ama’ dedi baba.

‘Sular da gelmedi bugün’ diye sızlandı ana.

Torun, ‘Saçmalamayı bırakın!’ diye gürledi. ‘Derhal evden çıkmamız gerekiyor!’

Dede, yere saçılan zarları topluyordu. 

‘Ana, şeş beş gelmiş!’

Ana oğlunun koluna yapıştı.

‘Hayır çıkma! Masanın altına sığınalım.’

Yenge kendisini masanın altına attı.

‘Masanın altı benim, kimse giremez!’

Baba kirişlere sarılmış ağlıyor, dayı devrildiği koltuktan bağırıyordu:

‘Bırakın tepeleyeyim yeri sarsanları!’

Torun, ‘Canımızı kurtaralım, dışarı çıkalım, ne olur!’ diye yalvardı.

Ana, ‘Kal beraber ölelim’ diye inledi. 

Baba bağırdı: ‘Evim elden gidiyor, devlet nerede?’

Dede dört ayak üstünde emekliyor; dayı kalkamadığı koltuktan mavzerinin kurşunlarını boşaltıyordu, pencereye doğru ve görünmez düşmanlar üstüne.

Yenge masanın altında altın bileziklerine ve faizdeki hesaplarına ağıt yakıyordu. ‘Vademi kimler yiyecek aaahh... Duamı kimler diyecek vaahh...’

Dördüncü sarsıntının şiddetiyle hepsi yere yuvarlandı.

Evin kapıları menteşelerinden çıktı, ardına kadar açıldı.

Deprem gelmişti.*

Ne değişti dostlar, ne değişti?

Yukarıdaki öyküyü, 1999 yılında yaşadığımız iki büyük depremden üç yıl önce, yani Yalova’da kaybettiğim yakınlarım, dostlarım hayattayken ve bu depremlerin yarattığı toplumsal travmadan henüz etkilenmeden yazmıştım, sevgili okurlarım. 

Neden daha o yıllarda bile yaşamadığım bir deprem olgusuna takılmış; Türkiye’nin her anlamda dökülen sosyal yapısını, yıkılma tehlikesini, önsezi denebilecek deprem metaforuyla anlatmak istemiştim, ben de bilmiyorum...

Ama 1996’da yazdığım bu öyküyü tekrar okurken, betimlediğim koşulların pek de değişmediğini fark ettim.

Koyun duvardaki Ata portresinin yanına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fotoğrafını; mümin yenge elbette ki çok daha saldırgan, hatta dede de hacı olmuştur arada, ama öyküdeki toplumsal taslak, o gün olduğu gibi bugün için de geçerli değil mi?

Bu öyküden yedi, 1999 afetinden dört yıl sonra, İstanbul’un beklediği depremin jeopolitik sonuçlarını bilimsel verilere dayanarak kurguladığım bir uyarı, hatta alarm romanı yazdım: Bir Gün Gece**.

İlk baskısı 2003’te yapılan romanda tarif ve ihbar ettiğim hiçbir altyapı ya da üstyapı çarpıklığı aradan geçen on altı koca yılda değişmediği gibi, katmerlendi, çoğaldı, genişledi ve afetin vereceği zarar oranı beşe katlandı! 

Kitap yıllardır çok okunuyor, hep konuşuluyor, ama gidişatı değiştirebilecek yetkililerde en küçük bir ürperti, sorumluluk benzeri bir duyarlılık yaratmadı, yaratmıyor!

Deprem vergilerinin deprem felaketinden gayrı her şeye harcandığı bir ülkede, zaten hangi duyarlılığın anlamı ve karşılığı var ki?

Elazığ’da yakınlarını yitiren yurttaşlarımıza sabır, yaralılara şifa diliyorum.


* Topuk Tıkırtıları/Milliyet Yayınları, 1996

** Kırmızı Kedi Yayınevi, 2018

Yazarın Son Yazıları

Hrant Dink’in iki ölümü

Yarın 19 yıl olacak, içimizdeki en insan kaldırımda cansız yatalı ve üstüne serilen muşambaya sığmayan ayaklarındaki tabanı delik papucuyla unutulmaz olalı...

Devamını Oku
18.01.2026
Güney Amerika’ya Ortadoğu modeli

Beyaz Saray, sosyal medyada Başkan Donald Trump’ın siyah beyaz bir fotoğrafını yayımlıyor, üstüne küçük harflerle “No games” altına büyük harflerle FAFO yazıyor.

Devamını Oku
11.01.2026
Ve Tanrı aşkı yarattı

Gazeteci, o sabah dörder dörder çıktı çalıştığı derginin eski ama soylu mermer merdivenlerini.

Devamını Oku
04.01.2026
Hemingway için “ikinci Truva kuşatmasının sonu” (2)

9 Ekim 1922 tarihli Toronto Daily Star gazetesinde Ernest Hemingway imzasıyla yayımlanan “Türkler İstanbul yakınlarında” başlıklı haber...

Devamını Oku
28.12.2025
Hemingway’in Türklerle imtihanı

Kurtuluş Savaşı’nın Cumhuriyetle taçlanmasına bir yıl var ve İstanbul işgal altındaydı.

Devamını Oku
21.12.2025
Bir sosyal demokratın anıları

Halkçı Parti’nin genç milletvekilleri koşulların izin verdiği ölçüleri aşarak 12 Eylül ve sonrasındaki işkence iddialarını Meclis gündemine taşıyordu.

Devamını Oku
14.12.2025
Hello Papa, sen misin yeni baba?

Boğaz kıyılarındaki küçük Byzantion yerleşkesini Nova Roma’ya (Yeni Roma, bugünkü İstanbul) dönüştürecek yıkım-yapım çalışmaları 324 yılında başladı.

Devamını Oku
07.12.2025
Türkiye’nin ilk kitap müzesi: FKE

Fethiye, yurttaşların ormanları yanmasın diye nöbet tuttuğu ve olağanüstü güzellikte kıyı şeridine çöken muktedirlere, muktedir torpillilerine karşı kazanamayacaklarını bile bile mücadeleye girmekten korkmayan çevreciler ile yurtsever Yörüklerin diyarıdır.

Devamını Oku
30.11.2025
Karar ve tavır

Türkiye artık ulusal bir toplum değil.

Devamını Oku
23.11.2025
Onlar SAFE, bizler saf..

Hayhuy arasında kaynadı gitti...

Devamını Oku
16.11.2025
Yangın önlemek mi, keriz silkelemek mi?

Turizm, Türkiye’nin en önemli gelir kaynaklarından biri.

Devamını Oku
09.11.2025
Panik atak mı, panik aşk mı?

Kırk yaş, rastgele bir yaş değildir.

Devamını Oku
02.11.2025
İster zart, ister zurt, illaki zort

Dünyada pek çok devlet ve yönetim biçimi vardır.

Devamını Oku
26.10.2025
Yılanların yalanı

Türkiye’nin yalanları, tarihi kadar uzun, kalın ve kuyrukludur.

Devamını Oku
19.10.2025
Hayaller Riviera, gerçekler Gazze

ABD’nin en hafif deyimle en tuhaf başkanı Trump’ın Gazze’ye ilişkin bir projesi var.

Devamını Oku
12.10.2025
Siter yalha züdü çekger dirmi?

Çocukken çok sevdiğim bir oyun vardı. Belki siz de oynamışsınızdır...

Devamını Oku
05.10.2025
Al saat ver saat

Makronezya müstebiti Valdemir Potin’in ricası üzerine Mikronezya’yı barışçıl amaçlarla işgal eden 100 bin Çinli askeri doyurmak kolay değildi.

Devamını Oku
04.10.2025
Bir muhtarın çığlığı

11 Eylül 2025 tarihinde Kadıköy ilçesindeki Caferağa Mahallesi’nin kalbindeki tek mazbut (tahrip edilmemiş alan), Ali Oğlu Hüseyin Vakfı’na ait 12 dönümlük arsa için bir ihale düzenlendi.

Devamını Oku
28.09.2025
Hatırla sevgili, o makus tarifi

100 bin Çinlinin 100 bin nüfuslu Mikronezya adasını işgali, iştah ve sefayla sürüyordu.

Devamını Oku
27.09.2025
Eğriliğin ederi, doğruluğun bedeli

Dünyanın tüm kedileri aynı dili konuşur, aynı tınılarda hırlar ve miyavlarlar.

Devamını Oku
21.09.2025
Kayyum devşirme

12 Haziran 2011 genel seçimleri, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanı olarak girdiği ikinci, oy kullanabildiği ilk seçimdi.

Devamını Oku
14.09.2025
Sal gideyim, salla geleyim

Yalnız ve güzel ada Mikronezya’nın uyuşuk ahalisi, her şeye alıştığı gibi savaşsız gerçekleşen Çin işgaline de alışmış, minnak adayı nüfusu kadar işgalciyle paylaşmayı da kabullenmişti.

Devamını Oku
13.09.2025
Hayaller dolgun fon, gerçekler yırtık don

Güzel bir Kafkas atasözüdür: “Yükseklerde ne eserse alçaklarda onu toplarsın.”

Devamını Oku
07.09.2025
Belirsizliğe doğru

Joseph Ignace Guillotin, 1738 ile 1814 yılları arasında yaşamış bir doktor; Paris Tıp Enstitüsü’nde anatomi dersleri veren bir hocaydı.

Devamını Oku
31.08.2025
Yarım insan hakları

Mısır, nüfus çoğunluğu Müslüman bir ülkedir.

Devamını Oku
24.08.2025
我们身后还有十五亿

Çin’in Mikronezya’yı sessizce işgali Makronezya müstebiti Valdemir Potin hariç, Ezya arşipelindeki tüm istibdatları heyecana gark etmiş ve hatta okyanus ötesi kıtaları da zıplatmıştı.

Devamını Oku
23.08.2025
Bir vasiyetin ağırlığı

“Toplum olarak fikirdüşünce gelişmesi ve vicdan bilinçlenmesi gibi nimetlerden yoksun kalmışlığımızın iki sorumlusu vardır...

Devamını Oku
17.08.2025
Çin işi, asker dişi

Mikronezya ile Yutania’nın şöyle ağız tadıyla bir türlü kapışamayan ordularının sahillerde pineklediği bir sabah; olan oldu.

Devamını Oku
16.08.2025
İsyan hakkı

İnsanlar niçin anneye, babaya, düzene isyan ederler?

Devamını Oku
10.08.2025
Yanık toprak taktiği

Türkiye, artık ağır yaralı bir ülke.

Devamını Oku
03.08.2025
Satamam derdimi kimseye

Mikronezya’nın Yutania ile nihai kapışması beklenirken Ulu Çoban Muktedir Makropiç’in de askeri ve sivil ahalinin moralini elbette yüksek tutması gerekiyordu.

Devamını Oku
02.08.2025
Patria Nostra’dan Madara Mostra’ya

Hani karşınızda biri limon yer, sizin damağınız kamaşır.

Devamını Oku
27.07.2025
Emekli açlık, emeksiz tokluk

Köyde doğdum. Lise bitene kadar kara lastik ayakkabı giydim. Devlet yurdunda tıkış tıkış vaziyette üniversiteyi bitirebildim...

Devamını Oku
20.07.2025
Son dilek, yok çörek

Mikronezya ve Yutania’nın yaz sıcağında çöle dönüşen kumsallarında düşman beklerken sivrisinek avlayan, sevdiklerinden aylardır uzak kalan askerler, depresyona giriyorlardı.

Devamını Oku
19.07.2025
Yüreğimiz sızlar, ciğerimiz yanarken...

Canlılar arasında bir canlı türü olan insanın, ait olduğu memeliler sınıfındaki diğerlerinden tek üstünlüğü, beyinsel yeteneğidir.

Devamını Oku
13.07.2025
Dar sahada kısa paslaşma

Mikron ordusu kıyıda düşman beklerken, Betonit Saray’da işler çığrından çıkmıştı. Olası savaş masrafları boyuna yoksul halkın sırtına bindiriliyor; savaş korkusu ise Kel Tepe’deki ayrıcalıklı nüfusun cima furyasını kamçılıyordu. Sarayın CİA danışmanı Frozen Goldstein, donuk zekâsına karşın epeyce ateşli bir çapkındı. Güzeller güzeli karısı Frambuaz ise başlangıçta dini bütün bir Yolcu ve erdemli bir kadındı. Ama kocasının ihanetlerini öğrenince yoldan çıkmış; “göze göz dişe diş” deyip o da cima havuzuna atlamıştı.

Devamını Oku
07.07.2025
Diyanet’in yol harcı, teğmenlerin ihracı

Tuzla Piyade Okulu’nda 10 Kasım 2023’te Atatürk’ü anma etkinlikleri için son hazırlıklar yapılıyordu.

Devamını Oku
06.07.2025
Saçma sapan bir savaş mıydı?

Saçma sapan bir savaş mıydı? İ srail’in suikast saldırıları, İran’ın Demir Kubbe’yi delen füzeleri, ABD’nin İran’ı bombardımanı, yıkılan binalar, insan kayıpları ve pek de anlam verilemeyen bir savaş daha tavsadıktan sonra ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth dünyaya açıkladı: “Biz bu saldırılara aylardır hazırlanıyoruz…”

Devamını Oku
29.06.2025
Suratın tatlısı, limonun ekşisi

Mikronezya adasının Yutania’ya bakan kıyı şeridinde, askeri karargâh dışında bir sivil yaşam belirtisi de vardı...

Devamını Oku
28.06.2025
Sarı Paşa ve Türk Mucizesi

Vakit dardı. Kütahya mücadelesi sonrası, Yunan ordusu var gücüyle saldırıya geçecekti.

Devamını Oku
22.06.2025